Yazdır E-posta

İki öykü

Onur ERYILMAZ

Halit Dayım                                       

Halit dayım, annemin iki küçüğüydü, işten çıkınca bize gelirdi. Dik, cüsseli ve heybetli vücuduna karşın saçları dökülmüştü. Tek tük kalan saç tellerini zorlanmadan sayabilirdiniz. Geldikten hemen sonra sofra kurulurdu. Aman ne sofra. Çorba, iki çeşit yemek, pilav ve ortaya bir salata. Doğrusu dayımın gelmesine en çok babam sevinirdi. Annemin sakladığı hünerlerini çıkarma akşamları olurdu bu zamanlar. Keyifle yenilirdi yemek. Eller göbeklere gider, şöyle bir-iki vurulurdu dolu mideye. Şıp…şıp… Masa kaldırılırken sigaralar yakılırdı. Yanan sobadan çıkan ekşi kömür kokusuna karışırdı duman. Genzim yanar, başım dönerdi. Çıkardım. Mutfağa annemin yanına giderdim. Çay ocağa konmuş olurdu. Bir yandan da bulaşıklar bir akşam türküsü eşliğinde yıkanırdı. Annemin taktığı başörtüsünün kenarlarından yüzüne dökülen saçları onun bana bir melek gibi görünmesini sağlardı. Bu arada ben de boş durmanın rahatsızlığıyla odama girer, çoktan uykuya dalmış kızkardeşimi uyandırmaktan çekinerek, yatağımın kenarındaki sehpada duran beslenme çantamı alır, mutfağa döner, onu hazırlamaya koyulurdum. Hazırlanan her şey iyice sarılmalıydı peçeteye ki dökülmesin. Bir işi insanın kendisinin yapabilmesinin duyduğu mutluluğu da annem öğretmişti bana ve ben de bu senenin başlangıcından beri beslenme çantamı kendim hazırlıyordum. Bulaşıklar bittiğinde çay hazır olurdu. Bardaklar ve altlıkları tepsiye özenle koyulurdu. Şekerlik de. Sanki annem istenmeye gelinmiş gibiydi. Hep aynı özen.

-Haydi bakalım, odaya götür.

Kendisi de çaydanlığı alır, gelirdi peşimden. Oda çoktan duman altı olmuştu bile. Sesi hayli açılmış televizyon bizim odaya girmemizle kısılır, çayın çaydanlıktan bardaklara doldurulması sessizce ve iştahla izlenirdi. Sonra birbiri ardına boşalan bardaklara, sobanın üstünde iyice kızgınlaşan çaydanlıktan yenilerini doldurmak benim görevim olurdu. Elime tutuşturulan ve yanmasın diye her doldurmadan sonra pantolonumun cebine sıkıştırdığım mutfak beziyle. Sohbet eski zamanlara giderdi. Masa hala ortadadır. Babam arada kalkar, sobanın gözünden içeri kömür parçaları atardı. Dışarısı ne kadar soğuksa, içerisi o kadar yakıcı, sıcak ve bunaltıcı olurdu. Uykum gelirdi de gitmezdim. Soğuk yatağa girip, bir süre ısınmak için kendini kasmak zor gelirdi bana. Dayım anlatırdı. Babam anlatırdı. Annem iyice kısılan gözleriyle dinlermiş gibi
yapardı. Gene de dalardı arada.

-Ohh… hanım gittin .

Açardı gözlerini.

-Yok be dalmışım.

Evet evet derler, yenisini yakarlardı masanın ortasında duran paketlerdeki sigaralardan. Gece yarısına doğru girerdik yataklarımıza. Dayım oturulan odada yatardı. Bizimkiler de, odamızın yanındaki odada. Kardeşimin tatlı mırıltıları içinde, ısınarak, dalmaya çalışırdım.
                                                

***

Bir sabah                                    

Saçlarını özenle taradı. Aldığı kokudan tıraşlı yüzüne sürdü. Güzel kokuyordu. Ceketini giydi. Kravatını düzeltti. Çıkardıklarını yatağın üstüne bıraktı. Nedime gene kızacaktı. Aldırmadı. Uğraşmak istemiyordu. Gitti, geldi, aynanın karşısına geçti gene. Güzel görünmek istiyordu. Beğenilmek. Hep öyle kalmak. Nedime uykusunda kendini görüyordu. Duru gençliğini, sevimli güzelliğini… Boyalı el ve ayak tırnaklarını. Çekik, deniz mavisi gözlerini. Koşuyordu. Soluğu kesilirken sarılıyor, kendini bırakıyordu. Salona geçti. Yeni aldığı ayakkabılarını kutudan çıkardı. Bağcıklarını taktı. Siyahı seviyordu. Siyah olan her şeyi. Giydi. Ayağa kalktı. Bir-iki dolandı geniş salonda, masanın etrafında. Sıkmıyordu, rahattı. Kirleneceği için üzüldü. Hiç bir şey ilk olduğu gibi kalmıyordu. Mutfağa geçti. Akşamdan kalan çayın altını yaktı. Tabak çıkardı. Zeytin, peynir koydu birer yiyimlik. Çay oldu. Doldurdu. Ekşiydi. Yutkunarak yedi, içti. Bir daha doldurdu. Güneş pencereden içeri bırakıyordu cansız sabah ışıklarını. Bardağı, tabağı yıkadı. Çıkardığı elbiselerinde aynı özeni göstermediği geldi aklına. Ellerini sabunladı. Pencereyi açtı. Coşku dolu bir serinlik girdi içeri.Kapattı. Odaya girdi. Nedime uyuyordu hala. Usulca kapattı kapıyı. Çıktı. Koşan insanların arasına katıldı.
 
Sonraki >