|
1 Mayıs… Emeğin Evrensel Büyük İnsanlık Yürüyüşü Varlık ÖZMENEK Artık her dönüşümde Ankara’yı biraz daha geri buluyorum. İstanbul da oldum olası her defasında biraz daha çürük. Geri. Çürük. Kokuşuk. İstanbul’un büyük sermaye gölgeliklerinde, Ankara’nın derin süngü gölgeliklerinde ‘zübük aydın’ mezbelelikleri… “12 Eylül” darbe sektörü ‘Marka’ yarattı… .Markalı . Salyalı . Tasmalı . Mafyalı . … Medya Terörizma sürekli yeni ürünler(!) çıkarmağa devam ediyor. Gazetecilik mesleğinde derin bir çukur-uçurum var Andıç ile ve açılıyor. Nerede kalmıştık? Bu aralar yine Ankara’ya gidip döndüm. Geçen yıl bu günlerde yazdığım gibi, diyeceğim ama biraz daha geri ve biraz daha çukur, çürük, kokuşuk: Zübük! Geçen yıl bu aylarda gene bir dönüşte neler yazmışım: *** *** *** “Geldik işte. Darbeler kentinde güneş batarken büyüyen küçükler gölgesi. Zübüklük şaha kalkar Çankaya’nın eteklerinde. Bırakın Mankayayı. Ne diyorsunuz? Nereden baksanız… Türkiye… ‘O gün’… Bütün dünyada, artık -bir uygarlık alışkanlığı ve değeri olmuş- şenlikler şölenler yapılırken, 1 Mayıs’ını… 15 milyonluk kentinde kendi insanına cehennem kılmış bir ülke olarak görünüyor. Kaçıncı kez? 1 Mayıs 1977: İstanbul’da Taksim Meydanı’nın öncesi ve sonrası Türkiye’nin ‘kanlı’ hali – 1 Mayıs 2007: İstanbul’un, kısacası Türkiye’nin ‘kan çeker’ hali… 30 yıl! Türkiye’nin ‘Büyük Soygun’da Medya’ ile boşaltılmış andıçla parçalanmış belleğini kımıldatın biraz… Şair tabii ‘Bu cennet bu cehennem bizim’ diyor ama, şu kimi süngünün, kimi sermayenin zübüğü aydınlar cenneti hengâmesinde, emeğinden başka şansı olmayanın payına -hiç şaşmaz- gene; cehennem düşüyor…”(www.sansursuz.com, 05.06.2007) *** *** *** Bir yıl kadar sonra… 22 Nisan 2008: Partisinin grup toplantısında R.Tayyip Erdoğan’ın 1 Mayıs’ı konuşma dili, Türkiye’nin dünya önünde egemen sınıfsal geriliğinin dipsiz ortak dili: “Ayakların başları yönettiği bir ülkede kıyamet kopar..” Ne demektir bu: (En azından) 1871’den beri kıyamet pazarlamacılığının son kankası! Bir de; Devlet Bakanı, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in “ ‘Dünyada Tatil Değil’ dediği 1 Mayıs’ın 135 ülkede (bazı kanallarda 166 ülkede) resmî tatil. Bazı ülkelerde 1 Mayıs nedeniyle bir günden fazla resmî tatil yapıldığı” haberleri okunursa… ‘Bu denli cehalet ancak tahsil ile mümkündür’ artı : İşte bunun için bir sistem dairesinde Türkiye kaba, derin yalanoloji ülkesi, diyoruz. Ve de: Dolanoloji. Dipsiz bir şehvetle kendini aldatıyor el kadar hale gelmiş Dünya içinde. Ve önünde. Yapısal. Derin, dipsiz ayıplı… *** *** *** Dünya Bankası iç odalarından hanidir, dünyanın, Karl Marx’ın öngörüleri ile döndüğüne ve doğrulandığına ilişkin kaygıların yaygınlaştığı haberleri geliyor. Hatırlanırsa Milliyet’in ekonomi yazarı Osman Ulagay, “Dünya nereye Türkiye nereye?” başlıklı beş günlük (13-17 Eylül 2006) yazı dizisiyle duruma ışık tutmuştu: . “Marx’ın rüyasına doğru… Kapitalizm, Marx’ın 1848’deki beklentilerine uygun olarak, küresel bir sisteme dönüştü ve komünizmle kolektivist ekonominin başarısızlığı üzerine Batı’da yeşeren umutlar yerini kaygıya bıraktı. Komünist Manifesto bugünü anlatıyor…” Türkiye’nin neyine? Oldum olası geri, hastalıklı gündemi; küflü, paslı, gerici… Emeğe karşı ‘12 Eylül Büyük Saldırısı’nın Andıç tetiklenmesi; . Derin devletleştirilmiş basın-yayın-iletişim yaşamı idi. Ve de beklentisi: . Açık devletleşmiş-sürüleşmiş kamuoyu… İşte Türkiye’nin bugünkü siyasal toplumsal Pirus gündemi: Ya zafer ya hiç! Global-emperyal sermayenin okyanus ötesi huzurunda içe kapanık: . Bölgede rol kapma oyunu, . Oyuncaklaştırılmış Aydın Zübüklükleri ile Sadakalandırılmış Kul Yığınlıkları arkalıklığında ve seyirliğinde; muhalefetsiz iktidar paylaşım kapışması… İzlenen bu perişanlık. Varsa yoksa: Emeğin ezik-kapalı dünyasının üstünde tepinmeli. Ama gelin görün ki; sistem sürekli korkutmaca üretirken, ürettiğiyle de sürekli kaba korkulanıyor. Tamam. İç dinamik (emek, üretim, yaratım, canlılık, yarın) derin kuşatmada ve sarmada, yerle bir… 12 Eylül’e muhalefetsizlik, ‘dış dinamik-global merkezler’ tarafından öngörüldü ama, ezelden ve içerden derin-egemen kabul buldu. 9/12 Mart’la balyozlana balyozlana… İç dinamik yok edilecekti. Geniş teslimiyet buldu… Bugünkü gündemin 12 Eylül gözetleme kulesinden ve yaklaşık 150 yıllık ezelinden (1871-Paris Komünü’nün İstanbul’daki saray izdüşümünden) derin ve toplu öngörünümü budur: Dış dinamik iç bükeylenerek tarihe, sınıfa, topluma, birey’e karşı cepheden… Bu başat ve haşat manzaradır bugün dalgalanan. Rejimin tanımı adıyla sanıyla şudur: Medya Terörizm(a): ‘Korku, şiddet ve yılgının tüm kitle iletişim araçları ve ortamlarında içselleştirilerek-devletleştirilerek, toplumun yönlendirilmesinde ve yönetilmesinde, emeğin ezilmesinde ve süründürülmesinde sistemleştirilmesi, (özkorkutmaca)…’ … Tamam. Andıçlıyız, gazete gazeteciliği yapmak bize yasak! Tamam da… Batılıların ‘Sessiz Büyük Çoğunluk’ dediği, bizdeki ‘ezik emek, soyuk kamuoyuk’ okuyucu denizinin berrak bu Mavi Defter koy’una şu notu düşmek gerek: Ortak akıl, ortak bellek, ortak emek(imece) ile Büyük İnsanlık (Uygarlık)Yürüyüşü haklılığı ve şartları yükseliyor… Türkiye’de Emeğin, dünyada benzersiz bir solkırım ile dağıtılmış ‘ortak değerler’inin ortak istenç dirilişiyle… Öyle ki, TÜSİAD’ın bile yazılı gönlünden -mi yoksa ödü mü?- koptu: “1 Mayıs Çalışma Bayramı olmalı” , “TÜSİAD yazılı açıklama yaptı: “AB üyeliği sürecindeki Türkiye’de 1 Mayıs’ın ‘Çalışma Bayramı’ olarak kutlanması hem emeğe saygı, hem de ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma hedeflerimize moral katkı açısından olumlu bir gelişme olacaktır.” (26 Nisan 08 gazeteler) Ne demeli: . Mosmor uygarlık! Suçlu. Sürüklenmeli. Zorakî… İşçiye, emekçiye; “Oh be dünya varmış” yok! *** *** *** Türkiye gündemi, egemen yalanoloji ve dolanoloji’nin eşliğinde yetmiyormuş gibi bir de dipsiz egemen sınıfsal aşağılık kompleksli. Nasyonalizmin… Patriyotizme karşı duyduğu tarihsel derin eziklik, kurtulamayacağı derin suçluluk duygusu ile emeğe ait uygarlık değerlerini yok edemiyorsa yağmalama çapulculuğu… Türkiye’nin dünya Büyük İnsanlığına (uygarlığına) biricik katkı payı atılımı diye kabul edilen Köy Enstitüleri’nin 68. kuruluş yıldönümü (17 Nisan 1940) bu yıl da artarak egemenlerin iki çatal kuşatma sarmalında aşağılanarak kutlandı. Eğitim Emeğinin “17 Nisan Bayramı” nasıl kutlandı: 1. Sövgülenerek. 2. Sahiplenmiş görünümde yalanlanarak ve yılanlanarak… İki çatal sınıfsal dipsiz kompleks, medyada salgılandı. … Köy Enstitüleri (Türkiye’nin yakın tarihteki Saklı Kentleri) derin bir korkunun kültürel üssü olmayı sürdürüyor; bitmez ve dinmez bir kin ile. Köy Enstitüleri, ezilenin, geriliğe karşı hem ‘Kutsal İsyan’ı, hem de ‘Kutsal İmece- Kutsal Ortak Emeği’dir; 1 Mayıs’a içkindir. Cumhuriyet’in hem kurduğu hem boğduğu, neredeyse cami avlusuna koduğu uygarlık atılımı; 2.Cumhurbaşkanı İnönü’nün deyimiyle “Cumhuriyetin en sevgili kurumu”; Ord.Prof. Enver Ziya Karal’ın deyişiyle de; “Türk toplumunun dünya uygarlık tarihine kattığı tek bilimsel ve özgün uygulama örneği”… Eğitim emeği devrimi… Tek. Zira… Köy Enstitüleri, Türkiye’nin sosyal ve siyasal tarihinin en çarpıcı hatta biricik uygarlık imecesidir. İmece’nin mimarı Kocabey’i İsmail Hakkı Tonguç’un evrensel emeği… Emekçilerindir. Evli evine, köylü köyüne, zübük zübüklüğüne… herkes sosyal sınıfına!.. Türkiye gündeminin dayattığı kaçınılmaz gereksinim. Emekçi aydınlar uygarlık hattını çizmeliler…. Gazetecilikte Şinasi emeğini unutmayarak niceler… (Namık Kemal(izm)den kesinlikle kol çıkararak) Tevfik Fikret’ler, Ahmet Rasim’ler, Nâzım Hikmet’ler, Sabiha Sertel’ler, Suat Derviş’lerden… Ahmet Arif’ler, Örsan Öymen’ler, Mustafa Ekmekçi’lere… güneş yolunu seçerek, bularak ve açarak bugünü belirlemeliler. Belirginleşmek zorunda. Kriz, güneşliyor emeğin gündemini. Emekçi Devrimci Toplumcu Demokrat Evrensel Büyün İnsanlık Yürüyüşü… Kazanılacak da, kaybedilecek de Dünyadır. Gerçek gündem kendini duyuruyor… 28 Nisan 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|