|
yuvarlanıyor iri, sıcak damlalar/ bakır yanaklarımızdan / yuvarlanıyor iri, sıcak damlalar / kalbimizde! / kalbimiz artık dar geliyor bize! / kopararak / kanlı sargıları / yaramızdan! / dişi bir kaplanız ki biz / dişlerimizde taşıyoruz, altın başlı / yavrularımızın ölüsünü... / kimin kızıl gönüllü sarı alnına / sardık sevginin beyaz çiçekli örgüsünü! / kan geliyor kainatın rengi bize! / yuvarlanıyor iri, sıcak damlalar bakır yanaklarımızdan / kalbimize! Nazım Hikmet’in ‘Sacco ile Vanzetti’ şiirinden Filistin’in kahraman evlatları Mika Minio-Paluello’nun*, 4 Şubat 2008 tarihinde The Electronik Intifada internet sitesinde yayımlanan 'Mücadeleyi Sürdürmek' başlıklı yazısını yayınlıyoruz. İngilizce'den Barış YILDIRIM çevirdi. Mika Minio-PALUELLO 2005’te Filistin’den sınırdışı edildiğimden beri, Londra’da yaşıyor ve çalışıyorum. Burada bile Filistin sizi bırakmaz. Cuma sabahına doğru, 25 Ocak, arkadaşlarımdan birisi İsrailli askerler tarafından, Batı Şeria’daki Balata mülteci kampında vuruldu ve ölüme terkedildi. Sabah 10.23’te bir arkadaşımın gönderdiği ve “Duyup duymadığını bilmiyorum, Ahmed Sanaqra dün Balata’da öldürüldü” yazan e-maili okuyunca, yumruğumu sıkıp duvara vurdum. Üzüntüm ve öfke beni ele geçirirken, içimde bir parça hemen ve doğrudan bir şey yapmak, her şeyi sarsmak, normalliği bir çığlıkla durdurmak istedi. Dünya eskisi gibi devam ediyor, e-maillerde, alışverişte, sızdıran bir kazanı tamirde, buluşmalarda kesinti yok. Londra her zamanki gibi devam ediyor ve Cuma sabahı bir arkadaşım ‘teslim olmayacağım’ dediği için vuruldu. Balata’nın büyük bölümünde Sanquur lakabıyla bilinen Ahmed Sanaqra o Cuma sabahının erken saatlerinde, üç arkadaşıyla ailesinin evinde sohbet ediyormuş. Dışarıda, gizlenmiş silahlı İsrail casusları, Filistinliler dar sokaklarda sessizce hareket ederken evinin etrafını sarmış. Pencereden Sanquur’u fark eden casuslar ateş açmış ve onu ağır şekilde yaralamışlar. Arkadaşlarıyla birlikte kaçmaya çalışmış ancak hareket etmeyi sürdüremeyecek kadar ağırmış yarası. İsrailliler onu takip etmiş ve ölüme terk etmeden önce vücuduna daha fazla mermi ateşlemişler. Ara sokaklar boyunca koşmak Balata’daki dairem, kampın girişini yukarıdan görüyordu, dolayısıyla çoğu İsrail saldırısını da. Sanquur ve arkadaşı Bilal, üç kat tırmanarak binamın çatısına çıkıyor ve oradan aşağıdan geçen silahlı ciplerin üzerine tuğla ve çürümüş kavun atıyorlardı. İkisi ciplerin sağ penceresine boya atarak görüşlerini engellemeye çalışırdı. İsrail askerleri insanlara ateş etmeyi denediğinde, Sanquur evimin yanındaki dar sokakta siper alırdı. Bir gün, kampa giden cip yolunu kapatıyordum, ancak taş atan gençlerin yolunda durmamak için geri çekilmeye karar verdim. En yakın patikada siper almaya çalışırken, Sanquur, ciple arasında benim olduğumu fark etmeksizin, elindeki bir cam şişe beyaz boyayı cipe doğru fırlatmak için köşeden koşarak geldi. Şişeyi atarken tutamadı ve bana ‘zıpla’ diye bağırdı ve kafamı boyaya bulamamak için şişeyi yere doğru fırlattı. Beyazlaşan botlarım ve Sanquur’un en derin üzüntüleriyle parçalanan camın üzerinden sıçradım. Bazen karanlıkta işgalci cipler aramak için ara sokaklarda koşardık. Askerler ateş açtığında genelde aynı duvarın arkasında siper alır ve eldekiler her zamanki gibi hemen bitince daha fazla taş arardık. Bir gece Sanquur beni çok sert bir şekilde ara sokağa geri itti. Aynı anda tam duvarın ayakta durduğum yere, şarapnel parçaları ve çimento püskürten yaylım ateşi açıldı. Bir hafta sonra ana çarşı caddesinde yürürken, büyük bir patlama hissettim. Hemen sonra Sanquur’u yüzünden aşağı akan kanla koşarken gördüm. Patlamamış bir bomba, o bakmak için eğildiğinde patlamıştı. Onu bir arabaya koyup hastaneye götürdük. Bahisleri yenmek Ben sınırdışı edildiğimde Sanquur 18 yaşındaydı. O günden bu yana geçen 2,5 yıllık sürede, Balata’da çok geniş bir desteği olan silahlı bir direnişçi haline geldi. Diğer savaşçılardan farklı olarak teslim olmayı ya da rüşvet vermeyi; İsrail ordusu Balata caddelerini ve ara sokaklarını işgal ettiğinde, kamp sakinlerinin kendilerini savunacağına inanarak reddetti. O, direniş hakkından ücretli bir iş ya da polis memurluğu karşılığında vazgeçilemeyeceğini düşündü. Balata’dan hiç kimse, Abu Ayyesh ve Abu Saleem isimli gençlerin 2003 baharında Batı Şeria’da düzenlediği saldırılardan bu yana, intihar saldırısı düzenlemedi. Teslim olmayı reddeden ve işgalci tank ve ciplere karşı silahlı direnişe devam eden savaşçılar sistematik olarak tek tek avlandı. Sanquur, İsrail ordusunun üç doğrudan suikast girişiminden sağ kurtulmayı başardı. Nisan 2007’de, küçük kardeşi öldürüldü ve Sanquur elinden ve midesinden vuruldu ancak askerlerden daha hızlı koşarak kurtuldu. Hala yoğun bakımdayken, ordu hastaneyi bastı ancak Sanquur yatağından çıktı ve kaçtı. 2006’da İsrail F-16’ları, Apaçi ve tank bombardımanlarına dayanan ana polis karakolu, onun başına yıkıldı. Sanquur, askerler başında yürürken moloz yığınları arasında üç gün sessiz yattı. Onun kaçışı, bahislere rağmen, Balata’da yaşam umudunu parlattı. Onun hayatta kalması Balata’nın kararlılığını ve metanetini sembolize etmeye başladı. Kamp sakinleri, öldürülen ya da tutuklananların aksine Sanquur’un yaşayacağına, özgür kalacağına inandı. Savaşa devam etmek Rüyalar bitti. Geçen Cuma, İsrailli casus Duvdevan birimi Sanquur’u kıstırdı ve öldürdü. Şimdiye kadar, arkadaşlarım roketlerle parçalara ayrıldığında ya da kafalarına bir mermi aldıklarında, bunlar zaman zaman yine olsa bile, nasıl üzüleceğini hesaplamamıştım. Hani Hashash, Disco Skipper ve Muhammed Abu Lel, hepimiz arkadaş ve direniş savaşçılarıydık. Öfkem, beni tüketmeye devam ediyor ancak hedefi yok. Sanquur’un öldürüldüğünü öğrendikten saatler sonra otobüsüm Londra merkezine doğru giderken gazap beni sarstı. Bu kez hissetmemek için duygularımı frenlemeyeceğim. Afro-Amerikan yazar ve aktivist öfkeyi “direniş mücadelesinin zorunlu bir açısı” olarak niteliyor; fakat hangi yönde. Bu duygular bölge milletvekiline yazılan bir mektuba ya da bir protestoda yer almaya tercüme edilmiyor. Günlük yaşamdaki devamlılık, ayrıcalıklarımızda ve barlar, filmler, mağazaların konforunda bir mola, bir yırtılma talep ederek—yaşam ve iş, her zamanki gibi, öfkeyi artırıyor. Doğrusu, üzüntü ve öfkemi nasıl yaşamalıyım bilmiyorum. Sahip olduğum tek cevap: eğer politik mücadelemiz faydalı ve etkinse, kendimizi tüm kalbimizle onun içine atmak. Hala yaşayan ve hisseden arkadaşlarımızla birlikte birbirimize sarılmak ve savaşmaya devam etmek. Dünya, İngiltere, ABD, İsrail gibi ülkelerden gelen baskı ve işgalle karşı karşıya. Ölüm ve cinayet, özgürlük ve adalet hareketlerimizin çoğu tarafından hissedildi ve hissedilecek. Çoğunlukla, bu mücadeleler İngiltere’de yaşandığında, arkadaşlarımızın bizim yanımızda vurulup öldürülmeme ayrıcalığı var. Ancak Filistin’de, Derry ve Belfast’ta, Bolivya’da, Nijerya ya da Irak’ta değil. Daha çok arkadaş kaybedeceğiz. Üzüntü, gazap, öfke ve çıkış yolu olmayan öfke olacak, ancak sanırım bu, daha iyi bir dünya mücadelesinin parçası. *Mika Minio-Paluello, Balata mülteci kampında 2003-2005 yılları arasında yaşamış ve çalışmış bir direnişçi. Şu anda Londra’da yaşıyor, sosyal ve çevresel adalet için faaliyet gösteren PLATFORM için çalışıyor.
|