|
Yazarımız Yüksel Akkaya’nın yeni bir kitabı yayınlandı: KAPİTALİZMİN HAPİSHANELERİNDE ÖDÜNÇ HAYATLAR – Sınıf Mücadeleleri, Avrupa Birliği, “Küreselleşme” (Eksen Yayıncılık). Bu önemli kitaba önsöz’ü de bir başka yazarımız Fuat Ercan yazdı. Biz de kitabı Fuat hocanın yazısıyla tanıtalım dedik. |
|
|
Soner TORLAK, Hugo Chavez’in de sık kullandığı bir kavramı, kuramcısı Heinz Dieterich’i karşısına alarak eleştiriyor: “Dieterich göre 21. Yüzyıl Sosyalizmi, şu dört bileşenin hayata geçirilmesi sonucu varılacak olan bir sistem: Demokratik planlı eşdeğerli ekonomi, doğrudan demokrasi, akılcı-etik-estetik özne ve katılımcı kurumsallık.” |
|
|
İnsanlık tarihi boyunca bir şekilde var olmuş bir toplumsal varlık olarak Devlet, hayatın her alanında nüfuzunu hissettiren bir varlığa dönüşmüştür. Bu, Devlet'in doğasını anlamayı daha da güçleştirmiştir. Her ne kadar Devlet hakkındaki felsefî tartışmalar ve değişik perspektifler tarihte epey gerilere kadar götürülebilirse de Devlet'e bakışımızdaki mevcut duruşumuzu geliştirmemiz gerekmektedir. |
|
|
Francsco Vergara’nın Liberalizmin Felsefi Temelleri –Liberalizm ve Etik- kitabını Ali Timuçin MaviDefter okurları için tanıttı: "Liberalizmin günümüzde geldiği noktanın daha iyi anlaşılabilmesi için bu düşünce akımının tarih boyunca geçirdiği evrelerin ele alınması yararlı olacaktır ve böylece günümüzde bu düşüncenin ulaştığı yer daha iyi ortaya çıkar. Francsco Vergara’nın Liberalizmin Felsefi Temelleri çalışması bu bağlamda bir boşluğu giderecek gibi görünmektedir." |
|
|
Gayrimüslimlere askerde yapılan uygulamalar, muharip sınıfa alınmamaları ve bunların yük hayvanı derecesinde algılanmaları, bunların askerliği benimsememelerine sebep olmuştur. Gayrimüslimler amele taburlarında kırılmamak için askerliğe hiç de sıcak bakmadıkları gibi Türkler de kitle halinde askerlikten kaçmaktadırlar |
|
|
20’li yılların başındaki İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte, eskiden de var olan, kendine ait bir devlete sahip olmaya ve onu idare etmeye alışkın olan askeri yönetici elit sınıf mensubu olan Kemalist kadrolar, eskiden de olduğu gibi, “Memluklar tipinde bir yönetici sınıf olarak,”yönetenlerin huzuru sağladığı, yönetilenlerin artık üreterek, yönetenlerin bekasını yükümlendiği, kendini idare eden fakat yaptırım gücü olmayan zayıf sınıfların üzerine oturmuştur. |
|
|
Ranajit Guha’nın 'Dünya-Tarihinin Sınırında Tarih' adlı kitabı, tarihsiz yığınların yok sayılan tarihlerinin yeniden yazılması ve sömürgeci tarih yazımıyla hesaplaşılması çağrısında bulunuyor. Soner TORLAK kaleme aldı. |
|
|
Latin Amerika’da İsyanın Tarihi bir değerlendirme, anı, gözlem ya da analiz kitabı olmanın ötesinde, adeta bir “isyan ansiklopedisi”… |
|
|
Biz, bilmenin, bilim çağının insanları, neden bir türlü bilemiyoruz kendimizi? Biz bu kadar bilimselken, kendimizle ilgili fikrimiz neden hep inanç düzeyinde kalıyor? |
|
|
"Emrah Cilasun'un 'Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü' adlı kitabı, bir biyografi çalışmasının çok ötesinde bilgiler ve belgeler içermektedir. Cilasun, çeşitli yayınlarda ve arşivlerde dağınık olarak duran belgeleri kronolojik olarak bir araya getirip Mustafa Suphi olayının gerçek bir kompozisyonunu çizer. Bu kompozisyondan hareketle, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının trajik sonundan günümüzde alınacak dersleri cesaretle ortaya koyar." |
|
|
Tarihin önemli bir kavşağında, Türkiyeli komünist önderlerden Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz'de katledilmesini, dönemin önemli kişilikleri ve kurumlarıyla inceleyen bir çalışma Emrah Cilasun'unki. En azından üzerinde düşünülmeyi, tartışılmayı hakediyor. |
|
Değerli tarihçi Vahakn N. Dadrian'ın Ermeni soykırımına dair önemli çalışmaları var. Şu ana kadar üç kitap halinde yayınlanan ve soykırımı inceleyen 'Toplu Makaleler' dizisinde Dadrian, Türk kaynaklarının yanı sıra, ittifak devletleri kaynaklarında da soykırımın izini sürüyor. Sait Çetinoğlu, Ermeni soykırımında Alman etkisinin rolünün tartışıldığı son kitabı inceledi. |
|
|
Varolmak için güç üretmek... güç üretmek için yok etmek... yok etmek için kural koymak... kural koymak için meşru olmak... meşru olmak için gizlemek... Tüm bunları aynı anda yapabilmek için canavar bir zihin tasarlamak... |
|
Kadınlık sorgulamasıydı tüm kaşıntılar. Elin, ayağın, burnun, sırtın kaşınması… yaşama anlam kazandırma uğraşısıydı. Erkeğe sen çalış, didin, mücadele et, bilgilen, beni ez, bana ikinci sınıf muamelesi yap… ben oturduğum yerden kaşınarak her şeyi bilirim… hatta senin başına gelecekleri bile demekti. Kaşındı durdu kadın. Tüm bedenini kaşımaktan ‘başını kaşıyacak” zamanı yoktu. Baş unutulmuştu, baş akıldı, duyguydu, özgürlüktü. Ama unutmuştu. Onun için baş; saç’tı, kadındı, namahremdi. Çünkü Hegel tini mini hanım şarkısını, kendi çıkarlarının, sınıfının şarkısını söylüyordu kadına. Kaşıntıyı bıraktı kadın, geçirdi sıkma başı… hiç kaşıyamadığı başına. Hegel’in tini yeni bir özgürlük alanı bulmuştu. |
|