|
Türkiye'de kadın olmak ya da Bacca için dökülen timsah gözyaşları Yapılan saldırı bir sapığın yaptığı saldırı değildir. Türkiye’deki erkeklerin yüzde kaçı böyle bir durumda Bacca’yı rahatsız etmeden otostop yolculuğunu sürdürürdü? Sorulması gereken soru budur? Dilek YILMAZ Yazılı olmayan kanunların söyledikleri Yazılı olmayan kanunlardan öğrenmiştik, bedenimizin ne kadar tehlikeli olduğunu… Sokağa çıkan her kadının kendisini, pimi çekilmiş bomba gibi görülmesi istenirdi. Aman kıyafetiniz tahrik edici olmamalı. Göğüsler, kalçalar belirginleşecek şekilde dar giyilmemeli… Böyle söylenirdi ailelerimiz tarafından, gazeteler tarafından, kanunlar tarafından. Tehlikeliydik, kontrol altında tutulmamız gerekirdi. Bizi tehlikeli görenlerin, neden tehlikeli gördükleri üzerinde düşünmemize fırsat verilmezdi, hep savunmadaydık. Sonra korkularımızın üzerine yürümeyi öğretti yaşam bize. Bir zorunluluktu bu. Ya korkuların kökenine inecektik; ya da korku duvarını aşamayan diğerlerinin yanında, bize verilen sınırlar içinde yaşamımızı sürdürmeye çalışacaktık. Korku duvarını yıktık. Cinselliğimizle barışık kadınlar olduk. Ama geceleyin sokağa çıkma korkumuzu, kalabalık otobüste tacize uğrama korkumuzu hiçbir zaman yenemedik. Bu koşullar altında yenemeyiz de... Türkiye’de kadın olmak Türkiye’de kadın olmak, kelle koltukta yaşamak gibidir. Bunu sokak yüzü görmemiş kadından, en özgürlükçü kadına kadar herkes bilir. Kadın haklarını biliyor olmamız, Clara Zetkin’den haberdar olmamız ne yazık ki bu gerçeği değiştirmiyor. Haklarını bilen kadın bakımından bu, daha da can acıtıcı bir duruma dönüşüyor. Despot ve kışkırtılmış bir erkeklik üzerine kurulmuş her türlü toplumsal ilişki. Başbakanı, TCK da tecavüz suçuna indirim talep eden bir ülkede yaşayan kadınlarız biz. Hem de tüm dünyada, tam tersine tecavüz suçu için en ağırlılaştırılmış ceza talep edildiği bir zamanda… Şimdi de Bacca için timsah gözyaşı döküyor; Başbakan, Cumhurbaşkanı ve eline kadın kanı bulaşmış Türk medyası. Taziye açıklamalarında bulunuyorlar uzun uzun. Türkiye’de kaç kadın Bacca’yla aynı kötü kaderi paylaşıyor yıllardır? Bunu niye görmezlikten geliyor Başbakan. Bacca’nın ayırt edici özelliği İtalyan olması ve bu olayın tüm dünyada duyulmasıdır. Devlet erkanı ve onun güzide medyasını yaptığı; olayı münferitmiş gibi göstererek, aman imajımız bozulmasın hesabı, ‘Türklüğü ve Türk erkeklerini’ tecavüzcü kimlikten kurtarmaya çalışmaktır. Yoksa Bacca’nın durumu onları çok da fazla ilgilendirmemektedir. Hatta içten içe “yahu kadın senin ne işin var barışla marışla. Hadi barış için çıktın yola, başka eylem biçimi mi bulamadın, otostopla eylem mi olur” diye serzenişte bile bulunmuşlardır. Otostop yapan kadının başına gelecekler… Türkiye’de otostop yapan kadına iyi gözle bakılmaz. Dahası kötü gözle bakılır. “Elin adamının arabasına, hem de gelinlikle binersen olacağı buydu” diyenleri duyar gibi oluyorum. Bacca’nın başına gelen saldırıyı duyunca; hemen Arabesk filmindeki Müjde Ar’ın saldırıya uğradığı sahne örnekleri hatırlandı. Ne kadar benziyor kareler birbirine. Ama Müjde Ar’a toplu tecavüz yapılıyor. Türkiye’deki kışkırtılmış erkeklik pratiğine daha uygun olarak. Biz bu filmlerle büyüdük. Ve sokaklar hep böyle filmlerin karelerini çağrıştırdı bize. Tecavüze uğrama korkumuz tüm korkuların, hatta ölüm korkusunun bile üstündedir bu yüzden. Kadın için ne kadar tehlikeli ve zararlı bir coğrafyada yaşadığımızı, bu olay bir kez daha kanıtladı. Travmamız daha da büyüdü. Soru sormamız ve değiştirmemiz gereken Türkiye’deki erkeklik anlayışıdır. Yapılan saldırı bir sapığın yaptığı saldırı değildir. Türkiye’deki erkeklerin yüzde kaçı böyle bir durumda Bacca’yı rahatsız etmeden otostop yolculuğunu sürdürürdü? Sorulması gereken soru budur? Bundan dolayı, Başbakanın uzun uzun taziyelerde bulunması bu gerçeği değiştirmemektedir. 20 Nisan 2008 |