Yazdır E-posta

100 yıllık illet ve zillet…


Derin Hastalık: Paramiliter Paramedya


Varlık ÖZMENEK

 

Türkiye’nin gündemine bakın…


Türkiye’de televizyon yayınları 40 yıl önce başladı. (31 Ocak 1968)


Kurucu emek içinde benim de programcılık emeğim var. Bununla birlikte Televizyon Programcıları Sendikası (TEPSEN)’nin yöneticisiydim.


9/12 Mart darbe günleri öncesinde TRT Genel Müdürlüğü yöneticilerinden biri tarafından makamına çağırıldım. Gittim. Benden gülerek ve hakkım olduğu vurgulanarak TRT’nin işgal edilmesini isteyip istemediğim soruldu. Ne yanıt verdiğimi sizlere bırakıyorum. Tuzaktan midem bulandı, bugün hâlâ bulanır…


9/12 Mart (1971) darbesinden hemen sonra darbe hukukunun bile değiştirmediği, devletin kendini bağladığı ilgili bir anayasa hükmü başta olmak üzere yasalar çiğnenerek TRT’deki işime son verildi. İdareyi Danıştay’a verdim. Darbenin Başbakanı Danıştay’ı ziyaret ederek 5.Daire Başkanı Sait Köksal ile görüştü. Mahkemeyi kaybettim.


Mahkeme, T.C. Anayasası ve yasalarında yazılı olmayan bir maddeye dayanarak benim TRT’den atılmamı onadı…


Bir-iki yıl araştırdım… (Sait Köksal dolaylarından ‘hukuka yazıklanarak’ bilgiler de edindim.)


ABD ile Türkiye arasında imzalanan “İkili Anlaşmalar”ın basın-yayın organlarında çalışanlarla ilgili bir hükmü gereğince… Resmî Gazete’de yayımlanmayan bir Bakanlar Kurulu Kararı’na göre… v.b.


Bu bilgileri buldum.


68’Paris’inde Fransız Radyo Televizyonu’ndaki toplu işten çıkartmalar örnek alınmış.


Şimdi gündemimize dönelim diyeceğim…


Nerden nereye gelmişiz; Türkiye’nin boyu bir arpa boyu uzamış mı?

 

*** *** ***


“Dünya kara harekatının sona ermesini konuşuyor.”


Ne yazılıyor, ne söyleniyor?


Sabah gazetesi yukarıdaki başlık altında, 1 Mart 2008 günü okuyucularına 1.sayfadan “Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör örgütü PKK'ya yönelik Irak'ın kuzeyine düzenlediği harekatın sona ermesi dünyada yankılandı” çerçevesi içinde şu bilgiyi verdi:

*NY TIMES: ABD Savunma Bakanı uyarısından sonra Türkiye güçlerini birden çekti
*FINANCIAL TIMES:ABD 'operasyona son ver' talebini yüksek sesle ifade etmeye başlamıştı
*WASHINGTON TIMES: Yorgun ve tıraşsız askerler ABD'nin çabukluk talebinin ardından döndüler
*TIMES: Harekat Bush'un açıklamasından bir gün sonra bitti
*EL CEZİRE: Geri çekiliş zamanı soru işaretlerine neden oldu
.

 

*** *** ***


Dünyada -özetle- böyle şeyler konuşulurken…


Dünyanın önemli 5 yayın kuruluşu böyle şeyler yazarken, Türkiye’nin (bakmayın siz ‘derin’ dendiğine, halk sözüyle; ‘Bulanık su derin görünür’ misali sığ devlet güdümünde) sadece iki boyutlu-ikitelli medyasının, ‘davul tozu’ satışlı, oldum olası geleneksel güdük 6 zihinsel temsilcisinden şu sesler çıktı:


Hürriyet: “Çocuklar döndü”


Zaman: “Zap Düştü, Asker Döndü”


Cumhuriyet: “Harekât Sona Erdi”, “Hedeflere ulaşıldığını bildiren Genelkurmay, çekilme kararında ‘iç ve dış etkinin olmadığını’ açıkladı.”


Yeni Şafak: “Görev Tamam”


Milliyet: “ Org.Büyükanıt’tan çekilme kararının perde arkası KOMUTAN YANITLADI. Hiç kimsenin çekil mekil dediği yok. Ne siyasi kanaat ne de yabancılardan bir ima bile gelmedi…”


Posta: “ En Son Başbakan Duydu “



Davul tozu… Minare gölgesi…

 

*** *** ***


Nedir aradaki fark? Dünyadaki:

 
Medya


Berideki:


Paramedya!


Nedir paramedya?


Türkiye’nin 1908’lerdeki “hasta adam” lığının, 100 yıl aradan sonra tekrarı…


(Kabahatı hiç de Mustafa Kemal Atatürk’e yıkmağa gerek yok; en yakınındaki gazeteci Falih Rıfkı Atay’dan bizzat duymuştum, gerçekleştiremediği; “Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları gidermenin yolu yine basın özgürlüğüdür” ilkesinin öyküsünü… ve de ölümünden kısa bir süre önce: “Bak çocuk! Ben ki ömrüm boyunca istibdatla boğuşmuş adamım. Ardımda şimdi istibdat bırakıyorum” sözünün derinliğini… Enverciliğin âlemi de yok.)

 

Paramedya: Türk Matbuat-Basın-Medya geleneğindeki kalıtımsal, eşzihinsel, yapısal bozukluk.

 

*** *** ***

 

Dahası var. Bu da yukarıda söz konusu olayı yorumlayan bir yazının final bölümü:


“(…) dün garnizonlarına dönen kahraman çocuklarımızı kucaklıyorum. Kahraman komutanlarımızı kutluyorum. Büyük, gerçekten büyük bir iş başardılar. Vatan onlara minnettardır.” (1 Mart 08)


Sanırsınız Ankara’da Cumhuriyet Bayramı resmi geçit töreni… Hipodrum… Şeref Tribününden bir görüntü…


Kim o?


Cumhurbaşkanı değil. Başbakan da değil. Genelkurmay Başkanlığı ya da Milli Savunma Bakanlığı sözcülüğü de değil.


Ya ne?


Türkiye’de medyanın ‘Amiral Gemisi’ diye tabir ve âdet edilen kaptan köşkündeki bir paramedyatik personelin sözde teselli yorumu, mesajı!


Facia!


Cumhuriyetin iki numaralı kurucusu ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün, Cumhuriyetin kurucusu Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinde anısına hitabetinde dile getirdiği ünlü;


“Vatan sana minnettardır…” O söylevden apartma. İntihal. Çalıntı. Araklama.


İşte size; “Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci bir demokrasi yoktur” vecizesinde saklı derin ironik illet…


Hem illet hem de…ne?


Onu da (paramedya) Basın Konseyi Başkanı söylesin; 2 Mart günlü “Adını doğru koyalım” başlıklı başyazısında Parapersonel’in yorumuna sığınıyor:


“(E.Ö.) buna dün, ‘Çok başarılı bir askeri harekât, bir diplomatik ric’ate (geri çekilmeye) döndü’ diyordu. Bize kalırsa (Ö….) yumuşak bir deyim kullanmış. Bunun adı ‘ric’at’ değil aşağılanma yani ‘zillet’tir…”


Evet en az 100 yıllık sadece illet değil zillet: Paramiliter Paramedya.


Batı’da ‘Büyük sessiz çoğunluk’ diye bilinen kamuoyu’nun sürüleştirilmesi esasına dayalı ABD-AB kontrollu derin hastalık…

 
*** *** ***

 

Mavi Defter okuyucuları bir önceki yazımın başlığını hatırlayacaklardır:

 

“40 yıllık kilit:


‘Büyük Soygun’un Anahtarı Washington’da Çıktı “


Son bölümü nasıldı:

“9/12 Mart’ın (1971) emekçi, devrimci, bağımsızlıkçı, toplumcu, evrensel demokrasi mücadelesi muhalefetine karşı, kırk yıllık kutsal (milliyetçi-ulusalcı-mukaddesatçı) koalisyonun anahtar gerekçesini hatırlamak gerekiyor:

“Sosyal gelişme, ekonomik gelişmenin önüne geçmişti” ! (tırnak içi, 12 Mart Muhtırası’nın 1 numaralı imzacısı zamanın Genelkurmay Bşk. Org.Memduh Tağmaç’a ait.)

Türkiye’nin üzerine kapı böyle kilitlendi.

Sürekli kendi üzerine kilitleniyor…” ( Mavi Defter, 24.02.08 )

*** *** ***

Kilitleri açmak için aynı günlerde Sabah gazetesinde çıkan bir haber anonsuna göz atabilirsiniz. Ne okuyacaksınız:

“ABD, 1970-71 yıllarına ait 100 sayfaya yakın gizli belgeyi açıkladı. CIA'nın 12 Mart darbesiyle ilgili raporu da bunlar arasında. Bu dosyada ABD'nin gözünde 12 Mart muhtırası öncesi ve sonrasında Türkiye'yi okuyacaksınız.”

Bu yazımı, Stelyo Berberakis imzalı 50 yıllık ibretlik, illetlik ve zilletlik bir karanlığa ışık tutan şu kısacık haberle bitirmek istiyorum.

Başlık: “Menderes onu yasaklatacakmış"

 

Okuyoruz:


“Dönemin liderleri Menderes ve Karamanlis'in, komünist lider Hristofyas'ın yasaklanmasını kararlaştırdığı ortaya çıktı. Kaderin cilvesi bugün, çözüm umutları ona bağlandı..


Güney Kıbrıs'ta geçen hafta yapılan liderlik seçimini kazanan AKEL lideri Dimitris Hristofyas, bugün yemin ederek yeni görevine başlıyor. Türk tarafıyla görüşmek istemesi ve Kıbrıs sorununa çözüm yolunda yapıcı tavrıyla umut olarak görülen Hristofyas'la ilgili ortaya çıkan tarihi bir belge, kaderin cilvesi dedirtti. 1959 tarihli bu tarihi belgeye göre, dönemin Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, Hristofyas'ın lideri olduğu AKEL'in kapatılması için gizlice anlaştı. Belge; Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin onayıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsız olmasını öngören Londra ve Zürih anlaşmalarından sonra imzalanmıştı. Türk ve Yunan tarafları, Kıbrıs'ın "Akdenizin Komünist Kübası" olmasını engellemek için" böyle bir karar almıştı. Ancak, 1963'te patlak veren kanlı olayların adayı bölmesi, AKEL'i ve dolayısıyla Hristofyas'ı kurtardı. Şimdi ise Hristofyas, adayı birleştirmek için devrede.”

(Sabah, 28.02.08)

 
*** *** ***

 

Not: Paramedya, bir matematik terimi olan ‘parametre’ ile karıştırılmamalıdır.

Parametre (Fr.) Cebirde bir denklemin kat sayılarına giren değişken nicelik, diye tanımlanıyor.

Bendenizin 177 yıllık Türk Basın (medya) Tarihi içinde 45 yılı dolduran gözlemlerime dayanarak yaptığım ‘özgün’ paramedya tanımı şudur: İletişimde bir olayın (sorunsalın) çeşitli yüzlerinde içkin değişken (bozuk) nitelik, kurgu, ileti…


Türkiye’de tartışılamıyor.


Andıç yiyor bitiriyor doğru haber ve bilgiye ulaşma “temel insanlık hakkı”nı.


Zavallı Türkiye’nin tarifsiz ifade derin özgürsüzlüğü halleri.


Hem olağanüstü, hem bulağanüstü halleri: OHAL… BUHAL!..

 

2 Mart 2008

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 
< Önceki   Sonraki >