Yazdır E-posta
Türkiye’nin Solkırım’lı Uygarlık Ayıbı ve

Yol Ayrımı…

 

 

Varlık ÖZMENEK

 

 

 

Türkiye’nin sorunu ağır ve zihinsel...

 

*** *** *** 

1 Mayıs… Emek, hürriyet, mücadele, İnsanlık…

 

Dolayısıyla sadece uygarlık.

 

Türkiye içinse…

 

Sorun!

 

1 Mayısını insan gibi kutlayan ülkeler, uygar ülkelerdir. Çağdaş uygarlık birimi budur.

 

Türkiye’nin yönetim zihniyeti ise; Uygarlık dışı.

 

Bu kadar. Bu kadar yalın da, durum artık ‘uygarlık suçu’ hattına dayan(dırıl)mıştır.

 

Emeğe gözü dönmüş, emeğe kanlı bıçaklı insanlık olamaz…

 

Dünya uygarlığı 100 yılı aşkın zamandır Emeğin önünde; her yıl, akışan-gülüşen sevgiyle ve gelişen-pekişen saygıyla, şenlikle; “1 Mayıs Hâtırası”nda biraz daha emek’lenip güçlenirken, şölen’lenip -en azından ve hiç değilse o gün- insanlığının bilincinde biraz daha insanlaşırken…

 

Türkiye’nin geri(ci) geleneksel, paslı-küflü yönetim ve ezici sınıfsal zihniyet profili, “Medeniyet Âlemi-İnsanlık Ailesi” içindeki en yeni(!) vesikalık fotoğrafı bir kez daha çekildi; bu kez derin ultrasonu (*)demek gerekecek ekranlara gazetelere yansıdı, dünyada izlendi:

 

1 Mayıs 2008!

 

Geleneksel ezici ve derin bir sınıfsal ‘aşağılık kompleksi’ ile saldırılan emeğin yüzyıllık 1 Mayıs’larının sonuncusunun alt yazısı tarihe hangi renkle ne suratla yazılacak, ifade edilecek?

 

1976’da… Emeğin Taksim’deki tarihsel yığınsal görkemini o meydanda yaşamış,

 

1977’de ise… Resmen dışarıdan getirtilmiş ‘terör teknolojisi’nin yerli sınıfsal rampaya konuşlandırıldığı, sürekli tuzaklanmaya yerleştirildiği o gün… İstanbul’da gazetemi baskıya hazırlamış yürüyordum Cağaloğlu tarafından; kana bulanmış Taksim’in kıyısında tanığı olarak söylüyorum; Türkiye’nin 1 Mayıs’larda uygarlık defteri sürekli suç kabartıyor. Ve de maskeli hastalıklı da bir durum…

 

Dökülen: İnsan kanı!

 

Atılan: Biber gazı!

 

Geliştirilen: Yalanoloji! Dolanoloji! Pataloji!..

 

Tıp ruhbilim kitapları; onulmaz iflâh ve ıslâh olmaz ‘büyüklük kompleksi’nin aksine, ‘aşağılık kompleksi’nin yapıcı bir rehberlikle pekâla yaratıcı, atılımcı bir duyguya dönüşebileceğini yazıyorlar. Türkiye’nin resmî ideolojisinde, sınıfsal eziciliğinde ararsan zırnık “aşağılık kompleksi” bile yok!

 

Ne var?

 

Yapısal ‘aşşağılık’ şeyler!..

 

Örneğin dünyada görülmüş şey değil: Medya Terörizm(a).

 

(Neredeyse -ilân edilmemiş- Washington atasözü: “Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci demokrasi yoktur.” Ve Ankara gururu!)

 

Dünyada Emeğin, yüreğinin bileğinin öpüldüğü değer günü, medeniyet günü, köklü kökenli uygarlık şöleni Evrensel.

 

Dünyada salt ‘medeniyet’ anlamı taşıyan 1 Mayıs, ülkenizde paslı-tetanos: Vandalizm!

 

(Vahşi Kapitalizm’in ‘Kâbesi’nde’ (1886-New York) emeğe karşı işlenmiş açık, kaba, tasmalı ve salyalı, Vahşi toplu cinayet olayı, insanın insanlaşması süreci demek olan uygarlık tarihine en büyük bayram ‘Emeğin Evrensel Mücadele ve Kazanım Günü’ olarak 122 yıldır her 1 Mayıs nakışlanırken; Türkiye’nin -ifadesi yetersiz- uygarlık ayıplısı rejimi Medya Terörizm’inin ekranlarda ve gazetelerdeki vesikalık görüntülerine bakın bir… Bir de dönün iletişim teknolojisinin anında gözünün içine ilettiği Dünyanın yüzüne bakın: Türkiye’nin kara kızarık Vandal Kapitalizmi – Medya Terörizm!..)

 

Kapitalizm; 122 yıldır 1 Mayıs’larla ‘vahşi’ olmaktan çıkıp medenî olduğunu -ister inanın ister inanmayın- ister istemez kanıtlama vesilesi arar kutlarken, Türkiye gündemindeki yaygın deyimle:

 

‘Türbancısı-Ergenekoncusu’ aynı sınıfta, solkırım’lı, birlik-beraberlik fotoğrafında tırnakları birbirine geçmiş, birinin dişi öbürünün gözünde iktidar kapışmalı; ama ikisi de 1 Mayıs’lara karşı hem sözde hem özde derin sabıkalı, orantısız güç kullanımlı-Solkırımlı, objektife poz kesiyor:

 

Demir Pençe!

 

 

Emeğe, emekçiye ezelî ve ebedî şahin, zâlim, uyuşturucu, ortak yankesen!…

 

Dünyada dev let leş (tiril) miş tek 1 Mayıs!

 

*** *** ***

 

1 Mayıs?..

 

Türkiye’nin henüz derli-toplu yazıl(a)mayan basın tarihinin anıt doğru-dürüst” isimlerinden Sedat Simavi (1898-1953) Hürriyet Gazetesi’ni 60 yıl önce (1948) çıkarmağa başlarken niçin acaba 1 Mayıs’ı seçmişti? Adını da niçin acaba Hürriyet?..

 

- ..?

 

Bırakın araştırmayı, sorulduğunu duydunuz mu?

 

Aynen…

 

BU GAZETE,

 

Sedat Simavi’nin bu başlık altında 1 Mayıs 1948 ilk günkü Hürriyet’te imzalı başyazısı, soran bir gözle okun(a)mamıştır bile.

 

İlk cümle:

 

HÜRRİYET’in programı kısadır: Memleketimizde gelişmeğe başlayan demokrasi zihniyetini kökleştirmek ve müdafaa etmek için ortaya atılıyoruz ve demokrasinin memleketimizin bünyesine en uygun bir rejim olduğuna iman etmiş bulunuyoruz.

 

Bugün bu başyazının bu başlangıç tümcesiyle birlikte şu alıntıların belki hayali bile cihan değer, yine altını çize çize:

 

  HÜRRİYET’in bütün kuvveti yalnız kendi maddî imkânlarına dayanarak çıkabilmesindedir. Bundan dolayı da kimseyi gücendirmekten korkmayacak ve kimseyi memnun bırakmak kaygusunu gütmiyecektir. (…) Doğru havadis veren, hakkı gözeten dürüst bir gazete çıkarabilmek için ortaya atıldık. Bu gayeye varabilmek için doğruyu seven, riya, iftira ve haksızlıktan nefret eden okuyucularımızla el ele yürümek istiyoruz. (…)

 

Başyazıda şu son cümle… Son duruşmada “Okuyucular… ile el ele”, “Okuyucu” önündeki uygar duruşa dikkat:

 

Bu izahatı imzam altında vermeğe mecbur olduğum için okuyucularımdan özür dilerim.  Sedat Simavi”

 

*** *** ***

Bu tarihten (1 Mayıs 1948)… 20 yıl kadar önceleri…

 

1929 Mayıs…

 

“…Yayıncıların çektiği güçlükler Ankara’nın gözünden kaçmıyordu. Atatürk talimat verdi: Harf Devrimi nedeniyle beli bükülen yayıncılar sübvanse edildi. Bu yardımı kabul etmek ne insanın alnına kara çalacak bir ayıptı, ne de ileride yüze vurulabilecek bir hata. Fakat Sedat Simavi, hükümetin önerdiği yardımı bile bağımsız yayıncılık etiğiyle bağdaştıramıyordu:

Ben bu parayı kabul edemem!’

Bu tavrı, Ankara’nın da dikkatinden kaçmadı. Kimdi bu gazeteci? Hükümet yardımını kabul etmeyişinin ardında hangi ideoloji yatıyordu?

(…) 1929 yılı Mayısında, yaklaşık altı yıldır çıkarmakta olduğu Resimli Gazete’yi (Nâzım Hikmet’e de iş vermişti. V.Ö. ) kapatmak zorunda kalmıştı…” (İrem Barutçu, “Babıâli Tanrıları SİMAVİ AİLESİ” , 3.Basım, Agora Kitaplığı, 2004, s.18)

 

*** *** ***

 

Bugün…

 

Gazetecilik mesleği etiksiz. İş hukuksuz. Andıçlı. Yasaklı.

 

Yazık durumda.

 

Tartışmasız…

 --------------------------------------------

(*) Google. “Ultrason nedir? Ultrason ya da ultrasonografi modern tıbbın vazgeçemediği görüntüleme yöntemlerinden birisidir. Ultrasonun insan vücudunun içinde olup bitenleri anlamaya yarayan diğer görüntüleme yöntemlerden en önemli farkı bu amaca ulaşmak için X- ışınlarını kullanmaması yani radyasyon içermemesi, bunun yerine insan kulağının duyamayacağı frekansta ses dalgalarından yararlanmasıdır. Bir başka olumlu özelliği de elde edilen görüntünün gerçek zamanlı olması yani işlem yapıldığı sırada görüntünün monitör ekranında izlenebilmesidir…”

5 Mayıs 2008 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   

 
< Önceki   Sonraki >