|
Allah belalarını versin. AAAMİİİİNNNN ! İnternet bir aygıttır, fakat elbette devletin ideolojik aygıtlarından biri gibi çalışmaz. Çünkü artık sorun, muhtemelen akıl dışı bir devletle ikna etmeye çalıştığı halk arasında bir aygıt arayışı olmamasıdır. Bu bir sorundur, çünkü gelinen noktada artık toplum kendi yanılsamasına inanmak için aygıtlar üretmektedir. Onurhan DEMİRKOL İnternetin, yakın tarihin yorumlanma biçimini ölçme aracı olarak, hiç de yabana atılamayacak bir işlevi olduğunu kabul etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu yorumlamanın değerlendirilmesinin bir halk adına kayda değer bir nitelik taşıması, elbette internet kullanımının halkı temsiliyetine de bağlıdır, fakat 500ytl civarı bir bedel, bir yalnızlıktan kurtulma ve özgürleşme yanılsamasını satın almak için oldukça iyi bir fiyat. Bu durumda en azından orta sınıfın kısmi temsiliyetini kabul ederek interneti, şöyle kabaca bir tarama ile iyi bir “tepkiölçer” olarak kullanmak mümkün. Bu başlıktaki kelimeleri, internette Filistin savaşına dair tarama yaparken rastladığım bir forumda tesadüfen buldum. Savaşa dair birçok korkunç ve acı fotoğrafın altında insanlar o an hissettiklerini yazmışlar. Alt alta sıralanan buna benzer yorumların sonuncusu bu… Bunun hemen altındaysa sitenin aynen şöyle bir “teklif”i yer alıyor: (İmla hataları aynen alınmıştır.) “-Bu limkle alakalı inanılmaz, süpersonik ve çığır açıcı ve kapatıcı bi yorumum var, ne yapcam ben bu yorumu evde zaten yer yok nasıl kurtulcam bu yorumdan? - E üye ol! İyileşeceksin.” Anlamak için çok da çabalamayın, çünkü tamamen anlamlı değil. Ama demeye çalışılan galiba, “Artık sözünüzü söyleyebileceğiniz, öfkenizi kusabileceğiniz bir yer var!”. Bunun hemen yan tarafındaysa bir “aşkmetre” reklamı yer alıyor. Eğer ben de, burada o sitedeki parçalanmış çocuk cesetlerinin fotoğraflarını koyup, altında bu yorumu ve bu cümleleri yazsaydım, hissedilecek duygu, deliliğe benzer bir şey olabilirdi. Bu delilik duygusu, garantiye alınmaya çalışılan gündelik yaşamların üzerine kan sıçraması anında yaşanan duygunun bir minyatürü olmalı. Bunları anlatmamın nedeni, modern yaşamın getirdiği ilginç ve trajikomik çelişkileri göstermek değil, belirli coğrafyalarda bir türlü değişmeyen tarih akışının nedenini, artık işlevini yitirmiş bir “vicdan”a mı, yoksa araçsal çalışan bir “akıl”a mı yüklemek gerektiğini düşünmek gerekliliğiydi. Bunu düşünmek, her insan için çok tehlikeli bir andır; böyle bir anda insanlar, duyarlılıklarını idealist “yaşam felsefecileri”nin “Hiçbir zaman kesintiye uğramayacak ve tamamen doğal” iddiasıyla tarif ettikleri yaşam biçimine teslim etmekle, gerçek bir umutsuzluğa boyun eğebilir ve sadece duygusal bir karşı çıkışla yaşamak zorunda kalabilirler ki, bunun sonucu olarak son derece bencil bir içe dönüş gayet olanaklıdır ve bu içe dönüş, sadece acının kaynağının sürekliliğini sağlar. Burjuva düşüncesinin bu çeşit bir tarifi, elbette burjuva düşünürlerinin ve inanırlarının, olası tek yaşam biçimi olarak kabul ettikleri bu yaşantının, bu kaçınılmazlığının onaylanmasından başka bir şey değildir. Nietzsche gibi yaşam filozoflarının umutsuzlukları, işte bu burjuva tezinin onaylanmasından kaynaklıdır. Fakat yine bu varoluşçuluk biçiminin tarihe en büyük katkısı, “vicdan”ı “insan”a teslim etmesidir. Yani tersinden bakarsak, istediğimiz kadar kapitalist sistemin akıldışılığından bahsedelim, süregiden çarpıklığın kaynağını tamamen bir bilinç eksikliğine yüklemek mümkün değildir. Belki de sorun gerçekten de akılla inanç arasında bir yerlerdedir; Zizek’in dediği gibi “Biliyorlar, ama yine de yapıyorlar!”. Eğer Nietzsche internet çağında yaşasaydı, bu “tepkiölçer” onun için çok net bir gösterge olabilirdi: “Biliyorlar, öfkeleniyorlar, istemiyorlar, ama yine de oluyor”. Fakat çözümleme ya da çözümlemeye gerek duymayacak kadar somut bir vahşetin tanığı olma arasındaki karar noktası, yaşanılan düzenin olası tek düzen olduğunu kabul etme ya da bundan kuşkulanma arasındaki karar noktasıdır. Burada üzerinde durulması gereken nokta, tüm bu göstergelerin, doğrudan insana ait göstergeler mi, yoksa insanın bir takım aygıtlar içerisinde şekillenmiş ve onun şeklini almış duygularının göstergeleri mi olduğudur. İnternet bir aygıttır, fakat elbette devletin ideolojik aygıtlarından biri gibi çalışmaz. Çünkü artık sorun, muhtemelen akıl dışı bir devletle ikna etmeye çalıştığı halk arasında bir aygıt arayışı olmamasıdır. Bu bir sorundur, çünkü gelinen noktada artık toplum kendi yanılsamasına inanmak için aygıtlar üretmektedir. İnternetin bir aygıt olarak en büyük işlevi, burjuva düşüncesinin en büyük yalanı karşısında boyun eğişidir, özgürlük yanılsamasının kabulüdür. Televizyon ve diğer yaygın medyanın işleyişinden çok farklı olarak internet, insanlara konuşma, duygularını dilediği gibi dile getirme imkanı verir. Artık toplum, bir dış bilinç tarafından kendilerine öğretilenler karşısında tepkileri ölçülebilen bir alıcı konumunda yer almıyor; anlatan, reddeden, küfreden, mesafeleri bir anda aşabilen bir özgürlük alanında yer alıyor. Artık devletin rejim içinde kabul etmediği örgütlerin internet siteleri var ve bunlara ulaşmak, dergi yayıncılığından çok daha kolay olmakta. Tehlike ise, tüm bu sanal alanın, bir var olma alanı olarak kabul edilmesinde. Sisteme dair bir karşı çıkışın, isyanın, her türlü protestonun, acının, hatta cinnetin gerçekleştiği bu alan, duaların edildiği bu alan, bir kara delik gibi, içinde her şeyi barındıran, ama uzayda yer kaplamayan bir alan. Yukarıda konu edilen sitedeki örnek gibi, insanlara “iyileşmeleri” teklif ediliyor. Çünkü parçalanmış çocuklara dair, insanların “süpersonic” yorumları var ve söylenemeyen yorumlar insanları hasta ediyor. Bu sitede bunu söyleyenler, daha önce televizyonlardaki “uyutan” programlar için de” bırakın insanlar biraz boşalsınlar” diyorlardı. Fakat gözden kaçırılmaması gereken, bunun bir vicdansızlık ya da duyarsızlık sorunu olmadığıdır. Bu bir ticari işleyiştir, vicdanın satın alınmasıdır. Sözünü yeterince söyledikten sonra “aşkmetre” ye tıklayan insan, tıpkı dilenciye sadakasını veren insan gibi yaşantısına devam eder. 10 Mart 2008 |