BİR AŞKIN KILICINDA KAN
CARAVAGGİO’YA KARŞI GENTİLESCHİ
Azver De Roke
“kendimi azad etme halimin tüm alıntı ve dipnotlardan devam etmesi umudu ile…
esinleyen tüm düşün üstatlarından şimdiden özür diliyor ve teşekkür ediyorum…
beni affedeceklerine inanarak…”
“Bu masalı koynumda dinlemenizi tercih ederdim daha da iyisi bu masalı herhangi bir masalı benimle yaşamanızı nasıl da isterdim…”
1-
“2Yudit çadırda içtiği şarapla kendinden geçip yatağına uzanan Holofernes'le yalnız kaldı. 6Holofernes'in başına yaklaşan Yudit onun palasını aldı. 7Yatağa daha da yaklaştı, Holofernes'i saçlarından yakaladı ve şöyle dedi: "İsrail'in Tanrısı, bugün bana güç ver!" 8Tüm gücüyle iki defa ensesine vurdu ve başını kesti. 9Sonra Holofernes'in vücudunu yere yuvarladı ve gölgeliği karyola direklerinden aşağı yırttı. Dışarıya çıkıp Holofernes'in başını hizmetçisine verdi.”
2-
Aynı Adın iki Resmi
“Judith Beheading Holofernes”
Caravaggio, Michelangelo de Merisi da; c.1598
Artemesia Gentileschi; c. 1620
Tek bildikleri tarihti oysa
Çizmeye kalktıklarıysa Judith:
Kendini uzaklara savurdu. İşte O gece.
O güzel yüz ve zenginliği ruhun
Bütün öğrendikleriyle verdi kendini;
Beden nedir ki, anla işte, durgunluğuma bak ve dağınık yatağa
İşte bir adamı kafasızlaştırmaya varan yol, işte savaş.
Bildiklerinde onu ve adından fazlasını
Çizdikleri kendileriydi;
Babasının yolunda bir kız çocuğu, Artemesia
- çağrısı sanatın içine akan - fırçalar, tuval ve paçavralar
Tecavüze uğramış babasının evinde
sadece açtığında ağzını seviyorum seni gibi bir şey demiştin sense bana
Ama bambaşka onun ki elbet, bir suç, ama Judith’in ki değil,
Parmaklara dolanmış saçlar ve sımsıkı dişler…
Gövdesiz bir kafayı tutarken…
Ama yıllar önce Artemesia’dan güzelin değerini bilir Caravaggio çizmişti bu olup biteni
Işık ve gölgenin ustalığıyla, altın gerdanlığıyla ve ipeğin parıltısıyla
Soyunduğumda daha mı güzel buluyordun beni
(giysilerin olmadan daha güzelsin gibi bir şeylerle kandırmıştın beni)
Judith. Bütün motifleri geride bırakırken parlaklığı göğüslerinin
Onun kılıcıyla donanmış, kılıçla bağlanmış ona.
Oysa hiç sevmedim iktidarı.
Ne seninkini ne benimkini
Ama bilmiyor kimse onun hikâyesini
Ben de onlarınkini bilmiyorum aslında.
Acı bir tat bıraktın damağımda, ısırdığımda dilimi.
Jennifer S. Flescher
Çev: Azver de Roke
3-
Ben sanatın insan duygularını anlatmakla kalmadığına inanlardanım; sanat insanları ve gerçekliği dönüştürür aynı zamanda… Anlattıklarıyla, anlatmadıklarıyla, sorduklarıyla ve aynı zamanda var olan her şey gibi var olmakla. Var olmak, varlığın bir parçası olmak, henüz var olmadığımız büyük boşluk ve artık var olmayacağımız karanlık arasında olageldiğimiz an, gerçekliğin yapısı radikal bir dönüşüme uğrar… Ama bu bizi özel yapmaz yine de çünkü her şey var olarak bunu yapar aslında. Sanat dâhil. Elbette her resmin ya da sanatsal ürünün gerçekliğin yapısında yarattığı sarsıntı bir ve aynı değildir. Bazı resimler sadece bir tek kişiyi değiştirir, bazı resimler bir dünyayı ve algılama biçimini. “Özgürlük Halka Önderlik Ediyor” tablosu olmadan, Fransa’yı düşünmek mümkün mü? Böyle resimler hayatı ve anlam dünyamızı belirler, ama bir de daha az yaygın bir bilinirlikte olmasına karşın, derin sorgularla dolu olan resim ve kompozisyonlar var. Ben bu resimleri daha çok seviyorum. İnsanlığın ortak hafızasında çözümlenmek, yeniden okunmak ve anlamlandırılmak için bekleyen tabloları. Hani baktığınızda bir tanıdıklık hissi yarattığı halde hatırlayamadığınız, kendinden sonraki her esere bir parça bırakan ve ortak algımızın sınırlarında dolaşan soruları. Hatırlayan var mı “Marat’nın Ölümü”nü?
4-
Benim en sevdiğim resimlerden biri de, Gentileschi’nin “Judith Holofernes'i Kafasızlaştırırken” diye çevirmeyi tercih ettiğim yandaki resmidir(Resim 1). 1620 tarihli resim, tuval üzerine yağlı boya olup 199x162.5 cm boyutlarında ve bugün Floransa’da Uffizi Müzesi’ndedir. Judith ve Holofernes’in ilişkilerine final diyebileceğimiz sahne, Eski Ahit’ten bir öyküdür. Daha doğrusu Eski Ahit’e tamamlayıcı sayılabilecek Apokrif kitaplardan biridir Judith’in öyküsü… Aynı tabloyu Caravaggio da çizmiş(Resim2) . Caravaggio’nun “Judith Holofernes’i Kafasızlaştırırken” tablosu, tuval üzerine yağlı boya olup 145x195 cm boyutlarındadır ve bugün Roma’da Galleria Nazionale d'Arte Antica’dadır. Hatta Boticelli’nin de bu kompozisyona katkıları var. Birçok farklı ressam da öykünün belli bölümlerini resmetmiş. Ama bu iki ressamın duruşu ve anlatımları diğerlerinden ayrılıp ayrı bir yere taşınıyor. İki resim hem iki dönemin algılama farklarını hem de iki cinsin algılama farklarını anlatır bana.
Gentileschi bir kadın ressam, Barok üsluba yakın ama çok geç dâhil olmuş nedense sanat tarihçilerin dizgesine. Caravaggio ise Barok resmin ilklerinden; ikisi de aykırı tipler, yani insana bir şeyler anlatabilen insanlar.
Artemisia Gentileschi (1593-1652) Roma’da doğmuş bir ressam. Babası Orazio Gentileschi tarafından eğitilir. 20 yaşında iken meslektaşı Agostino Tassi kendisine tecavüz eder. Mart 1613’te mahkemede tanıklık yaparak Tassi’nin nasıl saldırdığını şöyle anlatır: “İşi bittikten sonra üzerimden kalktı. Serbest kalınca masadaki çekmeceden bıçağı kaptım ve ona doğru koştum. ‘Seni bu bıçakla öldürmek istiyorum çünkü şerefimi lekeledin’ diyerek bıçağı fırlattım. Kendini korudu, yoksa onu yaralamış veya öldürmüştüm. Göğsünde az kanayan bir sıyrık vardı sadece. Agostina odadan çıktı ve ben bana yapılan haksızlıktan dolayı hâlâ ağlıyordum." Bu trajedi Gentileschi resminin tüm hücrelerine yayılmıştır…
16’ncı yüzyıl sonlarında Roma, her türlü saldırı ve şiddetin kol gezdiği tehlikeli bir şehirdi. Roma’nın ayrıcalığı Papalık’ın orada olmasıdır yalnızca. Papalık zengindi, sanatı ve sanatçıyı koruyordu. Reformasyondan sonra yüksek rütbeli din adamları, Hıristiyanlığa inançları sarsılanların şüphelerini, sanatın gücü ile giderebileceklerini görmüşler ve devrin yetenekli sanatçılarını malikânelerinde barındırarak resim yaptırmaya başlamışlardı. Böylece "bütün yolların Roma’ya çıktığı" bu şehrin sokakları 2 binden fazla ressam, heykeltıraş ve mimarla dolmuştu. Ama bu güruh ele avuca sığacak cinsten değildi. Çoğu taşralı olan genç yetenekler zenginlerin yanında barınıyor, çalışıyor ama boş zamanlarını Roma’nın arka sokaklarında içki, kadın ve şiddete dayanan bir ortam içinde geçiriyorlardı.
Caravaggio da bu serseri güruh içinde yaşamış aykırı bir tip, diğerlerinden farkı bu şiddeti oluşturanlardan değil, bu şiddeti izleyenlerden, resmedenlerden, kıyısında duranlardan biri. Resimlerinin modellerini bu arka sokaklardan alıyor. Hatta Meryem’i hamile bir fahişeye modelleyecek kadar uçuk ve aforoz edilmiş. Bu şiddetin o kadar yakınında ki, tabloları konuşuyor bu şiddetin dilini ama kabul etmiyor. Hayatın kıyısında bir münzevi olarak, bu şiddetin kurbanı rolünde yaşama gözlerini kapatıyor, sokakta serseriler tarafından soyulup öldürülüyor… Resmettiklerinin şiddetinde yok oluyor.
Hayat ancak kıyısında duranlarca açıklanabilir, sezinlenebilir bana kalırsa; denizi balıklara sorma onlar anlatamaz. Denizi balıkçılar anlatabilir, denizkızları, bir de Sait Faik gibi, denize girmeyi bile ret eden bazı kişiler.
5-
Önce hikâyesini kısaca anlatıyım pek gerekmese de…
Holofernes Asurlu (Babil) bir komutan… Asur kralı Nabukatnezar’ın başkomutanı… Eski Ahitte adı geçen Babil Kulesi’ni inşa ettirdiği varsayılan ünlü kral… Dünyanın yedi harikasından Babil’in Asma Bahçeleri’ni eşi için yaptıran, Mezopotamya mimarisine katkıları küçümsenemeyecek kral… Holofernes Nabukatnezar’ın kılıcı… Eski Ahit için dışarıdaki barbar, dinsiz, yoldan çıkmış kişi… Dışarıda ki vahşi Eski Ahit’e göre, yani biraz ürkek, biraz çirkin, biraz barbar. Vahşi, aşık olunacak kadar yakışıklı değil, hayatta hep güç ilişkilerinde durmuş, savaş ve kan içerisinde büyümüş. Güzellik karşılaşmadığı bir kavram, hep sahip olmuş, iktidar kurmuş, iktidara karşı savaşmış.
İsrail üzerine seferler düzenliyor ve karşı konulması imkânsız bir güç haline geliyor zamanla.
Nerdeyse bütün İsrail yenilmiş durumda.
İsrail, güçle kaşı koyamadığına, hile ile karşı koymayı deniyor. Tarihe tanıklık mı bu acaba?
Judith Holofernes ile ilişki kuruyor ve sevgili oluyorlar.
Judith, kendilerine saldıran Babil ordusu komutanı General Holofernes’i öldürerek kavmini kurtaran duldur. Güzelliğini ve aklını kullanarak. Onun teşviki ile Yahudiler, Babil ordusunu yener ve yurtlarından kovarlar.
Judith, güzel sözlerle etkilediği Holofornes’in kafasını bir gece, hizmetçisi ile birlikte kesiyor, o uyurken.
Sanat tarihinde sık tekrar edilen kompozisyonlardan biri bu hikaye, Donatello’dan, Tizianno’ya kadar. Neredeyse kompozisyonu işlemeyen kalmamış, 15. ve 17. yüzyıllar arasında. Ama birçoğu gözardı edilebilir, Caravaggio ve Gentileschi ile kıyaslandığında.
Caravaggio'nun resminde kadın soğuk, nerdeyse ürkek ve hatta Holofornes’le yaşadıklarına hüzünle bakıyor, yaptığı işten tiksiniyor ve bu yaptığıyla kendinden nefret ederek, kurbana yaklaşıyor.
Holofernes öfke ve şaşkınlık arası bir bakışla;
“sen- bana- bunu- nasıl-yaptın –ki” diyor.
Holofornes’in sağ eli, yatağa bastırıyor kalkmak için ve aslında bu kafasının kesilmesini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Sol el acı ve hüzünle kanın aktığı çarşafa sarılmış. Ama en çok gözler konuşuyor, ağzın çığlığına aldırmadan, Judith’le son kez söyleşiyor. Ve ışıklar saçan parlak tenine Judith’in son kez özlemle bakıyor, sağ el vücudu yataktan kaldırıp kılıca savuruyor, Judith kılıcı öyle tutmuş ki Holofornes kendi kendini öldürsün diye yalvarıyor kılıç. Judith, Holofornes’in kafasını kesmiyor, hizmetçinin kıskanç bakışlarında Judith ve Holofornes el ele vermiş birlikte kesiyorlar Holofornes’in kafasını.
Arkada hizmetçi duruyor, Judith’in arkasında, bu ölümlerin arkasında.
Efendiliğin bütün kurumlarına, efendiye, erkeklere, hatta hayatın kendisine nefret ve kıskançlıkla bakan bir yâdsıma adeta hizmetçi. Hizmetçi eski bir şeyler, artık var olmama hali… Judith ve hizmetçi birbirlerini dışlıyorlar, genç ve yaşlı, güzel ve çirkin, masum ve öfkeli, üzüntülü ve hırçın.
Holofornes ve Judith o ölüm anında birbirlerine sonsuza dek bağlanıyorlar, suçun zincirleriyle sarmaş dolaş oluyorlar. Hayat bu sahneden sonra bir daha asla aynı kalamaz. Hayat Holofornes’in yokluğunda, Judith’in yokluğunda sonsuz bir hüzünle akacak. Ve belki de başka bir imgelem gizlemiştir Caravaggio, Judith, İsrail halkını, Holofornes, Filistin halkını temsil etmektedir de, bu ikisinin birbirleriyle iç içe yaşamasını kimse istememektedir, hele de tüm bu gençliğe, güzelliğe ve ritme kıskançlıkla bakan hizmetçinin yaşlı, nefret dolu bakışlarında varlığını sürdüren, derebeyleri… Caravaggio bir romantik, Meryem’i, hamile bir orospu kullanarak çizen ve aforoz edilen, tanrıtanımaz bir İsevi, hayatın kıyısında yaşıyor, bir meyhane çıkışında, hırsızlar bıçaklayarak öldürüyorlar onu.
Onun resminde hikâye Eski Ahitçiler’i bile aşan bir duygusallıkla işleniyor, kurban ve cezacı duygusal bir tutkuyla birbirine bağlılar, tanrı, İsrail ve Filistin’i ( bu ikisinin iç içe geçmişliğinde Ortadoğu’yu) bu cinayetin gölgesinde birbirine bağlıyor adeta, süreğen bir yer değiştirmeyle suç ve suçlu iç içe geçiyor.
Bu topraklar onların aşk yuvası, zaten cinayette aşk yuvası ya da aşkın mabedi denilebilecek yataklarında işleniyor, belki daha o akşam seviştikleri yatakta, Judith kendinden ve bütün İsrail’den nefret ederek kafasını kesiyor Holofernes’in.
Caravaggio resminde Barok üslubun klasik yöntemlerini incelikle kullanıyor, karanlığın içinden fırlayıp gelen figürler, hareketin doruk noktasında donup kalmışlar. Kan damardan fırlamış, bütün tazyikiyle akmaya devam ediyor… Holofernes’in çığlığı hala havada, Judith ve Holofernes bakışlarıyla bir söyleşinin ortasında, hizmetçi nefret dolu bakışlarla kafayı çuvala koyup Betlehem’e varmayı bekliyor. Açık uçlu kompozisyon tuvalin dışında hareketin devamına çekiyor bizi… Kompozisyonun dışında ordugâh çadırı ve çadırın dışında koca ordugâh ve Ortadoğu, savaşlardan yorgun, yorgun yüzleri on bin yıllık savaşlardan Ortadoğu halkının.
Bir dönem İspanyol resminde siyah ve kırmızı egemen olmuştur resim sanatına, İspanyol halkının acı ve hüznüne tanıklık etmek üzere… Caravaggio ve Gentileschi’nin resimlerine de kırmızı ve siyah hâkim. Savaşlar, kan ve karanlık Ortadoğu halklarının peşini hiç bırakmamıştır ezelden beri…
Kan saçılırken çeliğin parıltısıyla resme, yatağı Holofernes’in ve elbisesi Judith’in beyaz kalmayı yine de başarmıştır her nasılsa.
Ama ben bu resmi sevmiyorum, ben Gentileschi’nin çizdiği resmi seviyorum.
6-
Şimdi Gentileschi’nin resmine bakalım, her şey bambaşka hale geliyor. Aynı olay aynı kahramanlar ama anlamlar dizgesi radikal bir dönüşüme uğramış.
Eski Ahit bunu İsrail’in kurtuluş mücadelesine bağlayan bir fedakârlık ve adanmışlık öyküsü olarak anlatır ama ben bu açıklamayı da sığ buluyorum.
Gentileschi’nin resminde hizmetçi ve Judith bir kader ortaklığı yapmıştır, iki kadın Holofornes’i birlikte öldürüyorlar.
Judith bu resimde ne masum, ne âşık, ne de aşkla bağlı Holofornes’e; hizmetçi de ne kıskanç, ne öfkeli, ne de yadsıma, olabildiğince sakin. Holofornes acılı ama anlamış. Gentileschi’nin resmi kan revan… Bu resme devam sayabileceğim üçüncü resim bu durumu daha iyi açıklıyor (Resim 3). Judith ve hizmetçi Holofernes’in kafasını bir çuvala koyuyorlar, yaptıklarına tamamen yabancılar sanki. Bu ikinci resimde tutku yok, ya da fazlasıyla var…
Kendini sonsuz inzivaya taşıyacak kadere yürüyor Judith.
Gentileschi bir kadın ve resminde Eski Ahit falan kalmamış artık. Tüm yaşananlar, bir zorba ile direnişçi arasında geçiyor
Holofornes bir zorba, İsrail’e yürüyen zorba, yatağın efendisi, hizmetçinin efendisi ve zaten Judith’i değil hizmetçiyi itiyor kurtulmak için, yüzündeki ifade dehşet ve hesaplaşma arasında gidip geliyor, soruyor kendine “ben nerde hata yaptım da şimdi kafam kesiliyor” diye. Elleri kurtulmak için hizmetçiyle boğuşurken, Holofernes Judith’i yok sayıyor adeta bakışları bizlere ve kendine yönelmiş. Egemen olmanın her haliyle erkek Holofernes bu resimde.
Gentileschi insanı aklın yolundan saptıran duygusallıktan kurtulmuş, efendi ve kölenin ilişkisine yöneliyor. Kadın ve erkeğin mutlaklık ilişkisine.
Gentileschi’nin resminde de siyah ve kırmızı renkler egemen ama basit bir yer değiştirme ile sembolik anlamları da yön değiştirmiş. Caravaggio’nun resminde çadırın üstü tarafında bulunan kırmızı kadife, Gentileschi’nin resminde yatağın üstünde Holofernes’in üzerine serilmiş… Bu kırmızı kadifenin kan ve revan hali pür meale işaret ettiğini varsayarsak, Caravaggio kırmızı rengi kompozisyonun üstüne getirerek, kan ve gözyaşını anlatının geneline yaymaktadır diyebiliriz. Resme egemen olan karanlık ve kırmızı, Judith ve Holofernes arasındaki ilişkiden başlayarak, İsrail ve Ortadoğu’ya doğru genişlemektedir. Oysa Gentileschi’nin karanlığı, Holofernes ve Judith’i hizmetçi ile birlikte aramızdan ayırarak özelleştirmektedir… Kırmızı kadife, Holofernes’in üzerine yayılarak kanın bedelini Holofernes’e doğru ötelemekte ve Holofernes kimliğinde efendi, erkek, savaşçı ve öteki olan kanla yargılanmaktadır.
Caravaggio ve Gentileschi arasındaki bir başka değişim de, Caravaggio resminde her şeye karşın beyaz kalan yatak ve Judith’in elbisesinin değişimidir. Yatak kanla lekelenmiştir, Judith ise zaten daha eylem başlamadan beyazın masum görüntüsünden sıyrılarak sarı bir elbiseye bürünmüştür.
Babasının evinde yaşadıklarının ardından sarı bir hüzne bürünmüştür Judith ve kafası kesilirken Holofernes’in Tassi’nin hoyrat egemenliği yerle bir edilmiştir… Gentileschi’yi yıllarca sanat tarihçilerinin kronolojisinden uzakta tutsa bu yaklaşımı, tarihin uzun soluklu yolculuğunda süreğen bir yer değiştirme ile hakkını teslim etmiştir Gentileschigiller’in…
7-
Ben Caravaggio’ya benziyorum, sen Gentileschi’ye...
Ben Caravaggio’ya benziyorum ve Gentileschi’yi seviyorum, sen Gentileschi’ye benziyorsun ve Holofernesgiller’i seviyorsun, aslında durum bundan ibaret.
Ben sana gitmekten bahsettiğimde bu Caravagiogiller’in hayatın kıyısındaki yolculuklarını, sen gitmekten bahsettiğinde bu bir tutku öyküsünü anımsatıyor.
Bunu anlatmak için iki resmi yan yana getirdim.
Birini sevmenin, bir iktidarsızlık alanın kurulmaya başladığı zemin olmasını arzuluyorum ve bugün ne sende var bunu kaldıracak bir kalp ne bende bunu sürdürecek akıl.
Bir kez daha yineliyorum;
“Ben sizinle bütün endişelerden uzak, uçucu, masalsı, düşsel, eğlenceli bir ilişki kuruyordum sahi… Sadece sizinle bütünleşmek istiyorum, sizde erimek. Bütün öpüşlerin sıcaklığında, gözyaşlarından yoksunluğunuzun nemli ıslaklığını bulmak istiyorum.”
Eh, denilecek son bir söz kaldı öyleyse bu resme dair, onu da A Perfect Circle söylesin bizim yerimize…
Judith
Yollar için büyük bir ilhamsın
Asla seçmeyeceğim yollara
Sana gösterecek onca yol varken
Nasıl da yapayalnız bırakmıştı seni kurtarıcı
Hay o tanrının ben…
Tanrın ve kurtarıcın
O yol açtı tüm bunlara
Sahip olduğun her şeyi alarak
Yalnız bu yolu bıraktı sana
Hala yakararak, asla yoldan çıkmıyorsun işte
Asla tatmıyorsun o yasak meyveyi
Ve hiç sormuyorsun kendine neden
Hiç birini öldürmüş gibi değilsin işte
Nefret yüklü o kılıcı saplayan sen değilsin gibi
Seni terk edene yakar yine de
Paramparça ve yerle birken üstelik
Hepsini senin için yaptı işte
Hepsini senin için yaptı…
Sana gösterecek onca yol varken
Dogman nasıl da yapayalnız bıraktı seni
Yalvar yine de müjdeciye ve tanrına
Asla bakma tadına yasak meyvenin
Dönme yolundan, pes etme sakın
Asla – bir yalanla boğulmuşta olsa
Bütün bunları sana yapan o da olsa
Asla sorma kendine neden
Hiç te birini öldürmüş gibi değilsin işte
O kindar kılıcı saplayan sen değilsin gibi
Konuş müjdecinle
Sanki o biliyormuş gibi nedeni
Hepsini senin için yaptı işte
Senim için yaptı hepsini
Senin için hepsini…
Çev: Azver de Roke