Yazdır E-posta

HAVANA FİLM FESTİVALİ - 2

Latin sineması hakkında hemen her şey

Necati SÖNMEZ

festgunluguBir önceki yazıda Havana Film Festivali’nden, ilk bakışta göze çarpan genel izlenimler aktarmıştık. Oysa festivalin asıl işlevi ve kimliği, içeriğinin zenginliğinden geliyor. Bu kez de, festival programına yakından bakalım.

4-14 Aralık 2007 tarihlerinde 29’un kez gerçekleşen festivalde, kısalı uzunlu 500’den fazla film gösterildi. Bu filmler, 10 gün boyunca Havana’nın hemen tüm sinema salonlarında dönüp dururken, sinema kapılarında benzerine ancak Cannes Film Festivali’nde rastlayacağınız türden uzun kuyruklar oluştu. Arada önemli bir fark vardı tabii; Cannes’da film izlemek mesleki bir meşgale; burada ise hayatın bir parçası. Bu arada, Javier Bardem, Gael Garcia Bernal gibi sadece Latin aleminde değil dünya çapında da tanınan simalar dahil yüzlerce konuk ağırlandı. Havana’ya uğrayanlar arasında, kendini festivalin kurucularından biri sayan Gabriel Garcia Marquez ile Che Guevara’yla ilgili yeni bir belgesel projesinin tanıtımını için gelen Che’nin kızı Aleida Guevara da vardı. Kısacası festivalin merkez üssü, bir zamanların askeri karargahı Hotel Nacional’in lobisinde olağanüstü bir hareketlilik yaşandı fesitval boyunca.

Festival programı ise Latin sineması ile ilgili hemen her şeyi içeriyordu: Uzun metraj, ilk filmler, belgesel ve kısa film yarışmalarının yanısıra; bütün bu dallarda birer panorama bölümü; animasyon, deneysel, fantastik filmler, eğitici belgeseller gibi başlıklar taşıyan yan bölümler; ustalara ait retrospektifler; Şili’de ilki 1967’de gerçekleşen ünlü Vina Del Mar Film Festivali’nin 40. yılı şerefine bir özel bölüm... Dünya sinemasına ayrılan kısımlar da başlıbaşına bir festivali besleyecek genişlikte: İngiltere, İspanya, Norveç, Kanada, Almanya, İtalya ve İsviçre sinemalarına ayrılmış birer özel bölüm ve bizden “İklimler”in de yer aldığı Güneyden Filmler bölümü… Bunlara sayısız yan etkinliği ve bir dolu müzikal ziyafeti ekleyin. Bu boyuttaki bir festivalin görece küçük bir ekiple ve hayli düşük bir bütçeyle gerçekleştiğini hatırlatalım.

Yarışma bölümünün öne çıkan yapımı, En İyi Film, Yönetmen, Görüntü ve Ses ödüllerinin hepsini birden kazanan Carlos Reygadas’ın “Sezsiz Işık”ı (Stellet licht) oldu. Müthiş bir görselliğe sahip olan film, Meksika’nın kuzeyinde yaşayan Amish grubu Mennonite’lere mensup bir ailenin hikayesini anlatıyor. Bu dini bütün ailenin ‘reisi’, köydeki başka bir kadına aşık olmuştur… Bu meseleyi başta karısı olmak üzere aile büyüklerine danışarak çözmeye çalışır.

oanoFestivalde ikinciliği Cao Hamburger imzalı Brezilya filmi “Ailemin Tatile Çıktığı Yıl” (O ano em que meus pais sairam de ferias), üçüncülüğü ise Arjantinli Ariel Rotter’in yönettiği “Öteki” (El Otro) kazandı. Benim de üyesi olduğum FIPRESCI jürisinin tercihi ise, Ana Katz’ın hem yönetip hem de başrolünü oynadığı, Türkçe’ye “Avare Sevgili” diye çevirebileceğimiz filminden (Una novia errante) yana oldu. Muhteşem Uruguay filmi “Viski”nin oyuncularından biri olarak hatırladığımız Ana Katz, nişanlısıyla tatile giderken beklemediği bir anda terkedilen bir genç kadının biçare hallerini son derece doğal, sıcak ve yalın bir dille anlatıyor bu filminde.

Yarışmadaki filmleri baz almak gerekirse, iki sıkı dost Küba ve Venezuela’dan ne yazık ki bu sene dişe dokunur bir film yok gibiydi. Kimi yapımlar televizyon estetiğinin kötü bir taklidinden öteye geçemezken, bazısı tüm iyi niyetine ve saygın fikirlerine rağmen naiflikten kırılıyordu. Buna karşılık Brezilya ve Arjantin, bayrağı önde götüren iki ülke olmaya devam ediyor. Ama doğrusu, bu tür büyük festivallerin programı hakkında genel bir yargıda bulunmak hem zor, hem de yanıltıcı. Çünkü seçenek öylesine çok ki; hayal kırıklıkları, kadar festivalin derya gibi programı içinde keşfedilmeyi bekleyen yığınla cevher bulunur genellikle.

Sözgelimi bir akşam öylesine daldığınız bir salonda, 1970’lerden kalma Jose Luis Borau imzalı “Kaçaklar” (Furtivos) gibi bir başyapıta denk gelebilirsiniz. Ya da, pek çok yerde kaçırmış olduğunuz “Nomadak tx” adlı muhteşem belgesel burada karşınıza çıkıverir. Merak ettiğiniz başka belgeselleri, Fernando Solanas’ın “Gizli Arjantin”ini (Arjentina Latente” veya Estela Bravo’nun “Kimim Ben?”ini de (Quien Soy Yo?) burada illa ki bulursunuz.

Sonuçta kendi adıma, son yıllardaki pek çok fesitval gibi Havana Film Festivali de, günümüz belgesellerine olan güvenimin pekiştiği bir deneyime dönüştü. Yeri gelmişken, festivalin bir ‘sahte’ belgeselle (Redacted) açılıp “Earth” adlı gerçek bir belgeselle kapandığını da ekleyelim.

 

Yazarın konuyla ilgili bir diğer yazısı için

Başka türlü bir festival

 

 
< Önceki   Sonraki >