Yazdır E-posta

Lânet olsun o saate...*

Bir özgürlük ve aynı zamanda barış savaşçısı olan Grigoris Lambrakis’in, uğurunda can verdiği ilkeler, sevgili Hrant’ın hayatı pahasına savunduğu ilkelerden farklı değildi. 3 Nisan 1912de doğan Lambrakis 22 Mayıs 1963’de, 51 yaşındayken kahpece öldürüldü. Hrant da arkadan vurulup öldürüldüğünde 54 yaşındaydı; o da hak, hukuk, barış uğraşı veriyordu

Mihail VASİLLADİS **
lambrakis“Lânet olsun o saate / kahrolsun o an / faşist kurşunla can verdi / güleç delikanlı!”

Yukarıdaki dörtlüğü Mikis Theodorakis’in Yunanistan’da faşist “Albaylar Cuntası” döneminde yazdığı bir ağıttan alıyorum. Güfte ağıt ama, beste o Theodorakis’in bilinen coşkulu, insanı harekete geçiren, aksiyona sürükleyen müziği. (Zaten öyle olmasa, o rezil faşistler cuntası neden yasaklayaydı ki müziğini?)

Eminim ki “nereden geldi aklına bu dizeler” diye sormayacaksınız. Nedeni belli de, ben teferruatını anlatayım. Sevgili Hrant’ın o muhteşem yolcu edilişinin akşamıydı. “Yunanistan’ın Sesi” radyosunda programı olan bir gazeteci arkadaş aradı. Kısa dalga ve İnternet üzerinden yapılan yayın tüm dünyayı kapsıyor. Yunan diasporasının ilgiyle izlediği programlardan. “Senle canlı olarak bağlanıp Hrant hakkında bir iki dakika konuşabilir miyiz” diye sordu. “İstersen saatlerce konuşuruz” diye cevap verdim. Fırsatı kaçırmadı: “Öyleyse 21.30’da bağlanalım saat 22.00’de programı bununla bitiririz; bir de güzel bir Ermeni şarkısı var onu kullanırım”. Yok, dedim. Theodorakis’in tüm şarkıları elinizin altında; onun “güleç delikanlı” diye bir ağıtı vardır, onu kullan; tam uyar Hrant’ımızın doğmakta olan efsanesine. Bulması zor olmadı şarkıyı. Akşam, yarım saat süren konuşmamızın aralarında hep o duyuldu.

Çok tanınmış olan bu şarkı bir dönem herkesin ağzındaydı, hâlâ da söylenir. Theodorakis onu Grigoris Lambrakis’in anısına yazmıştı. Sözler, ozan Vasilis Rotas’ın İrlandalı Brentan Bears’ten çevirdiği dizelerdi. Türk kamuoyu Lambrakis’i Vasilis Vasilikos’un kitabından ve o kitaptan uygulanan, Kostas Gavras’ın Z (ÖlümsüZ) adlı filminden tanır.

Bir özgürlük ve aynı zamanda barış savaşçısı olan Grigoris Lambrakis’in, uğurunda can verdiği ilkeler, sevgili Hrant’ın hayatı pahasına savunduğu ilkelerden farklı değildi. 3 Nisan 1912de doğan Lambrakis 22 Mayıs 1963’de, 51 yaşındayken kahpece öldürüldü. Hrant da arkadan vurulup öldürüldüğünde 54 yaşındaydı; o da hak, hukuk, barış uğraşı veriyordu...

Lambrakis, Yunanistan’ın altın madalyalı atletlerindendi. Birkaç kez Balkan şampiyonu olmuştu. 21 Nisan 1963 günü, maraton yarışının antik güzergâhı olan Maraton-Atina arasında, elinde barış pankartı taşıyarak yürümesi, ses getirmişti. Olay bütün dünyada konuşuldu. Dönem, cuntaların darbe hazırlıkları içinde bulundukları dönemdi. Generaller kral adına, Albaylar kendileri adına müdahaleye hazırlanıyordu. Yeorgios Papandreu (bugünkü Yorgo’nun dedesi, Andreas’ın babası) ise saraya, orduya ve dış güçlere karşı, halkı arkasına almış direniyordu. Lambrakis komünistti. Sol partiden girmişti parlamentoya ve “rahat” durmuyordu. Dediğim gibi, ses getiriyordu eylemleri...

22 Mayıs 1963 günü bir barış toplantısı vardı Selanik’te. Konuşmacı Grigoris Lambrakis idi. Barışla ilgili fikirlerini söyledi halka ve alkışlar arasında kürsüden inerek karşıya, arkadaşlarının bulunduğu kahveye gitmek istedi. İçinde iki Yunanlı ‘Samast’ın bulunduğu üç tekerlekli yük aracı düştü üstüne arkadan. Kahpe eller sopalarla acımasızca vurdular kafasına, defalarca... Yere düştü elli bir yaşındaki delikanlı. Kanı –tıpkı Hrant’ınki gibi- suladı asfaltı...

Tam beş gün güreşti Azrail’e Lambrakis. O düştüğü toprağın ve o toprakta yaşayan insanın sevgisiyle dolu yüreği tam beş gün beş gece direndi ölüme. Ama eski şampiyon da olsa insandı nihayet. Uçtu gitti o da beyaz bir güvercin gibi. Yarım milyon kişi katıldı onu ebediyete taşıyan korteje. Yerlere Z, yani okunuşuna güre zi diye yazdılar dağa, taşa... yollara, duvarlara, araçların tepelerine... Zi diye dalgalanan flamalarla doldu tüm ülke... Zi Yunanca’da “yaşıyor” demek. “Yaşıyorsun” dediler, ve yaşattılar bugüne dek. Tıpkı bizim Hrant’ımızı yaşatmamız gerektiği gibi...

Yazıyı şarkı sözlerinin Hrant’ımıza en uygun dizelerini, şu anda içimden geldiği gibi çevirerek bitireyim:

Bir Ağustos günü idi / sabah, seher vakti / hava almaya çıkmıştım / çiçek açmış topraklarda
Baktım bir kız ağlıyor / canhıraş feryatlarla / dayan kalbim yok oldu / güleç delikanlı
Cesurdu, tam erkekti / hep yanacağım artık / seken adımlarına / tatlı gülüşüne
Lânet olsun o saate / kahrolsun o an / faşist kurşunla can verdi / güleç delikanlı!
Muhteşem sevgilim / aşkınla ağlayacağım / başarılarını / sonsuza dek anacağım.
Tüm düşmanlarımızı / yok ederdin sen / şanlı, şerefli, unutulmaz / güleç delikanlı.


*  Bu yazı önce Rumca olarak Apoyevmatini gazetesinde, Türkçe olarak da 30 Ocak 2007’de Beyoğlu gazetesinde yayınlandı.

** Apoyevmatini Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni.