Haluk Yurtsever
AKP devletleşirken Yazdır E-posta

ABD, 5 Kasım 2007 itibariyle; AKP ile Genelkurmay’ı hem kendi Ortadoğu stratejisine bağlamış, hem de bu iki odak arasında uzlaşma sağlamıştır. Uzlaşma, çelişkilerin ve çatışmaların yok edilmesi anlamına gelmemekte, mevzi savaşları yeni biçimlerde sürmektedir. Ama sınırlar çizilmiştir. Bütün atlara oynayan ve hiçbir durumda kaybetmeyecek olan şimdilik ABD’dir. AKP ve TSK, birlikte ve ayrı ayrı ABD karşısında bugün dünden daha güçsüz, ABD’ye dünden daha muhtaç ve mahkûm durumdalar. Büyük bir bilgi kirliliği ve karmaşa içinde Türkiye, ABD hedeflerine uygun bir kıvama getirilmekte, çıkıntılıklar düzlenmektedir.

 
Politisizm ve Proletarya Yazdır E-posta

Burjuvazinin dayattığı ekonomi/siyaset ayrılığını, işçi sınıfını birinci dereceden ilgilendiren emek/üretim süreçlerinden, yaşamsal ekonomik gereksinmelerden kopuk, uzak bir tutumla “siyaset” yaparak tersinden pekiştiren yaklaşım “politisizm”dir. Politisizm, “siyaset”i devlet etkinlikleri alanına hapsederek emek ve üretim süreçlerinin, işçi sınıfının çalışma ve yaşam ortamının dışına taşıyan, “ekonomik” sorunu işçi ile işverenin sözleşmeyle çözecekleri aldatmacasına dayanan burjuva yaklaşıma soldan destek verdiği için sorundur; tersinden ekonomizdir.

 
Ekonomizm Yazdır E-posta

“Ekonomizm” işçi sınıfı ve sosyalist hareketin doğuşundan bugüne, kendini her durumda yeniden üreten, ekonomi ile siyasetin birbirinden ayrılığı varsayımından kaynaklanan bir eğilimdir.

Bu sorunun kaynaklarından biri, hiç kuşku yok, kapitalizmin kendi ekonomi politiğini kurarken ve ekonomi-üretim alanına ekonomi dışı araçlarla müdahale ederken, işçi sınıfına ve topluma bu ikisini birbirinden ayrı alan ve etkinlikler olarak gösterebilme ve dayatma becerisidir.
 
Proleterya Yazdır E-posta

Bugün emperyalist kapitalizm altında büyük bir yabancılaşma, yoksullaşma, maddi-manevi yoksunlaşma burgacına itilen büyük insanlığın kurtuluş perspektifi ile biz Marksistler tarafından bu kurtuluş-özgürleşme mücadelesinin toplumsal öznesi olarak kabul edilen proletaryanın konumu ve işlevi arasındaki ilişki sorunudur.

 
Siyaset milyonların olduğu yerde başlar Yazdır E-posta
"Türkiye, bütün sınıf ve siyaset güçlerinin sınandığı bir dönemden geçiyor. Sermayenin daha yoğun sömürü ve yeniden genişletilmiş üretim mekanizmalarıyla ileri derecede yoğunlaşıp merkezileşmesi; küresel sermaye egemenliğinin tam ve kesin biçimler kazanması; devletin “kamu hizmeti” işlevi budanır, kamu varlıkları haraç mezat elden çıkarılırken baskıcı temel işlevler ekseninde yeniden örgütlenmesi; Kürt hareketinin içeriden ve dışarıdan ABD, AB ve liberal-sivil toplumcu akım tarafından kuşatılması; sol ve sosyalist hareketin sağlı sollu liberal/ulusalcı çevirmelerle etkisizleştirilmesi; emperyalist-kapitalist sistemle daha tam bütünleşmek, paylaşım sofrasından kırıntılar kapmak, emperyalist hiyerarşide yükselmek üzere AB üyeliği ve ABD taşeronluğunun ikisine birden talip olunması 12 Eylül’den  bu yana yaşadığımız sürecin belli başlı çizgileridir."
 
Kriz ve inisiyatif Yazdır E-posta

Mavi Defter ’de Haluk Gerger’in yazdığı gibi kriz “kapıda” dır ve Sungur Savran’ın altını çizdiği gibi krize karşı “sınıfsal yığınak” yapmak gerekiyor. Çok boyutlu, katmanlı bir krizden söz ediyoruz.

Kapıdaki krize karşı “sol ne yapmalı?” sorusunun ve “yığınak” çağrısının hak ettiği karşılıkları bulmasının ise bugün esas olarak ideolojik ve siyasal billurlaşmadan geçtiğini düşünüyorum.

Sorunun özü, bence, solun, işçi sınıfının, sosyalizmin krize, döneme, tarihe hangi sözü söyleyeceği, gidişata hangi çizgiden müdahale edeceği noktasındadır.

 
Çözülüş ve devrimci birlik Yazdır E-posta
Türkiye, tarihinin kritik, hiçbir şeyin eskisi gibi devam edemeyeceği bir evresinden geçiyor. Anadolu devrimiyle, Kemalist ilkeler temelinde kurulan üniter, laik Türkiye Cumhuriyet’i, dışarıdan ve içeriden adım adım çözülüyor. Ancak hemen eklemek gerekiyor. Yaşanan süreç, kapitalist devletin, emperyalizme eklemli düzenin çözülmesi değildir. Tam tersine, kapitalist devlet ve düzen tam da emperyalist dünya düzeninin isteklerine uygun bir çizgide yeniden yapılandırılıyor. Zaten çözücülerin gücü de esas olarak buradan geliyor. Ulus devletleri çözerek ve budayarak etkisizleştirme devletli emperyalizmin bugünkü stratejisidir. Bu sürecin zamana yayılan dönüştürücü programı bir yana, hegemonyayı sürdürme ve “büyük kriz”i “yaklaşan felaket”i öteleme,  Büyük Ortadoğu Projesi’ni bir an önce yaşama geçirme ihtiyaçları yaşadığımız günlerde adımların hızlandırılmasını gerektiriyor. Daralan zamanda sıklaşan adımlar, her alanda sürtünme ve kopuşları zorluyor.
 
Sol ve Gündem Yazdır E-posta

 “Sol” kavramı 1789 Fransız Devrimi ile birlikte kullanılmaya başlandı. Halk temsilcileri meclisin sol tarafında oturduğu için onlara “solcu” denildi. O dönemin orta sınıfı olan burjuvazi, iktidara yürürken emekçileri, köylüleri de peşinden sürüklüyor, “halkı” temsil ediyordu. Ayakları üzerinde dikildiği, yöneten sınıf olduğu andan itibaren gericileşti. “Sol” kavramı, işçi-emekçi sınıfların dünya görüşü ve hareketi anlamında yeni bir içerik kazandı.