Yazdır E-posta

Bir Amerikan kabusu: SİCKO

 

Michael Moore'un 2007 Cannes Film Festivali'nde ödüllendirilen filmi "Sisco" (Hasta), Amerikan sağlık sistemini eleştiriyor ama bununla da kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor.

 
Mehmet Ali ÇUBUK

 

sickoMakineye iki parmağını kaptıran ve iki parmağından sadece yüzük parmağını 12 bin dolara diktirmeyi seçmek zorunda kalan bir adam… Sigortaları olduğu halde ilaç masraflarını karşılayamayıp kızlarının evine taşınan biri kalp hastası diğeri kanser olan bir çift… Sigorta ilaçlarını karşılamadığı için 79 yaşında temizlik işleri yapan ve ölene kadar da yapacağını söyleyen kalp hastası bir adam… Araba kazası yapan ve ambulansı kendisi çağırmadığı için kendisinden ambulans ücreti alınan bir genç kadın… Hastane kuyruklarında bekleyen binlerce insan, ilaç masrafları karşılanmayan hastalar… Her yıl sağlık sigortası olmadığı için ölen 18 bin insan… Ve sağlık sigortası olmayan 50 milyon insanın trajedisi…

 
Bu anlatılanlar memleketimizden insan manzaraları değil, bu sefer “rüyalar ve fırsatlar ülkesi” ABD’den söz ediyoruz. Benim Cici Silahım’la Oscar ödülü alan, Fahrenheit 9/11’ ile Cannes’da Altın Palmiye kazanan Michael Moore, son belgeseli Sicko (Hasta) ile Amerikan sağlık sistemini çarpıcı bir şekilde eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda “Amerikan rüyasını” da tuzla buz ediyor. İnternet sitesinde sağlık sorunlarından muzdarip insanlara çağrıda bulunan ve sorunlarını paylaşmalarını bekleyen Moore, kısa zamanda binlerce mail alıyor. Mail yollayan insanların bir bölümüne ulaşıp, onları dinleyen Moore ulusal sağlık sisteminin temelinde sigorta ve ilaç şirketlerinin durduğunu görüyor. Bu şirketlerin yönlendirmesiyle 1971’de ilan edilen sağlık politikası, hastalara uygulanan tedavi masraflarının minimuma indirilmesini öngörüyordu. Böylece sigorta şirketleri pek çok hastayı geri çevirdi. Kanser, şeker, kalp gibi önemli hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalık için sigorta yapılmadı ve aşırı zayıf olmak, daha önce bir hastalık geçirmek gibi bir sürü bahaneyle binlerce insanın sigorta talebi reddedildi. Sigortası kabul edilen şanslı insanların ise önemli ilaç masrafları karşılanmıyor ve şirketler özel kişileri kiralık katil gibi tutup tedavisi karşılanmış hastalardan bu paraları geri almak için birçok yola başvuruyorlar. Tedavisi karşılanmadığı için kanserden kocası ölen bir kadının dediği gibi onlar için bu insanların herhangi bir önemi yok.

 
Tüm bunlar yaşanırken sigorta ve ilaç şirketleri hisselerini katladı, akıl almaz sermayelere ulaştılar. Şirket yöneticileri milyarder olurken, senatoda kendilerini destekleyecek üyelere milyonlarca dolar rüşvet dağıttılar. Tüm bunların bedelini ise Amerikan halkı ödedi. Örneğin büyük bir sağlık şirketi olan Humana’nın tıbbi danışmanı Dr. Linda Peeno, Kongrenin önünde şu itirafta bulunmuştu: “1997 baharında görevde olduğum zamanda bir adamın ihtiyacı olan ameliyatı kabul etmedim ve bu onun hayatına mal oldu. Bu sayede şirketin yarım milyon dolarını kurtardım. Bu benim kariyerime iyi tıbbi eleştirmen olarak yansıdı. Bu olaydan sonra haftalık ücretime zam yapıldı ve mevkiim yükseltildi. Kaç kişiyi kaç hastayı öldürdüm bilmiyorum.” İnsan hayatını hiçe sayan ve sadece kar amacı güden ABD sağlık sisteminin ortaya çıkardığı sonuç; dünya sağlık sıralamasında 37. sıraya düşmek, bebek ölümlerinin en çok görüldüğü ülke olmak, en ölümcül hastalıklarda ilk sırada yer almak ve sağlık sorunu yaşayan güvencesiz milyonlar oldu.

 
Amerikan sağlık sistemi parası olmayanı kapsamıyor, onu kaderine terk ediyor. Aynı zamanda da hükümet yetkilileri tarafından genel ve ücretsiz sağlık sistemine ve ücretsiz ilaç dağıtılmasına yönelik düşmanca söylemler ortaya atılıyor. Tüm bunların “sosyalizm” olduğu ve “Amerikan özgürlüğü”nü yok edeceği söylenmekte, örneğin Kanada’nın sağlık sistemi kötülenmektedir. Ücretsiz sağlık sisteminin uygulandığı Kanada’da hastaların tedavi için aylarca beklediği, doktor olmadığı vb. iddialar ortaya atılmaktadır. Bunun üzerine Kanada’daki hastaneleri gezen Moore, tam tersi bir durumla karşılaşır. Buradaki sağlık sistemi hızlı ve kaliteli bir şekilde yürütülmekte, tedavi masraflarını devlet karşılamaktadır. ABD’de olduğu gibi hastaneye getirilen bir kişinin parasına değil sağlık durumuna bakılmakta, kimse hastaneden alınıp yol ortasına atılmamaktadır. Bunun üzerine Moore, Fransa ve İngiltere’yi de ziyaret eder ve benzer durumlarla karşılaşır. Buralarda da kamu sağlığı ücretsizdir, insanlar hastanelere para vermemekte ve çok düşük bir fiyata ilaç satın almaktadırlar.

 
Moore’un en radikal hareketi ise 11 Eylül saldırılarından sonra enkaz altındakileri kurtarmaya çalışan bir grup itfaiyeci ve sağlık görevlisini ABD’ye göre yasadışı yollardan Küba’ya tedavi amaçlı götürmesidir. Bu insanlar, enkaz altından sağ kalanları çıkarmak için gönüllü olarak çalışmış ancak bir süre sonra solunum yetersizliği hastalıklarına yakalanmışlardı. Ama tedavi masrafları devlet tarafından karşılanmadı. Kübalı doktorlar bu insanları tedavi ettiler ve gereken ilaçları kendilerine sağladılar. ABD’de 200 dolara aldığı ilacın Küba’da 5 cent olduğunu gören sağlık görevlisi bir kadın öfke ve gözyaşları içinde isyan ediyordu. Moore, belgeselinde Küba’nın dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerine sahip olduğunu, hemen her sokağa bir sağlık merkezi düştüğünü, Küba’da çocuk ölümlerinin en az yaşandığını, ortalama yaşam süresinin de ABD’den uzun olduğunu bize gösteriyor. Aynı zamanda ABD’li kurtarma görevlilerini davet eden Kübalı itfaiyecilerin onları onurlandırmasını ve aralarında kurdukları kardeşçe ilişkiyi de gözler önüne seriyor.

 
Moore’un tüm bu yaptıkları Bush yönetiminin öfkesini üzerine çekmeye yetti. İlk başta belgeselin gösterimi yasaklanmaya çalışıldı. Bu durum kamuoyu tepkisiyle önlendi ancak her ihtimale karşı filmin bir kopyası ABD dışında tutuluyor. Buna rağmen Michael Moore’a Küba’ya yönelik uçuş yasağını kırdığı için soruşturma açıldı bile. Moore bu belgeselin Bush ya da ABD karşıtı olmadığını söylemekle birlikte, bunlardan daha güçlü bir karşıtlık yaratıyor. “Biz neden bu hale geldik” diye başladığı soruları insanına önem vermeyen bir sistemi ve sistemi var eden tekelci sermaye gruplarını ve onların politik destekçilerini de sorgulatıyor. Moore, sadece sistemi eleştirmekle kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor. Kendine özgü tarzı, mizahı ve kararlılığıyla saygı duyulacak bir çalışma ortaya çıkaran Moore, tutarlı muhalif tavrını da sürdürüyor. Moore, sadece sorunları eleştirmekle kalmıyor çözümü için de yol gösterebiliyor. Filmin yayınlanması için yaratılan kamuoyu baskısı, YouTube’un insanlara kendi korkunç sağlık hizmeti hikâyelerinin videolarını yollamaları için çağrı yapması, Kaliforniya Hemşireler Birliği’nin ABD'de 1 milyon hemşirenin filmi görmesi için bir kampanyaya öncülük etmesi, Ulusal Sağlık İçin Hekimler Programı’nın sağlık yasasına karşı harekete geçmesi vb. Sicko’nun ortaya çıkardığı bir harekettir. Bu da küresel kapitalizmin baş temsilci olan ABD’nin hastalıklı zihniyetini gözler önüne seren Sicko’nun en güçlü yanını oluşturuyor.

 

 
< Önceki   Sonraki >