Bedava Üniversite: Hala Ezberimizde!YÖK Başkanı ve üniversite rektörlerinin paralı üniversite taleplerinin ardından Baskın Oran da "ezberi bozmak gerektiğinden" söz etti ve "Yeni YÖK Başkanı'nın araştırma görevlilerini maaşlı yerine burslu yapma önerisi ne kadar yanlışsa, kamu üniversitelerini paralı yapma önerisi de o kadar doğru." dedi. Oran'ı eleştiren Genç-Sen'den Umut KOCAGÖZ de, 'bedava üniversite ezberinin' ne olduğunu Mavi Defter'e yazdı.Umut KOCAGÖZ*Geçtiğimiz haftalarda YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın, ‘parası olmayan okumasın’ şeklinde özetleyeceğimiz açıklamalardan sonra, sevdiğimiz hocamız Baskın Oran’dan Özcan’ı destekler bir açıklama geldi.1 Üniversiteler paralı olmazsa üniversitenin kendisinin yiteceğini söyleyen Baskın Oran, bize "ezberlerimizi tazeleme" şansı sunmuş oldu.
Bedava Üniversite Ezberi mi?Bedava üniversite "ezberi" yeni değil ama, dünya çapında henüz ‘genç’ olan neo-liberal politikalar, ezberimizi kuvvetlendirmeyi gerekli kılıyor. Zaten üniversitelerin ve öğrenciliğin kendisinin paralı olduğu koşullarda2 biz, paralı üniversite ‘söylemini’ değil, üniversitenin gerçek misyonuna nasıl dönebileceğini tartışabiliriz.
Üniversiteler, kapitalist toplumdan da eski bir geçmişe dayanıyor. 13.yy’da ortaya çıkan biçimleriyle şimdiki halleri arasında elbetteki uçurumlar var. Bizim bakmak ve görmekle yükümlü olduğumuz yer ise üniversitenin misyonu. Toplumda üniversite ne işe yarar, ne işe yaramalı? Bilginin eşitsiz bir şekilde dağıldığı kapitalist toplumda, bilginin üretildiği ve topluma sunulduğu üniversiteler nasıl olmalı? Bu sorulara cevap vermeden paralı-parasız üniversite sorununu çözemeyiz. Tabi bizim cevaplarımız net, "ezberimiz" taze olacaktır: Üniversiteler toplum için bilim üretmeli; var olan siyasal iktidarlardan bağımsız olarak kendini konumlandırmalı; toplumdaki ihtiyaca göre bilim insanı, mühendis, doktor vs… yetiştirmeli!
Siyasal iktidar karşısındaki konumlanış ve toplum için bilim üretmek çok önemli iki mesele. Önemli çünkü, üniversitenin tarihsel niteliğinin sürekliliği ancak bu iki misyon ile sağlanabilecektir. Bunlardan birincisi, mali ve düşünsel özerklik; ikincisi de nitelikli, bilimsel, demokratik eğitim. Yeni, özgün, eleştirel düşünceyi geliştirmeyen ve bu süreç içinde siyasal iktidarların karşısında duramayan kurumun üniversite olduğunu söylemek tarihe ters düşmek olacaktır. Toplumun özgürleşmesi için çalışmayan bir üniversite de, ya toplumun kaynaklarını kendi ‘kötü’ amaçları için kullanıyor demektir, ya da kendini artık bir üniversite olarak var edememektedir. Mali özerkliği olmayan bir üniversitenin siyasal iktidarlardan bağımsız olması düşünülemez. Ama bunun yanında, asıl önemli olan, üniversitenin mali özerkliğinin kaynağıdır. Eğer üniversite, toplumun biriktirdiği ortak sermayeden, kamusal olandan gelir elde edemiyorsa, mali özerkliğini öğrencilerin cebinden sağlayacaktır. O halde parası olan küçük bir azınlık dışındaki gençler üniversite eğitiminden yararlanamaz3 . Artık bir ticarethane haline gelen bu üniversite, hayata ticari mantıkla baktığından olacak ki, kapılarını büyük şirketlere açacak ve kendi sermayesini büyütmek için şirketlere bilim üretecektir. Böylelikle üniversite, kendi mali özerkliğini sağlamak adına bilimi katledecek, şirketlerin ihtiyacı olanı topluma bilim diye sunacaktır.4 Mali özerkliğini ve eleştirel-düşünsel niteliğini yitirmiş kurumları üniversite diye nitelemek, eşitlik ve özgürlük açısından topluma ters düşmek olacaktır. Sorunu doğru kaynaklarda aramalıyız. Üniversitelerin piyasalaşması, onun bir ticarethane gibi işlemesine neden oluyor. Mali özerklik derken, parası olmayana kapılarını kapatan üniversiteler aynı zamanda şirketlerin kendi ihtiyaçları paralelinde yönettiği kurumlar haline geliyor.
Sorunun kaynağı başka yerdeVerili durum, zaten paralı olan ve her gün daha çok piyasalaşan üniversitenin ‘kurtuluşunun’ daha çok piyasalaşmadan geçmediğini gösteriyor. Bu durum karşısında, asıl sorunun kaynağının ‘piyasalaşma’ ve ‘ticarethaneleşme’ olduğunu söyleyebiliriz. Bütün eğitim sisteminin bu iki mantık ekseninde şekillendirdiğini düşünürsek sorun ‘parasız üniversite’ alanının dışına taşıyor. Özel eğitim sektörünün güçlü varlığı, nitelikli orta ve yüksek öğretim almanın kendisinin paralı hale gelmesi, sorunun bütünsel bir sorun olduğunu, bütün eğitim sistemiyle hesaplaşmamız gerektiğini gösteriyor. Eğitim politikalarının neo-liberalizme göre şekillenmesi karşısında, eğitimin bir hak olduğu bilincini geliştirmeli, parasız ve nitelikli eğitimin hem üniversiteyi hem de bütün eğitim sistemini kurtaracağını görmeliyiz. Parasız ve nitelikli eğitim talebi, kamu bütçesinin daha fazlasını eğitime yönlendirmek anlamına geliyor. Böylelikle eğitimde fırsat eşitliği sağlanacak, toplumun bütün genç bireyleri hakkı olan eğitime kavuşacaktır. Bu talep ise, kamusal olanın tasfiyesi anlamına gelen neo-liberal politikalara bütünsel bir karşı duruşu ifade etmektedir.
* Genç-Sen MYK üyesi
1 Yazı 13 ocak Pazar günü Radikal2 gazetesinde çıktı. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7871 2 Bununla ilgili yazımız için bknz: http://www.mavidefter.org/anasayfa/content/view/108/53/ 3 Baskın Oran, parası olanın, olmayanlar için burs sağlayacağını söylüyor. Üniversiteye girmenin kendisinin paralı olduğu ülkemizde, zaten üniversiteye girenlerin parası olan aile çocukları olduğunu unutuyor. 4 Ülkemizde hızla yayılan Teknokent ve Teknoparklar incelendiğinde bilimin kim için üretildiğini görebiliriz.
|