Yazdır E-posta

2007’de İnsan Haklarının Durumu

2007 yılına baktığımızda yine iç ve dış politikada yasama, yürütme ve yargı kurumlarında esas belirleyenin Genelkurmay Başkanlığı ve onun yerleşik zihniyeti olduğunu gördük. Bu zihniyet asıl olarak cumhuriyet öncesine dayalı “İttihat Terakki” partisi ve onun gizli teşkilatı “Teşkilatı Mahsusa” zihniyetidir.

Eren KESKİN

2007 yılının insan hakları açısından bir değerlendirmesini yapmak gerekirse, bunu çeşitli ihlal alanlarındaki sayısal verilerle yapmak yerine, sistemin özüne ilişkin bir değişiklik olup olmadığı biçiminde yapmanın daha doğru olacağı düşüncesindeyim.

Kısaca, Türkiye de yerleşik sistemi değerlendirdiğimizde askeri bir cumhuriyet olarak kurulan, Türk ve Suni Müslüman kimliği dışında tüm kimlikleri yok sayan ya da asimilasyona tabii tutan Türkiye Cumhuriyeti devletinde tarihten bu yana militarizm daima esas belirleyen oldu.

2007 yılına baktığımızda yine iç ve dış politikada yasama, yürütme ve yargı kurumlarında esas belirleyenin Genelkurmay Başkanlığı ve onun yerleşik zihniyeti olduğunu gördük. Bu zihniyet asıl olarak cumhuriyet öncesine dayalı “İttihat Terakki” partisi ve onun gizli teşkilatı “Teşkilatı Mahsusa” zihniyetidir.

Bu zihniyetin aynen devam ettiğinin 2007 yılı içindeki en büyük göstergesi, Şemdinli davasında meydana gelen gelişmeler oldu. Hepimizin bildiği gibi 2006 yılında Şemdinli’de bizzat asker ve yani devlet memuru olan 2 kişi bir kitapevine bomba koyarken halk tarafından suçüstü yakalandılar. Onların yakalanmalarının ardından davaya ilişkin iddianamede olayın devletin en belirleyen organı ile olan ilgisini kayıtlara geçiren savcı meslekten men edildi. Türkiye’nin en çok “konuşan adamı” Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt, olayı gerçekleştiren asker görevliler hakkında “tanırım, iyi çocukturlar” dedi. Olay 2007 yılına taşındığında militarizme bağlı yargının kararıyla askeri mahkemeye sevkedildi. Ve askeri yargı suçüstü yakalanan 2 askeri serbest bıraktı. Bence 2007 yılının militarist sistemin sürekliliği açısından en belirgin olayı buydu.

2007 yılı içinde de resmi ideolojiye ilişkin her türlü yazılı ve sözlü açıklama baskı altındaydı. Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan ve değişik isimlerle veya numaralarla anılan birçok yasa oldu bugüne kadar. 2007 yılının da en moda maddesi TCK 301. madde olmaya devam etti. Bu madenini sürekli mağdurlarından biri olarak 2007 yılı içinde de düşünce ve ifade özgürlüğü açısından bir gelişme olduğunu düşünmüyorum.

Türkiye’de insan hakları savunucuları açısından en sorunlu ihlal alanlarından biri de cezaevleri. F tipi cezaevlerinde ve genel olarak tüm cezaevlerinde yaşanan hak gaspları varlığını devam ettirdi. Cezaevi içinde yeni bir cezaevi yaratılarak çok sıradan nedenlerle mahpuslara hücre cezaları uygulandı. Mahpusların anadilleriyle konuşmaları yasaklandı. 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen devlet saldırısının ardında yatan zihniyet cezaevleri açısından 2007 yılı içinde de değişmedi.

Türkiye’de bir devlet politikası olarak her zaman gündemimizde olan işkence varlığını devam ettirdi. Adli nedenle gözaltına alınan birçok kişi yoğun işkence ve sert müdahalelere maruz kaldılar. Bu nedenle yaşamını yitirenler oldu. 2007 yılı içinde Festus Okey olayı emniyet birimlerinde yaşanan şiddet açısından çok çarpıcı bir örnek oldu. Bu arada belirtmek gerekir ki hak arama bilincinin daha çok gelişmiş olduğu siyasi nedenle gözaltında alınan insanlar açısından işkence yöntemlerinde bazı değişiklikler oldu. Görünürde yoğun iz bırakan yöntemler yerine psikolojik baskı ve iz bırakmayan yöntemlerin kullanıldığı görüldü. İşkencenin belgelenmesinde temel bir problem olan resmi bilirkişilik kurumu 2007 yılı açısından da bir sorun olmaya devam etti. Türkiye’de gerek savcılık gerekse mahkemelerin işkencenin belgelenmesinde bağımsız hekim raporları veya işkence rehabilitasyon merkezleri raporları yerine bir devlet kuruluşu olan adli tıp raporunu dayatmaları bu zihniyetin devamının en açık göstergesi oldu. 2007 yılı içinde en yoğun şiddete uğrayan kesimlerden biri de toplumun tüm kesimleri tarafından adeta yok sayılan travesti ve transseksüeller oldu. Çok sayıda travesti ve transseksüeller polis şiddetini en ağır biçimde yaşadılar.

2007 yılı içinde de Türkiye’nin en teme problemi olan Kürt sorununda yerleşik çözümsüzlük politikaları varlığını devam ettirdi. 2007 yılının son günlerinde Güney Kürdistan’a yönelik hava bombardımanı Kürt sorununda yaşanan çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak ortaya çıkan PKK yi yok etmeyi amaçladı. Anneleri, babaları, kardeşleri hala yanı başımızda yaşayan akrabalarımız olan bu insanların yok edilmeye çalışılmasının bu soruna nasıl da yanlış yaklaşıldığının bir göstergesiydi. Türkiye Cumhuriyeti devleti 2007 yılı içinde de barışçıl ve demokratik çözümü denemek istemedi. Sadece dağlardaki Kürtler değil meclisteki Kürtlere yönelik de saldırı kampanyaları varlığını devam ettirdi.

2007 yılı içinde Malatya olayı gibi birçok olay hepimizin canını çok acıttı. Ancak, belki de acılarımızın, umutsuzluklarımızın hatta hırslarımızın en belirleyen olayı da Hrant Dink’in katledilmesiydi. Aslında belki de Türkiye’de insan hakları ve demokrasi mücadelesi veren herkes 2007 yılı başında Hrant Dink’le birlikte birçok şeylerini yitirdiler. Bu birçok şeyden en birincisi de Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratikleşmesine olan inancımız oldu belki de…

 

 
< Önceki   Sonraki >