Yazdır E-posta

Bir kadın politikası 

Biz kadınlar, mücadele etmedikçe, hiçbir erkek egemen yapı bize haklarımızı iade etmeyecektir. “Değiştirmek” için, siyasete müdahale etmemiz gerekiyor. Kadınlar, siyaset üzerinde denetim sağlamalı ve siyasette eşit imkânlara ortak olmalıdır.  

Eren KESKİN 

 

Kadınlar, ulusal, sınıfsal, cinsel her türlü ezilmişliği erkeklere oranla “iki katlı” yaşıyorlar, dünyanın istisnasız her yerinde bu durum değişmiyor.  

Doğal olarak, erkek egemen ve feodal değer yargılarının fazlasıyla biçimlediği toplumlarda, ezilmişlik oranı daha da artıyor.  

Türkiye açısından baktığımızda, gerek ‘yazılı hukukta’ gerekse ‘uygulamada’ kadınların durumu değişmiyor ya da değişim yavaş gerçekleşiyor.  

Militarizm, erkek egemenliğinin son aşaması. Yaşamımızın her alanına müdahale eden militarist yapıya karşı toplumsal ve etkili bir karşı çıkış yaratılmadığı için, kadınların durumu da kolay değişemiyor.  

Totaliter devlet yapılarında en büyük handikap, toplumun da totaliterleşmesi...  

Toplumu oluşturan bireyler de giderek ‘Egemenlerine’ benziyorlar.  

Kadınlar açısından da durum bu! 

Militarist, ‘erkek egemen’ ve ‘feodal değer’ yargılarının biçimlediği toplumsal yapı, kadının da “bireyleşmesine” izin vermiyor.  

Toplumsal cinsiyet ilişkileri, öylesine belirliyor ki bizleri, bundan şikâyet eden biz kadınlar, ne kadar soyutlayabiliriz bu ilişkilerden kendimizi? 

Erkek iktidarının, sözkonusu olduğu aileden başlayarak, “biz muhalif” kadınlar olarak içinde yer aldığımız ‘karma örgütler de’ dahil olmak üzere ne kadar sorgulayabiliyoruz egemenimizi? 

Ancak, ‘kadın kimlik’ mücadelesinin tüm açmazlarına rağmen, gerek Türkiye, gerek Kürdistan'da önemli kazanımların olduğunu da unutmamak gerekiyor. 

Kadınların örgütlü mücadeleleri sonucunda yazılı hukukta özellikle de medeni kanun ve ceza kanununda kısmen önemli değişiklilikler yapıldı.  

Örneğin, ‘cinsel taciz’ bir suç tanımı olarak yasaya girdi. Tecavüz suçunun tanımı genişledi.  ‘Bekaret kontrolü’  belirli yasal koşullara bağlandı. Evlilik içi tecavüz ‘suç’ sayıldı. Bunlar, verilen mücadeleye oranla belki ‘küçük’ ama ‘önemli’ hak kazanımları… 

Aslına bakmak gerekirse dünya da,  yerleşik uluslararası hukuk sistemi de son derece erkek egemen bir bakış açısına sahip... 

Örneğin, Birleşmiş Milletler Mülteci Hakları Sözleşmesi'nde hala, kadına yönelik şiddet bir “iltica” nedeni olarak sayılmıyor.  

1. ve 2. Dünya savaşlarını hatırlayalım. Binlerce kadın bu savaşlarda, tecavüze uğradıkları halde, savaştan sonra kurulan Tokyo ve Nürnberg mahkemelerinde taciz ve tecavüz bir ‘savaş suçu’ olarak yargılanmadı.  

Yıllar sonra, ancak kadınların örgütlü mücadeleleri sonrasında, Bosna ve Ruanda çatışmalarından sonra yapılan yargılamalarda, ‘cinsel işkence’, bir ‘savaş suçu’ olarak değerlendirildi.  

Biz kadınlar, mücadele etmedikçe, hiçbir erkek egemen yapı bize haklarımızı iade etmeyecektir. “Değiştirmek” için, siyasete müdahale etmemiz gerekiyor. Kadınlar, siyaset üzerinde denetim sağlamalı ve siyasette eşit imkânlara ortak olmalıdır.  

Şunu çok iyi biliyoruz ki yerleşik “sisteme muhalif “olduğunu söyleyen ‘parti’ ve ‘örgütler' de, toplumsal cinsiyetçi ve militer yapılarını kırmakta zorlanmaktalar. Erkekler, ‘iktidarlarını’ sorgulatmak istemiyorlar. Bu nedenle kadınların derhal, acilen politikada taraf olarak yer almaları gerekiyor.  

17 Mart 2008 

 

 
< Önceki   Sonraki >