Türkiye'nin Kürt SorunuAv. Eren KESKİNTürkiye’de sistemin temel sorunlarından biri hatta birincisi olan Kürt sorununda yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için bence bütünüyle “resmi ideoloji” ve “resmi tarih” bakış açısından arınmış bir biçimde soruna yaklaşmak gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devleti bir “askeri cumhuriyet” olarak kuruldu. Şunu çok net bilmek gerekiyor ki, cumhuriyet öncesine dayalı İttihat-Terakki Partisi'nin yaklaşım ve anlayışı Türkiye Cumhuriyeti devletinin “kuruluş ideolojisini” oluşturdu. Ben bugün de, gerek Kürt sorunu, gerekse sistemin tüm “kırmızı noktaları” konusunda, özellikle sistemin ana belirleyeni olan Genelkurmay’da İttihat-Terakki anlayışının bütünüyle içselleştirilmiş olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de temel mesele, “sivil siyasetin” önündeki militarist engel! Yasama, yürütme, yargı kurumları ve büyük medya bütünüyle militarizme bağımlı. Bugüne dek hükümet olan hiçbir parti ya da partiler koalisyonu, kendi “hükümet programlarını” tam olarak uygulayamadılar. Askeri bürokrasi tarafından hazırlanan ve hükümetlere dayatılan “milli güvenlik siyaset belgesi” iç ve dış politikanın gerçek belirleyeni olmaya devam ediyor.
Türkiye’de, sistemin en büyük handikaplarından biri, Ordu'nun sadece silahın sahibi değil, aynı zamanda sermayenin de sahibi olmasıdır. OYAK ile ORDU çok değişik alanlarda ticaret yapmakta. Silahın ve sermayenin aynı elde toplanmış olduğu bu “baskıcı sistem”, kolay aşılamıyor.
Militarist yapı varlığını devam ettirebilmek ve halk açısından büyük desteğini yitirtmemek için çeşitli “sahte düşmanlara” ihtiyaç duyuyor. “Kürt sorunu”, “Ermeni soykırımı meselesi”, “Kıbrıs sorunu”, “Türban meselesi” gibi başlıklar üzerinden “korkular” üreterek varlığını devam ettiriyor.
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin halka dayattığı ve üzerinden büyük rantlar elde ettiği Kürt sorununda çözümsüzlüğün tek sebebi olarak PKK’yi ilan ediyor olması, bu “korku politikasının” bilinçli bir tercihidir. Oysa PKK, sadece bir sonuçtur. Kürdistan, Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan itibaren farklı bir hukukla yönetilmiştir. Örnek vermek gerekirse, “Tunceli yasası”, “İzale-i Şekavet Kanunu”, “İskân Kanunu”, “Olağanüstü Hal Bölge Yasası” ve bugün uygulamada olan “Kritik İller Yasası”, Kürtlere dayatılan farklı hukukun örnekleridir.
Yıllar önce, Şırnak’ta gözümüzün önünde bir köy yakılmıştı. O köyde yanan insanların çocukları bugün dağlardalar. Kürtlere dayatılan “çözümsüzlük politikası ve şiddet uygulamaları” PKK’den önce de onlarca “isyana” neden oldu. “İsyan isteyen” ve kontrol edebileceği kadar “güçlü bir silahlı muhalefet” isteyen, bence militarist sistemin ta kendisi! Çünkü sistem bu karşı şiddetle kendisini adeta besliyor ve bunun karşılığında çok yoğun ve acımasız bir şiddet uyguluyor.
Şikâyetçisi olduğumuz bu sistem, “Kürtlerin siyasi mücadele yapma haklarını” bütünüyle gaspediyor. Dün, DEP’lilerin karşılaştığı sorunlarla, bugün DTP’lilerin karşılaştığı sorunlar arasında bir fark olduğunu kim düşünebilir?
Ancak, başka bir tarafta dünya değişiyor. Emperyalizmin Ortadoğu politikaları değişiyor. Ve Kuzey Irak’ta Türkiye Cumhuriyeti devletini çok kızdıran bir gelişme yaşanıyor. “Kürdistan devleti kuruluyor” ve yılların baş müttefiki ABD, Türkiye’nin Kürt politikasıyla çelişiyor.
Aslında, tam bizim zamanımız. Sistem bu kadar sorun yaşarken, bizler en çok şey yapabilecekken neden bu noktadayız? Çünkü biz de “egemenimize” benziyoruz. Kurduğumuz alternatif örgütlerde erkek egemen ve militer değer yargıları ile oluşturulmuş. Bu nedenle de içerden militarizme karşı güçlü ve yüksek bir ses çıkaramıyoruz. Bir “iç talep” yoğunlaşması için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Dileyelim ki vakit çok geç olmasın. 14.12.2007
|