Yazdır E-posta

Paramedya:

İç Dinamiğini Yiyen “Ayak Takımlığı” İle Nereye?

 

Varlık ÖZMENEK


Türkiye Cumhuriyeti resmî politikalarının, kesintisiz 60 yıldan bu yana dış dinamiğinin ana merkezi Washington’un askerî, siyasî, malî destek, borç, kredi, hibe -yani- salt para yardımı karşılığı…


Tüm sivil(ce) ve asker yönetimlerin emperyal bağımlılığı ve sarmaşığı eliyle…


İç dinamiğine karşı-emekçi, emek değer, devrimci, toplumcu, bağımsızlıkçı, evrensel açılımlı insancıl demokrasi mücadelesine karşı bitmeyen, dinmeyen, dipsiz, sınıfsal;


 ‘Orantısız güç kullanımı’yla gerçekleştirdiği suç, çöküntü ve çürüntülüğün vardığı bugünkü gündem:


‘Solkırım-2008’ manzaralı, kördüğüm!


‘Bulanık su derin görünür.’


Sığ!


Siyasal tartışma edebinden ve veriminden uzak. Dalaş mebzul.


İrtifa düşük. Seviye facia.


Bu 60 yılın -45 yılının her gününde emeğimiz, sorumluluk gözlem noktamızdır- egemen gündemi; hiçbir iç ve dış sorununu şöyle ya da böyle çözemediği gibi, sürekli ‘çözüm çözümsüzlüktür’ şiarı türetti:


Kördöngü!


O da ne? Kürt mü? Ne sorunu? derken…


Emperyal-global merkezlerin portföyünde “Türk Sorunu” işlem görmeğe başladı.


Şu haberi -altını çize çize- okurken hiç unutmayın; bir ülkenin siyasası, piyasası, aynası; medyasıdır:


O medya da şudur:


*** *** ***


“Türk Gazeteciler Ayak Takımı”


Başlık bu.


Gerisi de şu:


“İngiliz Financial Times gazetesi, geçtiğimiz hafta ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in Ankara ziyareti sırasında Türk basın mensupları ile Amerikalı meslektaşları arasında yaşanan ‘itişip kakışma' yı konu alan bir yazıya yer verdi.

Olaya karışan Türk basın mensuplarının ‘ayak takımı basın’ olarak nitelendirildiği yazıda, ‘bir grup Türk gazetecisinin PKK’yı bile korkutabilecek küçük bir askeri darbe gerçekleştirdiği’ yorumu yapıldı.

Gazetenin ‘Gözlemci’ köşesinde yer alan yazıda, ‘Ağır televizyon kameraları ile silahlandırılmış birkaç muhabir, görünüşe göre iyi bir fotoğraf açısına engel olan Pentagon basın ekibine karşı saldırıya geçti. Birkaç yumruk ve tekmeden sonra, Türk güvenlik güçleri, sesi görüşme odasındaki Gates’e dahi ulaşan kavgayı ayırdı’ denildi.

Yazıda, ‘Belki de Gates, eğer gereken artış NATO tarafından sağlanamazsa, Türklere Afganistan’a birkaç basın mensubu göndermek isteyip istemediklerini sorması gerekirdi’ şeklindeki alaycı ifadeye de yer verildi. “ (04.03.2008 – Metin Güneş / CNN TÜRK)


*** *** ***


- ..!


Hiçbir ses var mı?


“Ayak takımlığı” nın olabilir mi?


Sen eğer ülkende, “temel insanlık hakkı”na tekabül eden sorumluluk mesleği gazeteciliğin canına okumuşsan, andıçlamışsan… İnsan yaşamına ve onuruna konuşlandırmışsan…


Her Allah’ın günü manşetini tetikçiliğe, sürmanşetliklerini muhabbet tellâllığına parsellemişsen…


Halkının “temel insanlık hakkı” üzerinde engerek…


Paramedyanın tepesinde köşekondu dolar milyonerliği yüzsüzlüğü ile... tabanında ecir, sendikasız, iş güvencesiz, iş hukuksuz muhabir ezintiliği arasında derin kast oluşturmuşsan, toplumuna yönelik tetikçi Medya Terörizma (Özkorkutmaca) ile “1’inci GÜÇ” tesisinden trilyonları götürmüşsen ne takımı?


Bütün gücü kendi toplumunu habersiz kılmağa, uyuşturmaya yeter!


Üstünde…


Ayaklarını silerler.

 

*** *** ***

 

- …


Yerin dibine geçmeklik bir durum var ama, o durum, yerin dibine geçilse gene iyi;


18 ayı aşkın zamandır “üç cümlelik bilgisayar çıktısına dayalı bir DÂVA” nın iki sanığından biri olan ve halen Ankara’da Sincan’daki F Tipi Cezaevi’nin bir ıssız zindan köşesinde yatıp duran Atılım gazetesi yazarı Hasan Coşar’ın varlığına kayıtsızlıkla, üç maymunlukla dipsiz...


 “Ortada, yazılı hukukta gözükmeyen ‘Ankara Kriterleri’ var ve onlar işliyor…” diyor Hasan Coşar, Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçen Ocak (2008) ayı içinde iletebildiği dilekçeden öğrenebildiklerimizle. Ve son cümlesi:


”…Söylediğim ve yaptığım her şey ortadayken beni gizli örgütle yargılayanlar, bütün istemime karşın süreci gizli işletmektedirler. Ve Kafka'nın deyimiyle görünüşe bakılırsa, gizli alacakları kararı bildirmeleri de pek gerekli olmayacaktır.” 


*** *** ***


Medya Terörizm…


Kör kuyu.


130 yıl öncesi derinliğine inilirse bakın ne okunuyor örneğin:


Topu topu 7-8 yıl gazetecilik yaptıktan sonra gazetecilik mesleği Padişah tarafından kendisine yasaklanan, sekiz aylık bir Magosa tutukluluğunun ardından yaşamının geri kalan kısmını Gelibolu, Midilli, Rodos, Sakız mutasarrıflıkları ile ve de Saray’a -para karşılığı- muhbirlik ile tamamlayan Hürriyet Kahramanı Namık Kemal’in (1840-1888) 1878’de Menemenli Rifat’a yazdığı mektuptan bir bölüm güncellenebilir:


“Elimizden gelse, memleketimizde mevcut olan lisanların Türkçeden maada kaffesini mahvetmeye çalışmak iktiza ederken, Arnavutlara, Lazlara, Kürtlere birer elifba tayiniyle ellerine şikak için bir silah-ı manevî mi teslim edelim?.. Lisan bir kavmin diğerine inkılabını men için belki diyanğetten bile daha metin meddir…” (*)


*** *** ***


Paramedya bu. Gülüyor, eğleniyor; aksara-tıksıra, han-ı yağma, gazeteciliği yiyor. İç dinamiğiyle besili.


İngiliz Financial Times Mart 2008’de “ayak takımlığı” diyor.


Bu medya ile nereye?


Çare emek-değer’de; o nerede?

10 Mart 2008

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

---------------------------------------------------------------------


(*) Haluk Gerger, Bunalım Mirasının Yapısal Kökenleri, Sanat ve Hayat dergisi, Sayı:7/Temmuz-Ağustos 2003 s.94 alıntıladığı Tansel Fevziye Abdullah, Namık Kemal’in hususi mektupları, c.2, Ankara, 1969, s.231’den aktaran Naci Kutlay, Kürt Kimliği oluşum Süreci, Belge Yayınları, İstanbul, 1997, s.52

 

 

 
< Önceki   Sonraki >