Başka türlü bir festival Yazdır E-posta
Necati Sönmez

Küba, dünya üzerinde insana başka bir gezegene iniş yapmış hissi veren sayılı yerlerden biri. Dolayısıyla burada ‘bulunmak’ başlı başına bir deneyim. Zengin turistlerin merakını kamçılayan kültürel/egzotik/cinsel cazibesinden ötürü değil sadece, ‘başka bir dünya’nın kıyısında durduğu, en azından o dünyaya dair hayal kurma ihtimalini hala diri tuttuğu için…

Havana’nin kendisi gibi Havana Film Festivali de (tam adiyla Yeni Latin Amerika Sineması Festivali) dünya genelindeki festival enflasyonu içinde apayrı bir yerde duruyor. Sadece kapsadığı coğrafi bölgenin sinemasına dair hemen herşeye açık olmasıyla değil, işleyiş mantığı, yoksunluktan gelen güzelliği ve samimiyetiyle, kendi adıma bugüne kadar izlediğim hiçbir festivalle karşılaştırılamayacak kadar özgun bir sinema etkinliği...

Sayısını kimsenin tam bilemediği yüzlerce filmin, 20’den fazla salonda (basitçe, şehirdeki hemen tüm sinema salonlarında) 10 gün boyunca dönüp durduğu, seyircilerin gişe önlerinde uzun mu uzun kuyruklar oluşturduğu, oteldeki oda temizleyicisinden salondaki yer göstericiye kadar herkesin, filmler hakkında az buçuk fikir sahibi olduğu bir festival. Küba yoksulluğun dizboyu olduğu bir ülke evet, ama bir sinema bileti fiyatının 2 Küba Pesosu olduğunu (yaklasik 100 YKr) öğrenince, bizi filmden filme götüren şoförün filmlerle ilgili muhabbetimize kulak kabartmasına ve araya girip fikrini beyan etmesine şaşırmamayı öğreniyoruz.

Yoksunluğa dışarıdan bakıp onu romantize etmek kolay ve de tehlikeli bir şey, ama o yoksunluğun içindeki insani damarı görmemek mümkün değil. İşte size bir anekdot: Küçük bir grup, Havana’nın 40 km dışındaki ünlü sinema okulunu ziyarete gidiyoruz. Fernando Trueba’nın içerideki stüdyoların birinde bir animasyon çekimi yaptığını öğrenip heyecanlanıyor, bu arada okulun tesislerini geziyor, kimimiz bahçedeki kocaman havuza bile dalıyor, sonuçta çok hoş bir gün geçiriyoruz… Dönuşte bir kısmımız kendi özel minibüsümüzü beklemek yerine, şehre giden öğrenci otobüsüne atlıyoruz. Hayli külüstür, ilginç bir otobüs; yolda karşısına keçiler çıkınca ani fren yapıyor. O anda öğrencilerden öğreniyoruz ki, meğer otobüs onu kullanan şoförün elinden çikma… Basbayağı kendisi tasarlayıp okulun atölyesinde üretmiş! Nitekim, içerideki muhtelif kapakları açıp arızayı eliyle koymuş gibi buluyor ve tamir edip yoluna devam ediyor… Havana böyle insanların kenti işte. Gece vakti hayatın sokağa taştığı ve bira satan barların 24 saat açık olduğu, bırakın kapanmayı, kimi barların kapısı ve duvarlarının dahi olmadığı bir şehir.

Havana böyle bir yerken, Havana Film Festivali de Latin sinemasına dair hemen herşeyin buluştuğu bir sinema karnavalı: Kısasından belgeseline, animasyondan retrospektiflere, senaryo ve poster yarışmalarından, yeni projelerin duyurusuna, TeleSur türü bölgesel medya ağlarından sinema kitapları yayıncılığına kadar sinemaya dair akla gelebilecek herşeyin buluştuğu bir platform. Sadece o kadar değil; dünya sinemasını da Havanalıların ayağına getiren bir etkinlik.

Filmlere gelince… Onları bir sonraki yazıya bırakalım.

 
< Önceki