Yazdır E-posta

Kenya’da akan Afrika’nın kanıdır

Tarihin ilerlemesinden en muzdarip kıta Afrika. Tarih ilerlemeye başladığından beri insanı köleleştirildi, madeni ve zenginlikleri talan edildi. O yok oldukça tarih serpildi, hızlandı. Her şeyini vermek de kurtarmadı Afrika’yı. Onlardan çalınanlarla zenginleşen tarih, onları da ‘geliştirmeyi’ kafasına soktu...

Barış YILDIRIM


30 Aralık’ta açıklanan Kenya Devlet Başkanlığı seçim sonuçlarından 7 Ocak tarihine kadar geçen bir hafta, 486 kişinin öldürülmesine (bazı kaynaklara göre 600), 250 binden fazla insanın evlerinden göç etmesine, yakılan kiliselere tanıklık etti. Ölüm, kara kıtada biçim değiştirdi.

Kenya’da yapılan ‘demokratik’ seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Mwai Kibaki galip ilan edildi. Muhalefet lideri Raila Odinga ise seçimlere hile karıştırıldığını savunarak isyan bayrağını çekti ve protesto gösterileri kısa sürede grupların şiddet gösterisine dönüştü. Dünya basınında ise en çok içindeki 30 kişiyle birlikte yakılan bir kilise görüntüsü konuşuldu. Çatışmaların başlamasından bir hafta sonra Muhalefet lideri, koalisyon hükümeti kurabileceklerini belirterek, 8 Ocak günü düzenlenecek protesto gösterisini iptal etti. Şu anda koalisyon tartışılıyor.

Sömürgeciliğin kara atlası
kenyaSeçimlerde Kibaki'nin 4 milyon 584 bin 721, Odinga'nın ise 4 milyon 352 bin 993 oy aldığı açıklandı. Devlet Başkanı Kibaki, ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu 1963’ten bu yana çeşitli görevlerde sürekli devlet yönetiminde bulundu. 76 yaşındaki liderin adı, ülke yönetiminde olduğu dönemde sayısız skandala karıştı. Yolsuzluk karşıtı kampanyalar ise Kibaki’nin gücünü pek eksiltmedi.

Raila Odinga, ülkenin ilk Devlet Başkanı Yardımcısı Jaramogi Oginga Odinga’nın oğlu, kardeşi de kendisi gibi milletvekili. “Sosyalist” babanın sosyal-demokrat oğlu Odinga, 1982’de dönemin devlet başkanı Daniel Arap Moi’ye darbe girişiminden 7 ay tutuklu kaldı.

Kenya, Doğu Afrika’nın en gelişmiş ülkesi olarak değerlendiriliyor. Halkının yüzde 66’sı Hıristiyan, yüzde 26’sı ise yerel inançlara sahip, yüzde 7’si de Müslüman. Nüfusu 35 milyon. Ortalama insan ömrü erkeklere 49, kadınlarda 48 yıl. Okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 90, kadınlarda yüzde 79. Onlarca Afrikalı etnik kimlikten oluşuyor ve ülkenin ulusal kimliği Kenyalı olarak tanımlanıyor. 2006 yılı rakamlarına göre bebek ölüm oranı yüzde 6, 2003 rakamlarına göre AIDS virüsü taşıyan yetişkin sayısı ise 1.2 milyon. Ülkenin 1963’te bağımsızlığını kazanmadan önceki adı ise İngiltere Doğu Afrikası… Yaş ortalmasının 49, devlet başkanının yaşının ise 76 olduğu en gelişmiş ülkesi Doğu Afrika’nın…İslamcı militanların şeriat için savaştığı Somali’ye komşu olan Kenya’nın özellikle sınır bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşanabiliyor.

Demokrasi’nin portresi
cumhurbaskaniElimizdeki portre üzerine düşünürken en çok göze çarpan soru şu: Nasıl oluyor da ‘demokratik seçim’ geleneğini benimsemiş bir ülke, seçimin ardından içsavaşın eşiğine gelebiliyor? Elbette bunun ‘üçüncü dünyada’ artık doğal sayılması gerektiğini biliyoruz. Ancak burada göz alan bir şey var. Madem ki demokrasi ve onun sonucu olan hükümet, halkın oyuyla toplumsal iktidarın yürütülme işlemi; seçimi kaybetmek ya da kazanmak nasıl oluyor da böyle bir savaşa dönüşebiliyor? Varsayalım ki Kenya muhalefetinin suçlamaları doğru ki, en azından şaşırtıcı değil, ortalama ömrün 49 olduğu bir ülkede, 76 yaşındaki bir ismin başkanı olduğu ‘iktidar’ seçim sonuçlarına hile karıştırdı ama bu da aynı şeyin göstergesi değil mi? Demek en azından bazı ‘kötü niyetli yöneticiler’ tarafından demokrasi kullanılıyor! Ama daha ötesi var. Demokrasiyi benimseyen bir ülke, aynı zamanda nasıl oluyor da benimsememiş olabiliyor? Elbette buna gelişmemiş-gelişmekte olan-gelişmiş denkleminde cevap vermek mümkün. Batı demokrasilerinde, seçilen koltuğuna geçiyor oturuyor ve diğeri, seçilemeyen onun karşısına geçiyor. Oyun mükemmel sahneleniyor. Örneğin İngiltere’de İşçi Partisi’nin politikaları, Muhafazakar Parti tarafından ‘sosyalistçe’ bulunabiliyor. İşgale girip kaybettiniz, başbakanınız istifa ediyor, yerine bir başkası geçiyor ve her şey kaldığı yerdem devam ediyor. Batı’da seçimi kaybeden hemen muhalafet kimliğine ısınıyor ve bunu tutarlı bir şekilde sahneliyor. Batı olmayan yerlerde ise bu durum biraz karışık. Mesele, sahnenin öbür tarafından, olması, yansıtılması gerekenden değil de tam içinden –hükmetme arzusundan- kavranıyor: Mesele iktidar, daha doğrusu hükümet olmak. Şöyle diyor Batılı olmayan, seçimlerini örnek aldığı Batı demokrasisi kendisine örnek gösterildiğinde: Hadi canım sen de, mesele ikidar ve onu meşrulaştırmak değil mi? Mesele iktidar olunca elbette ki seçime hile karıştırmak da (Kenya) seçilmek için suikast düzenlemek de (Pakistan), adaylara gerekli hizayı vermek de (Rusya) mübah oluyor. Bu ülkeler, bir yandan “demokrasi” uyguluyor bir yandan da egemenler, kendilerine gerekli olan sonucu almak ve yaptıklarını gizlemek, meşrulaştırmak için kullanıyor demokrasiyi. Oysa demokrasiyi öğrendikleri yerde durum hiç böyle mi?

‘Batı’ Çıplak!
Buna şu soruyla cevap verelim. Aslında onlar, ‘Batılı* ol(a)mayanlar’ ‘Hadi canım sen de, mesele ikidar değil mi?’ sorusunu yaşayarak öğreniyor. Eski adı İngiltere Doğu Afrika’sı olan bir ülkeden bahsediyoruz. Hint Okyanusu’na kıyısı olması ve daha başka pek çok ‘faydası’ nedeniyle Britanya tarafından postalla çiğnenmiş bir ülkeden... ‘Terörle Savaşan’ ABD tarafından zorla, riyayla çiğneniyor. Madem mesele iktidar, çıkar değildi, madem mesele demokrasiydi, haklardı, İngiltere burada ne arıyordu demiyor mu Kenyalı? Bugün siyasal Türk kimliğinin, Kürt Meselesi’nde verdiği İspanya, Ermeni Meselesi’nde verdiği Cezayir örneği aynı anlama gelmez mi? ‘Onlar yapıyor, onlar yaptı’. Sadece kendi topraklarımızda yaşanan batılılaşma çabası, tüm dünyayı bu pencereden kavramak için yeterli. Ne istiyor ‘Batı’? Parlamento- Osmanlı’dan en büyük talebiydi bu. Handiyse Parlamento, Batılılaşmanın kıstası -parlamenton olsun ister çamurdan olsun. O halde kendi ülkesinde tıkır tıkır işleyen demokrasisiyle bize caka satan bu ülkeler (Bush’un seçim zaferini görmezlikten gelsek bile) Afganistan, Irak, geçmişte Hindistan, Vietnam, Kenya gibi Asya’nın burnu hariç dünyanın her yanına yayılan sömürgecilik zehrini nasıl açıklayacaklardı, elbetteki demokrasiyle-gelişmeyle. Pekiyi İngiliz, bir Afgan’a demokrasiyi nasıl anlatabilir?

Akrebin zehiri: Gelişme
Kenya’nın kara tarihi… Demokrasi olması gerektiğine inanmış, ancak demokrasiye inanmayan –haklı olarak Batı’ya inanmadığı için- bir ülke. Sömürgeciliğin kara tarihi… Sahneleyeceği oyunun en iyi nasıl işleyeceğini ve genişleyeceğini yönetme deneyimiyle giderek mükemmelleştiren bir savaş mekanizması ‘gelişme’: sahnedeki oyunu demokrasiye, demokrasiyi oyundaki sahneye, oyunu sahneye bağlayan ve tüm çarpıklığı gizleyen ‘beyaz büyü’.

Ama akan, Afrika’nın kanıdır…


* Bu yazıda sözü edilen Batı, basitçe bir coğrafi niteleme değildir. Batı ile kastedilen bir siyasal akıl rejimidir. Adına demokrasi, liberalizm, kapitalizm, sosyal demokrasi, emperyalizm, globalizm diyebileceğimiz; ama bunların tümüne temel teşkil eden bir akıl yürütme; dolayısıyla algıları belirli bir strateji kapsamında yorumlayarak bağlantılandırma biçimi (bireyi nedeniyle tekçi, kurumları nedeniyle gelişmeci-ilerlemeci ve totolojisi nedeniyle nihilizm doğurganı). Bu anlamıyla Batı’nın ne olduğunu açıklamak bu yazı için oldukça kapsamlı bir iş. Hem belki Batı’yı kapsamlı analizlerden çok, örneklerle değerlendirmek daha eğlenceli: Mesela yazıdaki Batı, yuvarlak bir dünyada Doğu-Batı savaşı çıkarmayı başarmış bir akıl biçimidir ve bu toplumsal delilik yönetimidir - zor iş doğrusu (bkz. Türkiye). Bu nedenle şimdilik Michel Foucault’un, bir Batılı’nın sözleriyle yetinelim: “Özgürlük, ancak Batı siyasal aklının köklerine saldırmakla mümkündür.”
 
< Önceki   Sonraki >