Yazdır E-posta

“O Kafa”nın Yapışık İkizi Bu kafa!

Varlık ÖZMENEK

Elverişsiz kafa koşulları (o kafa-bu kafa, tokuş tokuşa)  bütün yurtta etkisini  ‘sıfır muhalefet’ hedefinde ağırlaştırıyor.

Türkiye’nin  “Büyük Soygun’da Medya”(*)sının dışı kimi yakar bilinmez ama, içinin; 12 Eylül’ün andıçıyla kendisine biçilen “1.Güç” rolüyle yaktığı, yıktığı bir gerçek.

Türkiye’de son 5 yıldır büyük soygunluk işlerle uğraşan TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün de her fırsatta ‘soygun gibi’ diyerek kayda geçirdiği üzere resmî bir ağızdan da ifade ediliyor; sadece güçlü değil, tırnak içinde:

- “…medya Türkiye’de hatta birinci güç”!  (**)

Dünyada böyle bir garabet yok!   

“1.Güç” pat! sesini duyunca, şak! şeyler yapıyor…   

Köktensansür! Otosansür!  BSG (Birincigüç Sizi Gözetliyor)…  Gerilim ve korku dizisi.

Bu yönde -en azından çeyrek yüzyılı aşkın sürelik- olgular ve belgelere, hiç de ‘eski köye yeni adet’ sayılamayacak son bir şak! daha ekleniyor:

Bir küçücük doğru haber ve bilgi çizgisinin bile Büyük Sessiz -özellikle de emekçi-  Çoğunluk denizinde fırtına koparabileceğine duyulan derin korku!

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’ndan yapılan  5 Ocak 2008 günlü açıklamada bakın ne deniyor:

***      ***      ***

”Düzen Muhalifi Basına Dağıtım Tekeli Sansürü...
Düzen muhalifi basın, 301 vb. maddelerle, toplumsal muhalefet güçlerinin toplumla mücadele yasası adını verdiği “Terörle Mücadele Yasası”yla terörize edilmeye, ağır mali cezalarla susturulmaya çalışılırken, şimdi de dağıtım tekeli sansürüne maruz kaldı.
Yalçın (Aydın olacak V.Ö.) Doğan medya tekeline ait Doğan Dağıtım Satış ve Pazarlama A.Ş, haftalık ve aylık yayınların dağıtımına ilişkin sözleşmeyi feshederek 2008 yılı başı itibariyle karşılanması mümkün olmayan yeni ağır ekonomik yükümlülükler getirdi. Bu uygulama fiilen, çok sayıda düzen muhalifi yayının dağıtımını engellemiştir. Daha önce de Merkez Dağıtım tarafından Gündem gazetesinin dağıtımı durdurulmuştu.
Düzen muhalifi basına yönelik bu saldırı, toplumun tek tipleştirilmesi, basının tek tipleştirilmesi saldırısının bir parçasıdır. Halkın haber alma hakkına yönelik doğrudan bir saldırıdır. Bu kabul edilemez.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu olarak, Doğan Dağıtım Satış ve Pazarlama A.Ş’nin siyasi boyutlu bu kararını şiddetle protesto ediyor, fiilen sansür anlamına gelen uygulamanın derhal durdurulmasını istiyor, kamuoyunu, basını, basın meslek ve insan hakları kuruluşlarını duyarlılığa çağırıyoruz...”
***      ***      ***
Platform Sözcüsü Necati Abay’ın bu açıklamayla çizdiği tablonun adını koymak zorunlu.
Zira…
20 yıl önce…  12 Eylül’den (1980)  üç buçuk ay sonra 1 Ocak 1981’de yayımlanmaya başlayan genel yönetmenliğini yaptığım 9 yıl 99 sayı çıkan aylık 'Bilim ve Sanat'  dergisi de aynı yöntemle berhava edilebilmişti ancak.
Ne kamuoyundan, ne basından, ne basın meslek, ne de insan hakları kuruluşlarından tek bir ses gelmişti…
Türkiye daha henüz 12 Eylül’ün kale gibi “Andıç Kurumu"nu çözememiş bir ülke. Ne hazindir ki, küresel merkezlerde bilmeyen yok!
Neredeyse küresel bir aforizma şöyle:  “Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci bir demokrasi yok."
20 yıl sonra… haftalık Atılım gazetesi  o günkü durumu adeta güncelleyerek bir açıklama yapıyor ve rakam rakam, bu aforizmayı aydınlatıyor.  
Buraya sadece başlangıç bölümü ile sonuç bölümünü alacağım:
“Doğan Dağıtım Satış ve Pazarlama A.Ş, 2008'de uygulamak üzere, haftalık ve aylık yayınlara yönelik dağıtım koşullarını belirledi. Ağır ekonomik yükümlülükler içeren koşullar, dağıtım imkanını tümüyle ortadan kaldırıyor.
Doğan Dağıtım Satış ve Pazarlama A.Ş, çalıştığı haftalık ve aylık yayınlarla daha önce bayilerde satılan yayının (bayi kesintisi de dahil) satış bedelinin yüzde 40'nın kesilmesi üzerinden yaptığı dağıtım anlaşmasını, tek taraflı olarak feshetti. Aydın Doğan'ın medya tekeline bağlı olan şirketin yeni anlaşma şartları, dağıtım bedelini -ister satılsın ister satılmasın- peşin ödenmesini dayatıyor. ‘Etiket bedeli’ altında dayatılan peşin ödemede istenen miktar ise, yayının satış bedelinin de üstünde…”

Sonuç:
“Bu uygulamadan sadece muhalif basının zarar görmeyeceği çok açık. Türkiye'de haftalık yayınların ortalama satış rakamı 10 bini geçmemekte. Yüksek reklam geliri ve büyük bir tekele bağlı olmayan hiçbir yayının bu şartlarla dağıtımını yapması olanaklı değil. En az siyasi sansür kadar çarpıcı olan bu durum, tekellerden bağımsız yayıncılık yapma hakkını ortadan kaldırıyor.”
***      ***      ***
Atılım gazetesi,  eski bir deney sahibi olarak benden görüş istedi. Onu da Mavi Defter okuyucularının ilgisine sunuyorum; zira anlatılan sonuçta sizin -haber alma temel insanlık hakkınız-  öykünüzdür:
***      ***      ***

“Faşizmin Kafa Yapışık İkizi: Medya Terörizm!" başlığı altında, şu görüşümü ilettim:
 
“Büyük soygunun korkusu da büyük olur, paylaşım kavgası da.

Dünyanın gözü önünde emperyal küresel merkez gözetiminde  ve denetiminde merkez ve deney üssü Türkiye olan bir sistem-rejim araştırması ve geliştirilmesi gerçekleştiriliyor bu coğrafyada.
 
Bunu doğru ve dürüst tahlil etmek gerekir.
 
12 Eylül rejimi ne kadar ulusal(cı) ve uluslararası bir dengenin Türkiye izdüşümü ise bu yeni arge(!) o kadar küresel bir gereksinim ve önemdedir.
 
Araştırılırsa Osmanlı'nın "Hasta Adam" ilânından bu yana son 100 yılın; oturtulması için de özellikle de son çeyrek yüzyılı aşkın bir sürenin sonunda köklü bir sistem-rejim analizi yapmak gerekmektedir.
 
Gazetecilik mesleğimin net ve çıplak tam 40 yılı bu deneyimin içinde (ejderha ağzı gibi bir yerde) geçti. Ve aynen başımdan geçti. Bu belki son perde!
 
- Faşizm! demek yetersiz kalıyor. Ve kolaycılık oluyor. Faşizmin aynı yumurta ikizi:
 
- Medya Terörizm!  (Korku, şiddet, yılgı ve ezintinin tüm kitle iletişim araçlarında, dolayısıyla tüm kitle iletişim ortamlarında içselleştirilerek ulusal-uluslararası toplumun yönetimi ve yönlendirilmesi için sistemleşmesi, sonsuz rejimlendirilmesi.)
 
'Artı değer'e ulusal ve uluslararası  pazarda el konması keyfiyeti ve saldırısı-sömürüsü değil sadece, 'Artı değer bilgisi' ile dağıtım ve dolaşımına el konması ile birlikte bu el konma söyleminin (tekçi küresel köleleştirme senfonisine) yüceltilmesi: Terörizma  
 
Terörizma: İnsandaki insanî öz'ün sömürülerek, çürütülerek ve tüketilerek tetiklenmesi; Özkorkutmaca!)
 
Türkiye bu son uygulama ile bir insanlık ayıbını daha kurumlaştırmaya adım atmıştır.
 
Bir görülebilse.

 
(*) “Büyük Soygun’da Medya, V.Ö. Ceylan Yayınları :154,   Eylül 2005  
(**) Hürriyet, 14 Aralık 2007, 1.sayfa manşetlik haberinin 16.devam sayfasında, son cümle.

 
< Önceki   Sonraki >