Yazdır E-posta
 

Kriz kapıda

 

Ahmet SONER

 

Sinema seyircisi azalıyor bütün dünyada. Türkiye’de geçen yıl, bir önceki yıla göre beş milyon daha az bilet satılmış. Yeni açılan salonlarla koltuk sayısının artmasına karşın, satılan bilet sayısı azalmış durumda.

Bunun başlıca nedeni, korsan VCD ve DVD film kopyalarının bilet fiyatının çok altında olması. Bu gidişle bu yıl seyirci sayısının daha da düşmesi bekleniyor.

Amerika ve Avrupa seyircisinin azalması, ev sineması sisteminin yaygınlaşmasına bağlanıyor, çünkü oralarda korsan film satın almak mümkün değil.

Ev sineması, Türkiye’de henüz çok yaygınlaşmadı, ama önümüzdeki yıllarda bu sistemin yayılması bekleniyor. Bu durumda, korsan film satışlarının mutlaka önlenmesi gerekiyor. Eğer bu yapılamazsa, Türkiye sineması yine krize girmeye mahkum görünüyor.

Türkiye’de sinema seyircisinin azalma nedenlerinden biri de hızla artan işsiz sayısı ve emeğini satarak yaşayanların ücretlerinin enflasyon karşısında eriyip gitmesidir. En zorunlu giderler dışındaki bütün harcamaların üzeri birer-ikişer çizilmektedir. Çalışan kesimler artık tiyatro ve sinemaya gidemez, gazete-dergi-kitap okuyamaz olmuşlardır.

Bu yüzden korsan kasetlere ilgi artmaktadır, çünkü bir sinema bileti fiyatına edinilen bir kasedi tüm ev halkı, konu-komşu ve bütan mahalle izleyebilmektedir.

Son yedi yılın gişe rakamlarına bir göz atılırsa acı gerçek ortaya çıkacaktır: Önce yükseliş, sonra düşüş…

2000 yılında Kahpe Bizans’ı 2 milyon 472 bin kişi izlemişti.

2001’de Vizontele’nin seyirci sayısı 3 milyon 308 bindi.

2004’de G.O.R.A.’yı izleyenler 4 milyon kişiyi aştı.

2005’de Babam ve Oğlum 3 milyon 831 bin kişiyle rekor kırmıştı.

2006’da Kurtlar Vadisi: Irak 4 milyon 256 bin kişi tarafından izlenmişti

Ve 2007’de Maskeli Beşler: Irak ancak 1 milyon 237 bin bilet satabildi.

Bu rakamlar artık geçmişte kaldı. Bundan sonra milyonlarca seyirciye ulaşmak söz konusu bile olamaz.

Milyon dolarlık bütçelerle film yapanların, masraflarını çıkarmaları bile mümkün değildir artık. Büyük reklam kampanyaları ile vizyona giren filmlerin, umdukları seyirci sayısına ulaşamadıkları açıkça ortadadır.

Kabadayı, Çılgın Dersane, Yaşamın Kıyısında ve Beyaz Melek örnekleri, önümüzdeki günlerde vizyona girecek filmlerin kaderlerini de göstermektedir. Sinemacılarımız artık dış pazara açılmanın yollarını bulmak zorundadır. Hollywood’a özenen filmlerle dışarıya açılmak mümkün değildir. İran sinemasının üstesinden geldiği özgün öykülere yönelmek bir çıkış yolu olabilir.

Dünyanın birçok ülkesinde, çok yaygın olmasa da aydın çevrelerde bazı yönetmenlerimiz el üstünde tutulmaktadır. Küçük bütçeli filmler çeken bu yönetmenler, kendi dünyalarını kendilerine has anlatımla dışa vurmayı başardılar. Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Yeşim Ustaoğlu, Derviş Zaim, Ümit Ünal, Semih Kaplanoğlu, Çağan Irmak ve Handan İpekçi bu yolu açtılar.

Önceki yazımda bağımsız sinemadan söz etmiştim. Özgür ve özgün sinemanın yollarını göstermeye çalışmıştım. Kapıda bekleyen krizi aşmanın kolay olmadığını biliyorum. Elbette çok zor, ama aşılmaz değil…

 

28.01.2008

 
< Önceki   Sonraki >