|
Temel Gelir Versus Kapitalizm (mi?) III Yüksel AKKAYA “Temel gelir”, “vatandaşlık geliri” ile ilgilenenler, bu konuda politika üretenler kendi içinde değerlendirildiğinde iki, biraz zorlandığında üç ana kamptan temsilcileri olduğu ileri sürülebilir. İlk kamp, piyasa yanlısı neo-liberalcilerin yaklaşımı. İkincisi, sosyal demokratların. Üçüncüsü de Marksizmden beslenmiş, ama marksizmle arasını açmış, arayış içinde olan sosyal demokrasinin daha solundaki kesim. Her üç kesim de devrime karşı olmakla birlikte, ilk iki kesim açıkça meseleye kapitalist bir toplumun tahkimi açısından bakarken, üçüncü kesim, devrim yerine temel gelir aracılığı ile kapitalist toplumun sosyalist topluma evrilebileceğini düşünür ve devrimci yaklaşımlara da mesafeli durur. Bu üçüncü yaklaşımın en iyi temsilcisi E.O. Wright’tir. İlk yazıda A. Buğra-Ç. Keyder’in sözü edilen derleme kitabında yer alan yazısı ile de bunu açıkça ortaya koyar. Bu nedenle bu üçüncü yol üzerinde durulmayacaktır. Sadece, devrimi reddeden, Leninist yaklaşımdan kaçınanlara, iyi bir referans olabileceğini belirtmekle yetineceğiz. Sol adına, bir önceki yazıda kısaca değindiğim liberal piyasacı yaklaşıma bir kez daha dikkat çekip, sosyal demokratların yaklaşımları üzerinde duracağım. Roebroek ve Bergman temel geliri değerlendirirken bu politikanın açmazlarına, sakıncalarına da dikkate değer en önemli eleştirileri yapmaktadırlar. Bu nedenle olsa gerek, bu iki araştırmacının değerlendirmeleri A. Buğra-Ç. Keyder derlemesinde kendisine yer bulamamıştır. Roebroek, 1993 yılında yayınlanan makalesinde temel geliri ören piyasa yanlısı liberallerin asıl amacının sosyal devlet harcamalarını azaltmak, vergi sistemini sadeleştirmek, bürokrasiyi azaltmak, piyasaya dayalı çözümleri güçlendirmek olduğunu belirtmektedir. Kuşkusuz, bu durum devletin emek aleyhine güçlendirilmesi, sermaye adına zayıflatılması, tüketim aracılığı ve devletin elindeki kaynaklar aracılığı ile sermayenin daha güçlü olarak beslenmesi, emekçiler için bütçeden harcanan kaynakların kısıtlanarak bu finansmanın sağlanmasından başka anlam taşımamaktadır. Zira, temel gelir uygulaması, sosyal güvenlik, sosyal yardım gibi temel sosyal politika önlemlerini de gereksiz kılacak, böylece, bu güne kadar piyasa dışı kalmış pek çok sosyal politika konusu piyasada alınıp satılan mal ve hizmetlere dönüştürülecektir. Yani temel gelir, sermayeyi yeniden yeniden beslerken, tüm halkı bir gelir elde etmesine karşın bir kez daha yoksullaştıracaktır ki bu, kapitalizmin temel yasalarından biridir. Bu nedenle, piyasacı liberallerin temel gelir, vatandaşlık geliri gibi yeni politikaları önermesi anlaşılırdır, sistemin doğasına uygundur. Bir taş ile ikiden kuş vurulmaktadır. Bir, kapitalizmin herkese bir gelir verebileceği yanılsamasını yaratmaktadır; iki, temel harcamaları azaltıp, sosyal politikanın önemli harcama kalemlerini piyasaya açarak yeni kar olanakları yaratmaktadır; üç, tüketimi besleyerek sermaye cephesinin önemli bir sorunu çözmektedir; dört, kapitalist düzene karşı biriken büyük bir öfkeyi emerek, sistemle bütünleşmeye aracılık etmektedir. Bu hali ile temel gelir, vatandaşlık geliri kapitalist sistemi tahkim eden politikalar olmakta; adeta Dünya Bankası’nın yoksulluğu yönetme politikası ile örtüşüp, hatta onu aşmaktadır. Böylece, dünyanın ezilenleri, sömürülenleri kadar işsizleri, yoksulları da kapitalist düzen ile “mutlu” olmaya davet edilmektedir. Herkesin bir temel gelir, vatandaşlık geliri elde ettiği yerde, bunu sunan kapitalist bir toplumda sendikal örgütlenmeğe, sol partilere ihtiyaç var mıdır? Soru önemlidir. Yanıt ise çok basittir: uzun ya da kısa bir zaman için temel gelir/vatandaşlık geliri yaklaşımı solu ve sendikaları “marjinal” kılacaktır. Kuşkusuz, marjinalleştirilen bu kesimlerin yokluğunda kapitalist düzen kendisini bir daha tahkim edecektir; dünden kalan, kan ve isyan ile elde edilen ne varsa hepsini “düzledikten” sonra gerçek yüzünü gösterecektir. “Ceza Endüstrisi” hapishane tarihinin yeni bir kavramı olmaktan çıkıp, bir toplumun, kapitalist toplumun bizatihi kendisini açıklayan bir olgu olacaktır. Kuşkusuz, bir de aşırı dinsellik gerekecektir, uyuşturmak, bir lokma bir hırka ile yetinilmesi ve çok şükür denilmesi için. Marksizmle tanışmış, ama marksizmi aşmaya çalışan, “yeni” arayışlar içinde olan E.O. Wrightgilleri bir kenara bırakırsak, sosyal demokrasi adına kapitalizmi bir kez tahkim eden hümanistlere devrimciler, sosyalistler, Marksist-Leninistler olarak daha temkinli yaklaşmak zorundayız. Piyasacı liberaller ile hümanist sosyal demokratlar kapitalist madalyonun iki yüzünü temsil etmekte, biriken devrimci öfkeyi bastırmaya çalışmaktadırlar. Ne yazık ki, burada sol adına yola çıkanlar ne Gorz’u ne de Wrightgilleri anlamaktadır. Önerimiz, Dünya Bankası’nın yoksulluğu yönetme taşeronluğuna soyunmuş olanlara bizim söylediklerimize olmasa da A.Tonak’ın yazdıklarına bakıp, bir daha düşünmeleridir. Temel gelir/vatandaşlık gelirini savunanların en solunda olan E.O. Wright bir devrime, devrimci duruma karşı ise devrimcilere ve sosyalistlere düşen bu yeni “şeye” oldukça temkinli yaklaşmalarıdır. Kaynaklar: A. Tonak, “E. O. Wright'in 'Sosyalizmi’ , Birgün, 23.11.2007 Barbara R. Bergman, “A Swedish-Style Welfare State or Basic Income: Which Should Have Priority?”, Politics&Society, Vol.32, No. 1, Mach 2004. Joop M. Roebroek, “Images of the Future: The Basic Income Challenge”, Policy Studies Review, Sprin/Summer 1993, 12:1. |