Berin Taş şiiri-1Yaşam kimileyin insanın önüne seçimler yapma zorunluluğu koyar. İki seçenekten birini seçmek zorundasındır. Bu seçim Berrin Taş’ın da önüne gelir. Ya evinin kadını olacak, camın ardından seyredecek yaşamı ya da yaşama katacak kendini. O, seçimini yapar.Mustafa ÖZMEN “Nedir insan Yalnızca kafa kol bacak değilse neyle ölçülür bir insanın değeri ve nasıl uzağına düşülür yaşamın”
Mitoslardan başlayarak insan hep daha güzel, yaşanılası bir dünya düşü kurdu. Bu düşün adı kimileyin altın çağ, kimileyin ideal devlet oldu. Adı ne olursa olsun insan hep bir düşün peşinde koştu.
Bu düşler ya çok kısa bir süre ayakta kaldı ya da kalmadı. Düşlerin ayakta kalıp kalmaması o düşlerin değerinde hiçbir yitime yol açmadı. Düşler insanı diri tuttu. Bugün de insanın geleceğe ilişkin düşleri var. Bu düşler birer meşaleymişçesine yeryüzünü aydınlatıyor ve kim ki ararsa onu bu meşale ona yol gösteriyor.
Berrin Taş… insanı arayışın şairi…
Berrin Taş, varsıl, feodal bir ailede, feodal değer yargılarıyla büyütülür. Bu değer yargıları bugünkü yaşamı karşılamaz, bir eksiklik hisseder. Ama ne? “…Yaşamım ne zaman anlamını yitirdi… anımsamıyorum. Kendimi bildim bileli anlamsız mıydı… neden yaşıyorum sorularını kendime sormamla başlayan süreç insanlaşmaya doğru attığım adımların başlangıcıdır.”
Berrin Taş’ın bu süreci onun hangi yöne evrileceğini belirler. O “insanlaşmak” ister.
İnsanlaşma süreci her insan için zor geçen bir süreçtir. Berrin Taş için de zor olmuştur bu süreç. Dört bir yanı saran dayatılmış değerler (değersizlikler)… Adana’da feodal bir aile yapısı… Yaşamı yaşam olmaktan çıkaran bir evlilik… ardından uzun bir boşanma süreci… sürekli mücadele eder. Dayatılmış değerlerle, aileyle… bıkmadan, yorulmadan. Bilir ki ne zaman tökezlerse üzerine çullanacak dayatılmış değerler. Boşanır ama mücadele devam eder. Anneyle, babayla, halayla, dayıyla, teyzeyle… yaşamını tırnaklarıyla kazıya kazıya alır. Kendini doğurur. Kendi değerlerini belirlemeye başlar.
Berrin Taş’ın kendini doğurmasına bir kadın yardım eder. Onu şöyle anlatıyor; “O iyi bir dinleyici… konuştukça açılıyorum… rahatlıyorum kendi sesimi işitiyorum. O siyasi mücadeleden geçmiş… kendini tanıyor… yaşadıklarımı kendince yorumluyor. Belki de yaşamımda ilk kez duyduğum sözcükler beni şaşırtıyor. Şu davranışlar insana uygun değil… nasıl böyle davranabilir… v.s. Yaşamımın en bunalımlı… yalnızlığımın dayanılmaz boyutlara vardığı bir döneminde Yüksel’in arkadaşlığı beni ayağa kaldırıyor… o benim tek insanım…”
İnsanın gizilgücü bu olsa gerek. İnsanı en yalnız olduğu anda bile ayağa kaldırabilecek bir güç. Ailenin sessiz, suskun bildiği Berrin gidiyor. Berrin Taş ayağa kalkıyor. İnsanlığın gizilgücü de böyle olsa gerek… insanlığın en zayıf döneminde insanlığı ayağa kaldıracak güç. Dayatılmış tüm değerleri yıkacak olan güç.
Berrin Taş sokağa çıkıyor. “Evin dışında bir yaşam olduğunu görmek ve başka dünyaları tanımak beni rahatlatıyor… yaşamımı değiştirebileceğim… güzelleştirebileceğim konusunda özgüvenim artıyor… önce ne istediğimi bilmek ve bundan emin olmak istiyorum.”
Sokağa inen Berrin Taş’ın özgüveni artıyor ve kendi benimden çıkıyor. Sokaktaki yaşama katıyor kendini… bu yaşamın bilincine varmak… yaşamı özümsemek istiyor.
Yaşam mücadelesini, deneyimini şiirine yansıtıyor. İlk şiir kitabı “İnsana Gecikmeden” şöyle başlıyor; “Beni üzen, sevindiren / mutlu eden, mutsuz eden / acı çektiren, güldüren / çok seven, hiç sevmeyen / böylelikle düşündüren…/ (...) /Yaşamın masallardaki gib i /olmadığını öğretenlere…”
“İnsana Gecikmeden” kitabıyla iliğine dek yaşamı hissetmek istiyor. Elini uzatıyor yaşama, insana. “Hadi gel tut ellerimden / arayalım doğada / yaşamayı yeni baştan / paylaşalım / taze kokusunu sabahın / sevincini yeni günün / saflığını yaşamın.” (Çağrı)
Berrin Taş sancılı bir varolma sürecinin ardından yaşamın tadına varıyor. Sabahın taze kokusunu duyumsuyor ve paylaşmaya çağrıyor.
Yaşamın renkliliği şiirlerine yansıyor. “Sığar mı güne beşinci mevsim / uzatsan ellerini bahar gelecek / kaldırım kenarındaki çiçek / caddelere yürüyecek / tohumlar serperek peşinsıra / / Biriken özlemlerin yanardağ / uzatsan ellerini…” (Uyanmak)
Zaman yetmiyor şaire. Güne beşinci mevsimi sığdırmak istiyor. Caddeleri çiçek açıyor. Çiçek açan caddeler aynı zamanda şairin bilincinin çiçek açması. Bilinçlenen insan tohum verir. Berrin Taş tohum verme sürecine girer.
Gecikmek istemiyor. “Sesine ver yüreğini / sevinçlerini yerleştir bakışlarına / özlemlerini çoğalt sessizce / önce ellerine bulaştır dostluğu…/ ver / ver ve bekle…geç olmadan.” (İnsana Gecikmeden)
Berrin Taş’ın ilk şiir kitabı İnsana Gecikmeden'de güçlü bir “el” imgesi var. Bu “el” düşlenen yaşamın pratiğe geçişidir. El sokaktadır. İnsanların içindedir. El sevgiliye uzanır, bahara, dostluğa… Yaşam düşlenen masallar değil bir okuldur artık.
İkinci şiir kitabı İnsanın Ayak Sesleri gelir. Berrin Taş’ın değişimi-dönüşümü devam eder. “Benimdir fırtınaların ardında değişmiş sesim / Yağmurun süpürdüğü topraklarda savruldu biçimim / topladım en eski sancılarımı / Yeniden yoğurdum yaşamayı…” (Değişim)
Yaşam Berrin Taş’ı zorlar. Kendi yaşamını yeniden ve kendisi kurgular. Bu kitapta kendini kurgulama sürecinin izleri görülür. “Ne kaldı acılardan geriye / dünle yarın arasında oluşan / benden başka / / Bir ağrıyım bu yüzden bugünle gelecek arasında / çözümünü yaratan.” (Oluşum) Berrin Taş’ın oluşumunun anahtarı kendisindedir.
Berrin Taş özgüvenini kazanır. Bu aşamadan sonra Berrin Taş’ın da dünyaya söyleyecek sözleri vardır. ”Yeraltından geliyorum / beslenerek / ışıyan kaynaklardan / göze alamadığınız yollardan /acılardan…özlemlerden / sezgilerden / / yıkmaya… yapay dünyanızı / yeniden kurmaya.” (Geliyorum)
Biz burada şair olmanın zorlu sürecini görüyoruz. Şair göze alınmayacak yollara gider. Bu belki de şairin öbür insanlardan ayrılan yanıdır. Düz yoldan gitmez şair. Dereye tepeye vurur. Şairin bir diğer işlevinden söz ediyor; yıkıcı olmak. İnsanın dünyasını kuşatan çağ dışı düşünceleri yıkmak. İnsanı yeniden kurgulamak. Berrin Taş’ın şair ve şiir anlayışı yıkıcılık ve yaratıcılık üzerine kuruludur. Bir yandan yıkarken öbür yandan yeniden yaratır. Yıkılan düşüncenin yerine yenisini koyamazsan, yalnızca yıkarsan kaos olur. Berrin Taş yıkıyor ama yerine yenisini de koyuyor. Kaosa yol vermiyor.
İnsanın Ayak Sesleri şiiri de yine şairin ve şiirin işlevine ilişkin bir şiirdir. “…/ inandıklarınızı sarsıyorum güvenli kuytularından / anlamlarını bozuyorum bildik yaşamaların / zamanın kıyısında sıkışan köşelerinden / genişletiyorum dünyanızı”. Şair insanın sıradan yaşamını değiştirmeye, genişletmeye geliyor.
Şair korkmayan, susmayan, kaçmayandır. “Korkma… sevgini söylemekten / insan olmaktır biraz da / yüreğini yerlere sermek / (…) / Susma… karanlıkta ağladığın anlara / insan olmaktır biraz da / gözyaşlarını yanına almak / (…) / Kaçma… ıssızlıkta kaybolduğun yıllardan /insan olmaktır biraz da / ağrılarla yaşamaya alışmak”. (Gecenin Işığa Uyanışı)
Bu şiir şair için önemli. Uzun yıllar yol gösterilen kadın şimdi deneyimlerini insana sunuyor. Yol gösteriyor.
Berrin Taş’ın ilk kitabı İnsana Gecikmeden için sokağa atılan ilk adım diyebiliriz. İkinci kitabı İnsanın Ayak Sesleri içinse sokağın kitabı diyebiliriz. Şairin yeri sokaktır. Sokağın sesi, soluğu, kulağıdır şair.
Sokağın da şiiri var elbet. “Aynı kaldırımdan yürüyoruz başka insanlarla beraber / çamurlu sokaklardan geçiyoruz / değişiyor görüntüler bakışların ulaştığı yerde / (…) / aynı kaldırımdan yürüyoruz / sözcüklerinden soyunuyor sokak ve insan / birer birer yıkılıyor korunaklar adımlarımızda.” (Bir İnsanla Yürürken)
Bu şiirde sokak var… bir insanla yan yana yürümek var… bir de korunakları yıkan şair. Şiirin güçlü bir kurgusu var. Sokağı doğru algılayabilmeli şair. Sokaktan koparsa şair şiir biçimsiz bir şekle girer. Nedir insanın yan yana yürümesi… bir aşk yaratabilmek ve bu aşkla dünyayı değiştirebilme gücü. Yan yana yürüyüş öyle güçlü ki korunakları bile yıkacak güçtedir.
2 Temmuz 1993 Sivas kırımı… İnsanlığın utanç günlerinden biri. 35 aydın dünyanın gözleri önünde katledildi. 35 aydın yüz.
Bu kırım Berrin Taş’ı şiirinde sorgulamaya dönüşür. “Nedir insan / kemik ve et sürüsü / konuşan ağızların yankılanan sessizliği / neden sormuyorsunuz kendinize / insanı barındırmayan söz kime gereklidir”. (Sivas Katliamının Ardından Konuşanlara)
Berrin Taş, Sivas kırımının acısına tanıklık etmiştir. Bu acı ve sorgulama süreci ona şu soruyu sordurur. Nedir insan?
Bu soruyu günümüze getirelim. Filistin'de, Irak'ta, Afganistan'da katledenlere bir kez daha soralım. Nedir insan?
Berrin Taş’ın düşlediği kente bakalım; “…/ senin kentinde binalar türküler söyleyerek yapılır / ekmek paylaşılır yorgunluğun ardından / senin kentinde insanlar yalan söylemez…/ korkmaz hiç kimse gerçeğin çıplaklığından / senin kentinde sessizlik ölüm değil” (Senin Kentinde Yaşıyorum)
Ne güzel… kimsenin yalan söylemediği bir kenti düşlemek… paylaşmak ekmeği… insanın işten kaçması yerine, insanın bile isteye bir yapı kurması… korkusuz, hesapsız bir yaşam…
Yaşam kimileyin insanın önüne seçimler yapma zorunluluğu koyar. İki seçenekten birini seçmek zorundasındır. Bu seçim Berrin Taş’ın da önüne gelir. Ya evinin kadını olacak, camın ardından seyredecek yaşamı ya da yaşama katacak kendini. Burada seçimin nasıl yapıldığı sorusu gündeme gelir. Doğru seçim yapabilmek için bilinçli olmak gerekir. Berrin Taş bilinçli bir seçim yapar. Yaşamı seçer. “Kadın bir seçim yapması gerektiğini anladı / eylemi düşlediği değilse / düşlerini eyleyecekti / seyretmeyi bıraktı / sokağa çıktı / sönmeye yüz tutmuş ateşi canlandırdı / (…) / meşaleyi geleceğe taşıyor şimdi.” (Meşaleyi Geleceğe Taşıyan Kadın)
Berrin Taş'ın alıntı yapılan kitapları:
İnsana Gecikmeden, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1992 İnsanın Ayak Sesleri, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1994 Işığa doğrulum, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1996 |