|
Okunmadan, bilinmeden, değerbilinmeden, (elbette) tartışılmadan Türkiye’de çağdaş hatta çağın üstüne üstüne… Büyük İnsanlık Yürüyüşü, uygarlığa değgin hiçbir şeyi anlamak, çözmek mümkün değildir; karanlıktır. Baltaların gölgeliğinde anıt yazıtlar: . Nâzım Hikmet (1902 – 3 Haziran 1961) . İsmail Hakkı Tonguç (1893 – 23 Haziran 1960) Büyük İnsanlık Yürüyüşü’ndeki evrensel emeklerine Haziran çiçeklikleri bırakıyorum. |
|
|
Şimdiii… 3 Temmuz Sivas’ı… 15 yıl sonra ilk kez yazabilmeye yanıyorum. Madımak. (pardon!) Çalışacağım. Daha bir ay kadar var ama anca yazar sorarım |
|
|
Yurtta ve Dünyada gündem ‘Büyük Kriz’e göre hassaslanıyor. Siz bakmayın Türkiye’nin ‘küçücük fıçıcık / içi dolu turşucuk’ görünürdeki gündemine; şartlar da, özlem de, çare de yükseliyor gerçekte: . Büyük İnsanlığın “1 Mayıs”larına… Nehirler cetvel değildir ki, dümdüz aksın. 1 Mayıs, uygarlığın, birimi, ölçeği, Büyük İnsanlığın evrensel, sonsuza yükselen şelâlesi. Soru(n) şu sıralar yurtta ve belki de dünyada en çok duyulan eğlenceli soru: . Var mısınız? . Yok musunuz? |
|
|
Türkiye’nin geri(ci) geleneksel, paslı-küflü yönetim ve ezici sınıfsal zihniyet profili, “Medeniyet Âlemi-İnsanlık Ailesi” içindeki en yeni(!) vesikalık fotoğrafı bir kez daha çekildi; bu kez derin ultrasonu (*)demek gerekecek ekranlara gazetelere yansıdı, dünyada izlendi: 1 Mayıs 2008! |
|
|
‘O gün’… Bütün dünyada, artık -bir uygarlık alışkanlığı ve değeri olmuş- şenlikler şölenler yapılırken, 1 Mayıs’ını… 15 milyonluk kentinde kendi insanına cehennem kılmış bir ülke olarak görünüyor. |
|
|
Türkiye’nin muhalefetsiz gündemi; “çılgın”lıklar ile “aptal”lıklar arasında sarkaçlanıyor, mekik dokuyor; gözbağı örüyor. |
|
|
Türkiye’de gündemin özü: Solkırım! Emekkırım! Emekdeğer kıyım! Özsansür! Türkiye muhalefetsiz. 12 Eylül terörizmasının tarihi-kültürü, toplumu, bireyi saran çürüten üç kolu: . Belleksizleştirme . Örgütsüzleştirme . Saygınsızlaştırma Tarih, toplum, birey perişan, yerlerde… |
|
|
Dünyanın gözüne yeni bir ‘Demir Perde’ mili çekme planı demek olan ABD’nin Füze Kalkanı projesi için Dick Cheney’in Ankara’yı ziyareti öncesi hararet yükseldi… StraTrajedi budur. Gün yüzüne vurdu.
|
|
|
Paramedyanın tepesinde köşekondu dolar milyonerliği yüzsüzlüğü ile... tabanında ecir, sendikasız, iş güvencesiz, iş hukuksuz muhabir ezintiliği arasında derin kast oluşturmuşsan, toplumuna yönelik tetikçi Medya Terörizma (Özkorkutmaca) ile “1’inci GÜÇ” tesisinden trilyonları götürmüşsen ne takımı? |
|
|
İşte size; “Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci bir demokrasi yoktur” vecizesinde saklı derin ironik illet… Hem illet hem de…ne? Onu da (paramedya) Basın Konseyi Başkanı söylesin; 2 Mart günlü “Adını doğru koyalım” başlıklı başyazısında Parapersonel’in yorumuna sığınıyor: “(E.Ö.) buna dün, ‘Çok başarılı bir askeri harekât, bir diplomatik ric’ate (geri çekilmeye) döndü’ diyordu. Bize kalırsa (Ö….) yumuşak bir deyim kullanmış. Bunun adı ‘ric’at’ değil aşağılanma yani ‘zillet’tir…” Evet en az 100 yıllık sadece illet değil zillet: Paramiliter Paramedya. Batı’da ‘Büyük sessiz çoğunluk’ diye bilinen kamuoyu’nun sürüleştirilmesi esasına dayalı ABD-AB kontrollu derin hastalık… |
|
|
40 yıllık manzara... Büyük Soygun! Derin Solkırım! Dipsiz seviyesizlik, muhalefetsizlik, çürüntülük… Varlık ÖZMENEK yazdı. |
|
|
Türkiye’nin fevkalâde düşük egemen; devrimcisiz, toplumcusuz, demokratsız, muhalefetsiz cari siyasal seviyesizliğinde cereyan eden ‘üçüncü boyutsuz’ medyasal itişip kakışmada… |
|
|
- Başla! diye bir ses… 40 yıl önce Ankara’da Mithatpaşa Caddesi’ndeki 49 numaralı Kaynak Apartmanı’nın farelerin cirit attığı bir rutubetli bodrum katında… 31 Ocak 1968 gecesi Türkiye’de ilk televizyon yayını bu sesle böyle bir yerde başladı. |
|
|
Aziz Nesin’in Ankara’daki evindeyiz. Aziz bey; - Peki ne yapacağız biz bu halkla, dedi. Şikâyetçi. Ne kadar uğraşsak boş. Doğru. Aydınlar Dilekçesi imzalamışız. Ekmek ve Hak Dilekçesi… Ankara Film Festivali… Demokrasi Kurultayı… Anayasa Kurultayı… Bir de Onbinler gazetesi projesi falan… Hep halk için. Çok üzgün. İstanbul’a gidecek yorgun. Aziz Nesin’in bu durumuna hem üzüldüm hem de şaşırdım. E’ee kolay mı? Hep işin içindeyiz. - N’apsın halk Aziz Bey, aptallaştırıldı dedim. Siz de öykülerinde onu yazmıyor musunuz? İkide bir sopa! İkide bir dayak! Ondan sonra da; sen aslansın! Sen kahramansız! Kim olsa aptallaşır. Aziz bey yatıştı. Duruldu. İstanbul’a gitti. İki hafta sonra gene gelecek. Gittikten üç-beş gün sonra gazetelerde haber: “Aziz Nesin Türk milleti aptaldır, dedi” |
|