|
Her aşk kendi kanununu yazar “Aşkın kanunu yazsam yeniden” diye başlar birçoğumuzun bildiği şarkının sözleri. Aşkın kanunu var mıdır gerçekten? Ya da her aşk, kendi kanunu mu yazar? Tıpkı Latife ve Fırat’ın aşkı gibi. Biz Latife’den dinledik bu aşkı ve onun dilinden anlatacağız daha çok.
Özgür YURTTAŞ Latife, Alevi, demokrat bir ailede dünyaya gelir. Evlenme yaşı geldiğinde babasının “Kızım evleneceğin adam Sünni olmasın, hele Ordu’lu hiç olmasın” demesine aldırmadan, babasına inat ilk evliliğini Ordulu ve Sünni birisiyle yapar. 18 yıl süren bu evliliği Latife’nin dilinden dinleyelim: “Adam çok dindar birisiydi. Aynı zamanda ben ramazan ayında içki içiyorum diyelim, o bana afiyet olsun deyip içerde namazını kılan da birisiydi. Ben çevreye çok güzel bir evliliğim var, eşim bana saygı gösteriyor derdim. Beni kıskanmazdı, ben çok modern bir kocam var, beni kıskanmıyor derdim. Yalnız başına tatile giderdi. Daha sonradan fark ettim ki saygıdan değil, adam beni umursamıyor. 'Sana çok önemli bir haber vermem lazım, bugün akşam evde birlikte yemek yiyelim' diyorum. Adam bana hafta sonu cumartesi günü akşam 8’e randevu veriyor. O kadar iletişimsiz bir hale gelmişiz ama ben fark etmiyorum. Çünkü haftanın yedi günü çalışıyorum, bi rde evde çalışıyorum, bir oğlum var onun okulu, ödevleri derken bu yabancılaşmayı hiç fark etmemişim.” Birçok insan gibi günlük kaygıların peşindedir Latife de. Bir evi olsun, geleceği garantide olsun diye bakmaktadır hayata. Birbirinin aynı olan günlerden bir gün, bir arkadaşı Fırat’ın karikatür dergisinde yayınlanan şiirini okur Latife’ye. “Gözlerinizi göremiyorum / elleriniz nerde?” diye biten bir şiirdir bu ve Latife şiirden ve yazanın yalnızlığından çok etkilenir. Arkadaşı zaten cezaevindeki tutuklularla yazışan bir kadındır ve onun önerisiyle Fırat’a mektup yazmaya karar verir. Bu ilk mektup bir ay cezaevleri arasında dolaştıktan sonra sonunda Fırat’a ulaşır. Fırat’la Latife’nin yıllarca sürecek mektuplaşmaları böyle başlar. Fırat’ın cezaevinde bol zamanı olduğundan, insanlarla paylaşmayı ve yazışmayı sevdiğinden onlarca mektup arkadaşı vardır. Bunların arasına Latife de katılır. Fırat’ın yazıştığı insanlardan istediği tek şey vardır: dürüstlük. İnsanlardan, ne kadar büyük hata veya yanlış yaparsa yapsın dürüst olmalarını ister hayata, kendilerine ve Fırat'a karşı. Latife de “Nasıl olsa cezaevinden çıkmayacak, ona karşı dürüst olmaktan kolay ne var” diye düşünür ilk başta. O sırada tuhafiye dükkanı işleten Latife günlük sıkıntılarını, sorunlarını, yalnızlığını Fırat’a yazmaya, onunla paylaşmaya başlar. Eskiden televizyondaki kadın programlarını izleyip “Adam, Allah cezanı vermesin, bak kadına neler yapmış” diye salya sümük ağlayan Latife tüm bunları kenara bırakıp mektuplar aracılığıyla paylaşır yalnızlığını. Ve bir süre sonra normalde yaşarken fark edemediği, günlük kaygıların arasında kaçırdığı şeyleri yazarken fark etmeye başlar. “Böyle olmaz ki, burada bir eksiklik, yanlış giden bir şeyler var. Neden böyle?” diye hayatını sorgulamaya başlayınca bu sefer evliliği de çatırdamaya başlar. Bu sorgulamalarını da dürüstçe paylaşır Fırat’la. Fırat’ın 'Yalnızca evli olduğunuz için mi sürdürüyorsun bu ilişkiyi' diye eleştirileri olduğunda, yüreğinin bir yanı hemen savunmaya geçer: “Hayır, çok güzel ve mutlu bir evliliğim var”… Fakat yüreğinin derinliklerinde, başkasına itiraf etmekten çekindiği ama kendisinden de gizleyemediği bir ses ona şöyle söyler: “Yalan söyledin, hiç de güzel bir evlilik değil.” İçindeki sesi daha fazla susturamayacağını anlayan Latife, yalnız başıma da yapabilirim diyerek boşanmaya karar verir. Boşanma kararını açıkladığında hiç kimse itiraz etmez. Ne eşi, ne oğlu, ne arkadaşları, ne eşinin ailesi… Hele babası sonunda kızının aklı başına geldiği için sevinir ve ikinci uyarısını yapar: “Kızım tekrar evlenmeye karar verirsen, ne olur Sünni olmasın, Kürt olmasın, hele Diyarbakırlı hiç olmasın.” Boşandıktan sonra ailesinin kendi yanlarında yaşama önerisini reddedip İstanbul’da kalır ve İstiklal Caddesi’ndeki Ceviz Cafe’yi devralarak işletmeye başlar. Aşk bir şiirle çalar kapıyı… Henüz boşanmamışken bir gün “Mektuplaştığım insanı görmem lazım artık” der ve Fırat’ın sınavlara girmek için cezaevinden geleceği okula gitmeye karar verir. Ring aracından, uzaktan görür yıllardır mektuplaştığı adamı. Fırat Latife’ye o görüşmede aşık olur. Çevresindeki insanlar Latife’ye sen bu adama aşık oldun dese de onun, bunu anlaması için daha çok zamana ihtiyacı vardır. Aşk bir şiirle gelir çalar kapısını. Fırat “Kızıl başlıklı tanrıça” diye bir şiir gönderir mektubunda. Latife şiiri çok beğenir ve Fırat’ın eski karısına yazdığı bir şiir olduğunu düşünerek çok kıskanır. Kıskançlık yaptığını fark edince durup düşünür ve “Hakikaken ben bu adama aşığım” der. Daha sonra bu kıskançlık meselesiyle ilgili Fırat tatlı tatlı takılacaktır ona; “Dünyada kendisine yazılan şiiri kıskanan ilk kadın sensin herhalde.” diye.
Aşk bir kere düşmeye görsün yüreğe, hiçbir engel, hiçbir kanun tanımaz… Fırat’ın 11 yıldır süren ve bir türlü sonuçlanmayan mahkemesi ve mahpusluğun ne kadar süreceğinin bilinmemesi gözünü korkutmaz Latife’nin. Bir kapalı görüş sırasında “Benimle evlenir misin? Ben senin açık görüşlerine de gelmek istiyorum” diyerek evlenme teklif eder Fırat’a. “Benim ne zaman hapisten çıkacağım belli değil. Daha önce kötü bir ilişki süreci yaşadım, bunu bir daha yaşamak istemiyorum, kaldıramam”diyen Fırat reddeder bu teklifi. Fırat’ın reddetmesi yıldırmaz Latifeyi. Aşkını yaşamak için duvarların, demir parmaklıkların engel olmadığını düşünür. Kendisi aynı çatının altında bir insanla 18 yıl yaşamıştır, birbirlerinin ruhuna dokunmadan. Mesafeler çok da önemli değildir, paylaşım olduktan sonra. “Ceza da verilebilir, müebbet de yatabilir, neyi bekleyeyim, niye erteleyeyim ki. Ben seviyorum ve böyle de yürütebilirim” der ve Fırat’ta haber vermeden evlenmek için resmi işlemleri bitirip nikah memurunu da alarak cezaevinin kapısına dayanır. Yol boyunca nikah memurunun, “Adam hayır diyecek, sen boşu boşuna masraf etmiş olma. Gel geri dönelim, manyak mısın, deli misin, ya hayır derse” diye uyarılarını “Biz gidelim, o varsın hayır desin. Sen endişe etme, ona da razıyım. En azından denemiş olurum” diyerek geçiştirir. Latife’nin aşkına sahip çıkması Fırat’ı da dize getirir ve Bayrampaşa Cezaevi’nde evlenirler. Bu arada yine babasının dileği yerini bulmamıştır: Fırat hem Kürt, hem Sünni hem de Diyarbakırlıdır… Şimdi dönüp geriye baktığında gerçekten evlendikleri için çok zor günler geçirdiklerini, kimi konularda Fırat’ın haklı çıktığını düşünüyor ama hala insanın istedikten sonra yapamayacağı bir şeyin olmadığına, aşkın insana her zorluğu atlatacak gücü verdiğine inanıyor. İlişkilerin günübirlik yaşandığı, hızla tüketildiği bir dönemde aşklarını nasıl büyüttüklerini, nasıl ayakta tuttuklarını merak ediyoruz. “Ben çevremde o kadar aşığım diyen insan duyuyorum ki. Bir gecede aşık olanlar, bir gecede unutanlar. Aslında insanlar aşkı bilmiyor bence. Çevremde hiç aşk görmüyorum. Zaten insanlara bunu direkt söylüyorum, ilk önce biraz tepki gösteriyorlar. Aşığım diyebilmek için insanların önce birbirlerini tanıması, bilmesi lazım. Ben Fırat’ın her şeyini biliyorum. Ben yan yana olduğum bir ilişkiyi bitirdim. Aslında aynı çatı altında görünüyorsun ama ayrı hayatların var, biz Fırat’la ayrıymışız gibi görünüyoruz ama aslında birlikteyiz. Biz kavga etmiyor muyuz? Yana yana yaşayanlardan daha çok kavga ediyoruz. Ama konuşuyoruz, konuştuğumuz için de çözüyoruz onları. Kadınlar eşim üzülür, kırılır diye çoğu şeyi paylaşmaz. Ben, 'seni üzebilir, kırabilir ama ben bunları yaşadım, üzülürsen üzül ne yapayım' diyorum. ‘Tabiî ki üzüleceğim, kırılacağım ama bu böyledir, birlikte kırılacağız ama birlikte tamir edeceğiz’ diyor Fırat. Bazen çevremdeki arkadaşlar uyarıyor ‘Sen içerideki adama her şeyi anlatıyorsun, kızıyorsun, adamın psikolojisi bozuluyor’. Ama Fırat ‘sen kimseyi takma kafana. Her şeyi olduğu gibi yaz. Biz hayatı böyle paylaşıyoruz, onlar bunu anlamıyorlar’ diyor.” Latife üç yıldır Fırat’ın cezaevinden çıkmasını bekliyor. Beklemek sabır ve inat işidir. O, sabrını ilmek ilmek dokuyor, inadını büyütüyor ve bekliyor… Dışarıda dolaşan eli silahlı o kadar kötü insanlar varken Fırat gibi kimseyi incitmeyen birisinin cezaevinde olmasını ise devletin ayıbı olarak görüyor…
11 yıldır deliller toparlanamıyor Fırat Can, TKP/ML-B örgütüne üye olmaktan 05.02.1997 tarihinde tutuklanır. Polis işkencesi altında imzaladığı ifadesini mahkemede reddetmesine, hakkında hiçbir delil bulunmamasına, tam olarak hangi maddelerden yargılandığının bile kesinleşmemesine rağmen 11 yıldır cezaevinde “delillerin toparlanmasını” bekliyor. |