Yazdır E-posta

Yılışın! Neo-liberal İslamcılar geliyor

 

En futbolcu Şaban, derbi maçı Kutlu Doğum Haftası’na uygun olsun dedi demesine de biz bilmiyoruz ki o hafta nasıl kutlanıyor. Kendisi daha reşit bile sayılmaz.

 

 

Barış YILDIRIM

 

 

Yıl 1989. Diyanet İşleri Başkanlığı, Hz. Muhammed’in doğum günlerinin her yıl kutlanmasına karar verdi.

 

Peygamberin doğumundan bin 300 yıl sonra, diyanet işleri başkanlığımızın aklına gelen bu cin fikir, şüphesiz İslam’ın kendine Hıristiyanlığı örnek aldığı anlamına geliyor. Nasıl örnek alıyor Hristiyanlığı İslam, şöyle: ne güzel, adamların dini ve yaşam tarzları aynı. Hem dindar olabiliyor hem de her türlü günahkarlığı yapabiliyorlar.

 

Tabii günahkarlık deyince aklına zina gelir sıradan müslümanın. Oysa günah, kadından ibaret değildir. Hadi diyelim, Hıristiyanlık, en azından gelinen aşamada, İslam’a göre kadınlara daha özgürlükçü yaklaşıyor. Ama günah sadece bu mu? Faiz, borsa, sömürücülük, kara borsacılık, silah tüccarlığından tutalım kapitalizmin girdiği, temas ettiği her yerde günah bulmak mümkün. Ama Hıristiyanlık öyle bir noktaya gelmiş ki, dinin kendisi bizzat bu yasakladığı şeylerin organizatörü, onaylayıcısı durumunda. Bunu da elbette o meşhur bireyciliği, bireyin tanrıya karşı sorumluluğu ile yapıyor.

 

Yılış yılış İslam

 

 

İslam’ın değil elbette ama bazı İslamcıların ağzını sulandıran budur. Ve, kendisinden pek hazzetmediğim Hadi Uluengin’in deyimiyle ‘İslamcı nihilistlerin’ karşı çıktığı da budur. Onlar için İslam ya İslam’dır ya da hiçbir şey. Bu tarz İslamcı, sadece kendisinin Allah’a uygun olmasıyla yetinmez, Allah adına boyun eğdirmek ister. Yasaklar listesi hayli uzundur. Diğeri ise, Yahudi-İslam, Yahudi-Hıristiyanlığı’nın İslam’ı olarak, Ortadoğu’da kazandığı paralarla dünya piyasasına açılmak istemekte, kendi yaşam tarzının da modern dünyada yer alabileceğini göstermek istemektedir.

 

Örneğin, televizyonlarımız da türbanlı genç kız ve kadınların modasına gösterilen ilgiyi düşünelim. Türban, bir günahtan sakınmak için takılırken, kola ABD’den alınmış 60 dolarlık bir çanta takabiliyor Müslüman kızımız. Ya da satın aldığı dindar kıyafetlerinin modaya uygun olmasına özen gösterebiliyor: Bunda günah yok. Ne var ki bunda. Gerçekten de bir şey yok. Bu nedenle kızı suçlayamayız. Sadece ağzımızın tadı kaçar, ama kimi suçlayabiliriz. Yüzümüz ekşir, ama suçlusu bizizdir. ‘Benim yaşam tarzıma saygı göstermelisin’. Tartışma biter.

 

Dolayısıyla sorun, İslam’ın batı medeniyetine uygun bir hal alması. Kutlu Doğum Haftası da Müslüman noeli olacak bu durumda. Bu da nereden çıktı diyemiyoruz maalesef, Hıristiyanlarınkini kutluyoruz da bizimkini niye kutlamıyoruz?

 

‘Gassaray’ın gazına gelmeyin’

 

 

İşte tam bu eksende ünlü futbolcu, Fettullah Gülen cemaatinin simge isimlerinden, sırtı bir türlü yere gelmeyen Hakan Şükür Fener-gassaray maçının Kutlu Doğum Haftası’na yakışır şekilde kutlanmasını istedi. Hücum açıklamaya. Medyamız hala tartışıyor. İstenilen budur işte, Kutlu Doğum Haftası gelenekselleşiyor. Geriye tatil olması, falan filan kaldı.

 

Hakan Sükür’ün hem yetişme hem de din açısından çok da uzağında durduğunu söyleyemeyeceğimiz bir kardeşi olan Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun da destek verdi kendisine: “Ne var kardeşim özgürlük yok mu? (Fenerbahçe’nin Sırp futbolcusu) Kezman her golden sonra propagandasını yapıyor” dedi. İşte bizim bakışımız budur: Gayri-Müslimler dinlerini mi yaşıyor, propaganda olur, dolayısıyla dikkatimizi çeker, kıl eder bizi, çok sinirlenirsek sıkarız ümüğünü. Mesele bize mi geldi, özgürlük olup çıkıverir sorun.

 

Madem mesele özgürlük, İsa’ya demediğini bırakmayan Hıristiyan Avrupalılar, Muhammed’i eleştirip yerince neden ayağa kalkıyorsunuz yavru demokrat aslan müslümanlar? Hakan Şükür’ün açıklaması beni rahatsız etmedi diyenler var, beni etti şahsen. Nedeni Kemalist olmamdan kaynaklanmıyor, Kemalizm’i tedavülden kaldırırken özgürlük sloganları ile reddedilemez bir faşizmi dayatma incelikleri. Tek nedeni bu da değil, bu işi yapanların antipatik karakterleri.  Adamlar, yakalamışlar Fenerbahçe – Galatasaray maçını, halkla ilişkiler kampanyası yürütüyorlar. Peygamberimiz iyiki doğmuş. Her türlü üç kağıdı yapan, her buldukları zavallının sırtına binmekten gocunmayan, kelimenin tam anlamıyla gözü fukaranın üç kuruşunda olan bu adamlar, peygamberin doğumunu kutlayacak ve kutlu bir iş yapmış olacak.

 

Bu plan, Türkiye’de çokça tartışıldığı gibi, neo-liberal bir plan. Böylelikle ortadoğu ve İslam dünyasının yeniden ekonomik yapılandırması tamamlanacak. Bu süreçte düşman, ya Türkiye gibi katı ulus-devletler ya da İran ve uzantıları gibi radikal İslamcılar. Bu unsurlar şu ya da bu şekilde tasviye edilip biçim değiştirmeye zorlanacaklar. Ancak plan içinde Türkiye’nin yeri ayrı. “Laik demokrasisi”nden çok İstanbul’u ile. Bir düşünelim Müslüman Türkiye’nin AB üyesi olduğunu. İstanbul’un İslami sermaye için taşıyacağı önemi.

 

Sinsi İngiliz

 

 

Bu planın arkasındaki güç kim dersek, düşünmeden İngiltere cevabını vermeliyiz. Londra’nın para piyasaları, İslami sermayenin kaymağının yendiği yer olacaktır. İstanbul da küçük Londra. Bu nedenle İngilizler, Türkiye’nin AB üyesi olması için canla başla çalışıyor. Ve muhtemelen bu planları da başarılı olacak. Bunun gerçekleşmemesinin tek yolu, İran münasebeti nedeniyle büyük bir kıyamet kopması ve Kemalist blokun olayı engellemek için uygun koşulları bularak esaslı bir sabotaj gerçekleştirmesi (ki bu gerçekten de çok küçük bir ihtimal, zira Kürtler mevzubahis olunca AB demokrasi karnesinin kırıklarına pek ilgi göstermiyor ve Cumhuriyet’in oynayacak pek fazla kozu yok, darbe bile kurtaramaz onları.)

 

Neo-liberal piyasanın işlemesinin önündeki engeller tek tek kalkacaktır. Burada neo-liberalizmden hazzetmeyenler için tek kıstas vardır: faşizmden, ırkçılıktan ve beton gölgelerden kurtulmanın sevinciyle neo-liberal olmamak, neo-liberal olmamak için ırkçı, faşist çetelerle dirsek temasına girmemek. Neo-liberalizm her şeyi yozlaştıracak; bundan gocunmayalım; eskiyle derdimiz olmamalı, onu yok edecek asit üzerinde düşünmek, eylemek gerek.

 

 05 Mayıs 2008

 

 
< Önceki   Sonraki >