|
İstanbul’un giriş kapısı Ahmet SONER Haydarpaşa Garı’nın önemli bir yeri vardır yaşamımda. Toros Ekspresi’yle Adana’ya gittiğimizde henüz altı aylık bir bebekmişim. Gidişimizi değil ama İstanbul’a dönüşümüzü biraz bulanıkça da olsa anımsıyorum; çünkü dört buçuk yaşındaymışım o sıralar. Bitmek bilmeyen uzun bir yolculuk olarak kalmış aklımda. Teyzelerim ve halalarım Feneryolu, Göztepe ve Küçükyalı gibi semtlerde oturdukları için çocukluğumuzda sık sık Haydarpaşa’dan banliyö trenleriyle o istasyonlara gidip dönerdik. Yüzlerce kez Karaköy’den Haydarpaşa ve Kadıköy’e şehir hatları vapurlarıyla gidip dönmüşlüğüm vardır. Her seferinde gar binası bütün görkemiyle gözümün önünde büyüyüp küçülür, yaklaşıp uzaklaşırdı. 1970 yılında Nazım Hikmet üzerine yazdığım bir yazıda kullanmak için Haydarpaşa Garı’nın fotoğraflarını çekmiştim. Çünkü “Memleketimden İnsan Manzaraları” şöyle başlar: “Haydarpaşa garında 1941 baharında saat on beş. Merdivenlerin üstünde güneş yorgunluk ve telaş Bir adam merdivenlerde duruyor bir şeyler düşünerek. Zayıf Korkak Burnu sivri ve uzun Yanaklarının üstü çukur.” Karaköy’den 14.45’de vapura binmiştim o gün. Saat tam on beşte Haydarpaşa’nın karşısına varmıştık. İlk fotoğrafı vapurdan çekmiştim. Binanın tepesindeki saat tam üçü gösteriyordu. Bu fotoğraf şiirin ilk üç dizesinin karşılığı oluyordu. İkinci fotoğraf için karaya ayak basıp merdivenler ile giriş-çıkış kapılarının karşısında yerimi almıştım. Sonraki iki fotoğraf kalabalığın ortasındaki bir adamı ve onun yüzünü hedef almıştı. Topu topu dört fotoğrafla gar binasının genel görünüşünden Galip Usta’nın yüzüne kadar yaklaşmıştım. “Sinemacı Gözüyle Nazım” adlı yazı, bu dört fotoğrafla birlikte Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Yeşilçam sinemasının siyah beyaz çekilmiş filmlerinin pek çoğunda İstanbul’a trenle gelen film kahramanları, garın önünde durup, şaşkınlıkla denize ve Avrupa yakasına bakmışlardır. Son yıllarda çekilen renkli filmlerde Haydarpaşa değil, otobüs terminali ya da boğaz köprüleri tercih ediliyor nedense. 1978’de yazdığım “Hayatım Roman” adlı televizyon dizisinin ilk bölümü de Haydarpaşa’da başlıyordu. Yazar olmak amacıyla Malatya’dan kalkıp İstanbul’a gelen İlyas Kudret adlı bir delikanlı, denizi ilk kez görüyordu. Beş bölümlük “Hayatım Roman”ın her bölümünün sonu Enver Gökçe’nin “Dost” adlı şiirinden alınmış dizelerle bitiyordu. “Alacağın olsun Seni İstanbul seni Seni Bursa, Çankırı, Malatya, Sizlere selam olsun üniversiteler! Öğretmenleri alınmış kürsüler, Öğretmenler! Sizlere selam olsun Hürriyeti yazan eller! Sizlere selam olsun makineler Entertipler, rotatifler, bobinler! En gülünç, aşağılık, Namussuz şeyler dışında, Zincirin, zulmün kâr etmediği, Kırbacın kâr etmediği Büyük tahammül!” 1979 yılının temmuz ayında yaklaşık bir hafta çekim yaptık Haydarpaşa Garı’nda. Yavuz Özkan’ın yönettiği filmin ilk adı “Provokasyon”du, sonra “Demiryol” oldu, daha sonra “Fırtına İnsanları”. Bu filmde Yavuz’a asistanlık yapmıştım. Gar binasının içini dışını neredeyse ezberlemiştim. İzin için üst katlara da birkaç kez çıkmıştım. 23 Şubat 1993’te “Derman”ı çekmek için uçakla Erzurum’a gidecektik. Önceki gece çok kar yağdığı için o sabah uçaklar kalkamamıştı. Ekip Yeşilköy’den geri dönmüştü. Acele bir kararla akşam treni için biletler alındı. Saat 22’de Haydarpaşa Garı’nda toplanıp, trene yerleştik ve yola çıktık. 48 saat sürmüştü yolculuk. 1990 yılında yazdığım “Müfettiş” adlı televizyon dizisi de Haydarpaşa görüntüleriyle başlıyordu: “Sahne 1- HAYDARPAŞA GARI (Dış-Akşam) Tarihi Gar binası önündeki iskeleye Vapur yanaşır. Gar merdivenlerinde telaşla koşuşturan insanlar... TANITMA YAZILARI BAŞLAR Sahne 2- Gar (İç-Akşam) Kurtalan Ekspresi harekete hazır beklemekte, Bavullu ve sepetli yolcular teren yerleşme Telaşındadır. Naci’de, kendisini yolcu etmeye gelen kalabalık bir grubun ortasında durmuş, arkadaşları ile öğrencilerinin getirdiği yolluk paketlerini ve çiçekleri alarak hepsiyle ayrı-ayrı vedalaşmaktadır. ANONS - Eskişehir ve Ankara üzerinden Diyarbakır’a gidecek olan Kurtalan Ekspresi hareket etmek üzeredir. Yolcuların yerlerini almaları rica olunur.” “Müfettiş”i T.R.T. için yazmıştım. On üç bölümlük bir diziydi. Nedense T.R.T. denetimine takıldı ve çekilemedi. 1992’de Haydarpaşa’dan trene binip Sarıkamış’a gitmiştim. Trende kimseler yoktu nedense. Gündüz saatlerinde tek başıma restoran vagonunda oturup şarap içiyordum. Dönüşte Kars’tan binmiştim trene. İstanbul’un simgelerinden biridir Haydarpaşa Garı. Tıpkı Ayasofya gibi, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri gibi, Boğaziçi’ndeki köşkler ve yalılar gibi, Topkapı ve Dolmabahçe Sarayları gibi, Perapalas gibi, Galata ve Kızkulesi gibi… 3 Mart 2008 |