|
KÜSTAH İnan Ulaş GEZİCİ Ve hayatımıza postmodernizm girdi. Sinsice girdi, araladı bütün kapıları; hatta kutsal kabul ettiğimiz ne varsa… Mutluluk arayan romantiklere bulaştı önce, her savaştan sonra yenilmişleri toplarmış galipler, eteklerinde. “Mutluluk” sahte kelimelerin ve değerlerin kadehiyle sunuldu cahillere. Cahillerin inanmışlığıyla bakıyoruz hayata. Yoksa mutsuzluk… “İnanmak, inkarla başlar”, denildi; sonra bütün inandıklarımız kutsal sayıldı yeniden. Kutsadık biz de… Ölmek değersizleştirildi, hayata yapıldığı gibi.
Ölümü yüzümüze vuranlara nefretle bakarken, bize tabut seçme özgürlüğü veren postmodernizme hayranlıkla baktık. Zira İsa’nın harfleriyle İncil devşirmişti bize. Şimdi, ıslah etmeden yürünemeyecek uçurumlara bakıyor yüzümüz. Devşirilen tüm giysilerimizi yakmanın arifesindeyiz. Yeni kavramlara yelken açıp, hayatı kendi kelimelerimizle sınamanın eşiğindeyiz. İyiliği ve kötülüğü ektiler ve bunları sembolleştirdiler, artık simgelerden korkarak yönetiliyoruz, farkında olmadan. Ve sembollere sempati besleyerek onaylıyoruz aklımızın ermediği herşeyi. Bir turnike gibi dönüp duruyor aklımız, işlediğine sevinirken, işletildiğimizi unutuyoruz. İnsanları ayırdıkları gibi, dilimizi de bölüyorlar. Kelimeler ve kavramları onlarla birlikte biz de kategorize ediyoruz her gün. Artık “Küstah” olmak, kabul etmemek için yürümek gerekiyor, ne tacirlerin ne de tüccarların bu turnikeden geçmesine izin vermemek gerekiyor. Yeni bir din aramak için değil, arınmak için mecbur olduğumuz bir kavga; kendimizle, dilimizle ve dinimizle bir kavga vererek yürüyeceğiz bu yolu. “Küstah” olmak gerekiyor, zira; Küstah; sorgulayandır, hazmedemeyen, alışamayandır. Kibir, isminin önünde sıfat taşımadan yaşayamayan insanın duygusudur. Bütün dayatmaları itirazsız ve sorgusuz kabul ederken, düşmüşlüğünü ve düşkünlüğünü maskeleme çabasıyla hayatını yorar. Bir ön koşul olarak, itiraz eden insan “küstah” ilan edilir. Geleneklere ve şu ana kadar yaşanmış olanı kabul etmeyip karşı olduğu için, “ipten, kazıktan kopmakla” suçlanır. İpe kazığa bağlı olmayı onur sayanların karşısında, “karşı” olanın atacağı her adım, küstahlıkla itham edilir. O zaman küstah olmayı bir imkan olarak ele almanın vakti gelmiştir. Sözlükteki anlamı neredeyse kibirlilikle eştir. Bu eşliği bozmak ve kendi kavramlarımızdan biri haline getirmek gerekiyor. Mesela, baldıranı içen Sokrates küstahtır, “insan, kendi özgürlüğüne de mahkum edilmiştir”, “hepimiz katiliz”, diyen Sartre küstahtır, “en-el hak”, diyen Hallac-ı Mansur, “tanrı öldü”, diyen Nietzsche, küstahtır. “Örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde ördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok mimarı utandırır. Ne var ki, en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey, mimarın, yapısını gerçekte kurmadan önce, onu imgesinde kurabilmesidir”, diyen Marx elbette ki küstahtır. Küstah; gelişigüzel cümle kuramaz, kavramlarla doldur boşalt yapmak kibirlinin işidir. Kibirli, boş şarjörleriyle, çok mermi harcayıp, çok hayat tüketmiştir. Kelimeleri inkar ve ıslah için taşımaktadır çıkınında. Hepsi bir anda değerini yitirir, hepsi bir anda kusulur üstüne insanlığın. Küstah olmakla korkutularak, ayaklarımız altında ezmemiz gerekenleri baş tacı ilan ederek, kemiriyoruz zamanı. Oysa küstah; etkindir, zamanı parçalamaz, onunla birlikte kendini de böleceğini bilir. Zamanı gelecekten korkanlar dilimler. “An”ı kaçıran hayat, hiçbir şey vaat edemez. Çünkü kaçırdığı fırsatların acısı onu geleceği düşünmekten alıkoyar. Önemli olan, yaşadığı çağın tik-tak’larıdır. Kalbinin ritmini yakalayan tek eşses budur. Bir son ve başlangıç, ayinler için gereklidir. Başka yolları bilmeyenler, tariklere sürülürler. Zamanı bir çile gibi taşırlar koyunlarında. Küstah; cevaplarında soru barındırmaz. Soru işaretlerinin çengeli bir ilmek gibi sıkmaz boğazını. Makus olana inanmaz küstah. Diyalektiktir hayat. Gözlerinin ardındaki derinlikten bakar hayata. Mütevazı olmakla kibri çağıracağını bilendir. İddiasız olan, mütevazılığa sığınır. Küstahın tek sığınağı ise fikridir. Fikri ise aklının sarkacında asılı, onun haritasında bir pusuladır. En sonunda serüvencidir küstah; monoton olanın alışkanlıkları, alışkanlıkların durağanlığı, durağanlığınsa ölümü çağrılayan olduğunu bilir. Yelkenlerini rüzgarların doldurmasını beklemez, zamanın bütün çarkları onu okyanuslara taşımaya hazırdır. Ve sorun, sadece zaman sorunudur. Ve küstah kendi kavramlarını yaratandır, takipçi değil rehberdir bu anlamıyla da. Edilgen değil, öncüdür ve önder olmanın kavram yaratmakla başladığını bilendir. Kavramları yenileyemiyorsanız, aklınız aynı harflerle işler ve aynı harfler sizi sınırları belli bir dünyaya hapseder: postmodernizmin dünyasına. Bu dünyadan çıkmak için onun kavramlarından sıyrılmak gerekir. Kendi kavramlarınızı yaratmak gerekir. Küstah; şu anda saygı duyulana utançla bakabilendir. Utanmak ise yalnız ve yalnızca insana aittir. Küstah; Vatikan’da engizisyon mahkemelerinde yargılanmayı ve Mekke’de taşlanmayı göze alandır. |