Yazdır E-posta

 

Yurtta ve Dünyada  Aslında Gündem:

Büyük İnsanlığın “1 Mayıs” larına

Var mısınız?  Yok musunuz?

Varlık ÖZMENEK 

 

Yurtta ve Dünyada gündem  ‘Büyük Kriz’e göre hassaslanıyor. Siz bakmayın Türkiye’ninküçücük fıçıcık / içi dolu turşucuk’ görünürdeki gündemine;  şartlar da,  özlem de, çare de yükseliyor gerçekte:

 

.  Büyük İnsanlığın “1 Mayıs”larına…

 

Nehirler cetvel değildir ki, dümdüz aksın.

 

1 Mayıs, uygarlığın, birimi,  ölçeği, Büyük İnsanlığın evrensel, sonsuza yükselen şelâlesi.

 

Soru(n) şu sıralar yurtta ve belki de dünyada en çok duyulan eğlenceli soru:

 

.  Var mısınız?

 

.  Yok musunuz?

 

***      ***      ***

 

Soru(n)  ciddi. Yanıtı daha ciddi.

 

Yok yok…1 Mayıs(lar) geçmez.  Mayıs ayı; “1 Mayıs iptal” !   2 Mayıs’tan başlatılamayacağına göre, 365 gün güncellenen bu sorunun yanıtına var mısınız?

 

Türkiye’nin gündemi: Dünyaya devekuşu! 

Derin-dipsiz sıkıntı şu:

 

. Hayatı devletleştirmek!

 

“İnsanî Öz” itibarıyle  bir garabet!..

 

Kıran kırana ihale:

 

. Ulusalcı solculuk.

 

. Küreselci dincilik

 

İlâhlar (Onlar da bir ölçüde  ne yapacaklarını şaşırmış görünüyorlar! (*) Öyle ya: ‘Kontrolsuz güç, güç değildir’! Ama ‘Vahşi’nin ötesinde Türk’ün Vandal Kapitalizm’ine bir çeki-düzen, ama nasıl? ) dayatıyor…

 

Global-Emperyal hakemlik nezaretinde; 

 

. İlerici gericilik

 

. Gerici ilericilik

 

Yüz yıllık iç patinaj!

 

Yaygın kabul ile: ‘Devlet ile Derin’ arasında.

 

‘Çabalama kaptan ben gitmem!’

 

Sebep?

 

İçte: Mal elden gidiyor !

 

Dışarıya:  Elden gidiyoruz!

 

Ve belki de tezahürü dünyada eşsiz: Devlet devlete karşı!

 

(Tabii ki dert; -Emeği, ezileni, soyulanı, yoksulu kim sallar-  Önünde ve sonunda para!   Ama; “Yangın var yangın var / Ben yanıyorum / Yetişin a’dostlar (Washington-Londra-Brüksel) / Ben ölüyorum /…”  Anonim türkü. )

 

Göklerinde güneş batmayan Büyük Britanya Kraliyetinin Kraliçesi, yollara düşüp -inceden inceye tasarlandığı biraz fazla belli- Hakan Şükür ile görüşme yoluyla mesaj perçinlemek üzere Türkiye’ye geliyor!!!

 

İş ciddi…

 

Türkiye’nin üçüncü bir (potansiyeli, demiyorum) boyutu yok; kinetiği yok.

 

1 Mayıs 2008’in aydınlattığı bir şey olmalı: Hastane kapısı önünde içeriye polisin biber gazı!

 

Çatışan-kapışan aynı sınıftan tarafların ortak ve de hatta tek şanlı(!)  tarafları var:

 

Soykırım ölçeğinde Solkırım’da bugünkü saklı Türkiye! 

 

 

***      ***      ***  

 

Türkiye bu denklemi(cinayeti) nasıl çözecek?

 

..?

 

1 Mayıs’larını kana,korkuya ve yarınsızlığa bulamış ve de Emeğini-İç dinamiğini ve de çağdaş uygarlığa biricik katkı payını, iç uygarlık demek olan Demokratik Eğitim Devrimi,  Demokratik Toplum Atılımı demek olan  -saklı kentleri-  Köy Enstitüleri’ni… eylemini, enerjisini ve ruhunu mahvetmiş, tarihten kazımış ve iç gerçeğini çarpıtmış bir Türkiye nasıl çözecek…

 

Çözemezse?  Akıl ve fikir,  hiç akıldan çıkmıyor!...  Ama…

 

Olmazsa : Korkutmacası var!

 

Korkutmaca rejimi: Medya Terörizm(a) düzeni ve söylemi…  12 Eylül Anayasası (1982)  ile hukuken ve  toplum tacizlenirken , güvencesi alınmış ve sağlanmış önce laik, Hukuk Devleti !  Öyle bir Anayasa ki, insana, topluma, hukuka, insanlığa ‘yol olmasın’ diye adeta bubi tuzakları ile dolu.

 

.   Çözümsüzlük de bir çözümdür” diyen, sola yaslanıp sağa yol gösteren “Hoca”ları var Türkiye’nin.

 

.    Size abi diyebilir miyiz?”  diye manşetlerde sorulan “İmtiyazlı”ları…

 

Kendilerine “darbeci” iması yapıldı diye TV programına  paydos!

 

- Destur!

 

Gerisi:

 

.  Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül-Fethullah Gülen!

 

Gül Allah gül!  Türkiye’nin asabı bozuk…

 

Hazin bir şarkı:  Bir hâdise var can ile canân arasında / Kaldım yine bir ateş-i hicran arasında / Bir tir-i kaza var yine müjgân arasında / Kastetmek için cana bir imkân var arasında.”  (Hisarbûselik, Servet Yesâri Bey)

 

Hazin olan esas durum şudur ki;  “Devletleştirme”,  ekonomi tülü aralandığında Türkiye’de bir sihirli maymuncuk! Öğretisi, fedailiği, eylemciliği, hatta karşıtlığı ve de darbeciliği, hangi kapının kilidini açacaksa: ‘o’ !

 

‘Esas duruş’ bu ve yine buraya gidiyor işler:  İnsanı ve hayatı devletleştirmek!  Hatta…

 

(Kimsenin de konuya esaslı bir kafa yormuş Engels’in bir çift sözünü -mealen de olsa- duyacak vakti yok: ‘Her devletleştirme sosyalistlik olsaydı Napoleon’u sosyalizmin kurucuları arasında saymak gerekirdi. Kibar adam bu kadar söylemiş )

 

Tarihi ve her şeyi çarpıtırken, kazırken neler oluyor, ne dolmalar yutturuluyor Türkiye’de.

 

Esas…

 

.  DTP’yi  kapatmak için AKP’yi;  hem de AKP’yi kapatmak için DTP’yi !!..

 

Bir taşla iki (Kürtçülük-Dincilik) kuş!..

 

Öyle ya, dünyanın da hak-hukuk, eşitlik, laiklik görmeye, örnek almaya gereksinimi var!

 

Nitekim…

 

Washington atasözü:

 

. “Dünyada Türk medyasına dayanabilecek ikinci bir demokrasi yoktur”…

 

Ankara katkısı:

 

Rejim.

 

O ki,  Devrimci Devletcilik… ancak  buralarda  -ortalıkta bu gördüğünüz, ‘Allah göstermesin’ diyeceğim ama, Türkiye yaşıyor-  12 Eylül ile kurulan kurdurtulan,  tetiklenen Medya Terörizm(a) rejimi ve söylemi.

 

Bütün anketlerde banko: “En güvenilmez kurum: Medya” … “Büyük Soygun”dan bu yana koşuyu sürüklüyor. 

 

Rütbesi andıçlı: “1.Güç”

 

Türkiye’nin iç dinamiği -tereyağdan kıl çeker gibi- çekilmiş, sönümlendirilmiş… dış dinamiğe kenetlenmiştir…

 

Bu uygarlık dışı bir haldir.

 

***      ***      ***

Durum bu.

 

Türkiye için.. Andıç-Sansür-Otosansür bireşimini, sonuçta köhne rejimini Medya Terörizm(a)’yı çözmek, yüzleşmek…bunun için de, özündeki ‘Hayatı Devletleştirmek’ falanşist  sapkınlığı tahlil etmek, son çözümde 1 Mayıs’larını  doğru-dürüst okumak-yorumlamak hem ivedi, hem hayatî, hem medenî biricik çözüm görünüyor:

 

.  Var mısınız?

.  Yok musunuz?

 

Bu açıdan Mavi Defter’deBahar’la Gelen Kavga: 1 Mayıs” başlıklı ve  Coşkun Musluk” imzalı yazı (4 Mayıs 2008)altı çizilerek okunacak bir yazı.

 

Hamaset  -TDK Türkçesi: yiğitlik.  Bencesi: yiğitlenme-  yeri ve sırasında iyidir, hoştur ama; Türkiye’de 1 Mayıs anlamı, güzellenmesi ve kutlanması zarurî olmakla beraber hem tarihsel yeri, hem Büyük İnsanlık’lı alanı yönünden bir soru geliştirilmelidir:

 

.  Bu 1 Mayıs’ı Türkiye’de ezen-boğan-öteleyen tarihsel neden nedir?  Neyin nesidir?

 

Mavi Defter’deki yazının bir mızrak boyu güneşliğinde hem soru vardır,  hem de sorunun delen baş gösteren ucu:

 

“Bu kin ve inat nedir; üzerinde ciddi anlamda düşünülmesi gereken budur. Günün yarısı kadar ve bazen daha da fazla çalışan polislerin kustukları hiddette zuhur eden kin ve onlara talimat yağdıranların sergiledikleri bu inat, mızrağın çuvala sığmayıp delikten baş gösteren ucudur.”

 

Ve yazının son paragrafını da okuyalım:

 

 “1 Mayıs 2008, bize sadece kara bir savaş günü olarak kalmadı. Kimilerinin “sivil diktatörlük”, kimilerinin ise “dinci faşizm” dedikleri ve artık arsızca ilerleyen bu tehlikeli gidişle doğrudan yüzleşme şansı verdi. Kimilerimiz için çoktandır tanıdıksa da, kimilerimize aldatıcı gelen maskesi düşmüş oldu. Her yıl Kadıköy’de ve diğer yerlerde kutlanan 1 Mayısların aksine, emekçi sınıf için savaşım veren bütün kesimlerin daha da bilenmesine ve mücadele azimlerinin artmasına neden oldu. 1 Mayıs 2008, hiç şüphesiz, Türkiye tarihinde emekçi sınıfın gerçek savunucuları ve onun karşısında yer alanlar arasındaki kavgayı, bambaşka bir boyuta taşımış bir gün olarak yerini alacaktır. Bize düşen, bu kavgayı yılmaksızın sürdürmek ve üzerimize giydirilmek istenen elbiseyi yırtıp atmak olacaktır.” 

 

***      ***      ***

Türkiye’nin tarih bilincinde   -tarihin çöplüğüne böylesine bir “yırtıp atmak”la birlikte-  Emeğin-İnsanlığın  anıtsal 1 Mayıs’ının ansiklopedik de olsa tarihçesine bir göz atıp, soru işaretleri üretmesi ve yanıtlarını araması o kadar yaşamsal görünüyor.  Düşünen ve insanca yaşamak isteyen  herkese açık bir tık! sesinden önce bir dikkat çekme:

. 1927 ile 1945… tarihli  özellilkli 1 Mayıs’ lara… Ve bu iki tarih arasındaki gelişmelerin  Almanya’ya ve tüm insanlığa nelere malolduğunu yalansız-dolansız  düşünmeye ve soruşturmaya hazırlıklı olmak ve de 1906’dan bu yana; özellikli 1976… 1977… 1979…  Türkiye dersliklerinde ibretlenmek  koşuluyla buyurun;

Google’da 1 Mayıs’lar’a

1886 : ABD'nin Chicago kentinde işçiler 8 saatlik iş günü için genel greve gittiler. Polisin ateş açması sonucu, çok sayıda işçi öldü ve yaralandı. İşçi liderlerinden Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel düzmece tanıklar ve kanıtlarla idam edildi.

 

1889 : Alman ilaç firması Bayer, Aspirini üretti.

 

1889 : II. Enternasyonal, 1 Mayıs'ın, bütün dünyada işçilerin birlik ve mücadele günü olmasını kararlaştırdı.

1906 : 1 Mayıs Türkiyeli işçi ve emekçiler tarafından da kutlanmaya başladı.

1921 : Tersane İşçileri, işgal altındaki İstanbul'da 1 Mayıs'ı kutladı. İştirakçı Hilmi önderliğinde Halk İştirakiyyun Fırkası'nın düzenlediği 1 Mayıs'a işçiler kızıl bayraklarla katıldı ve Kasımpaşa'dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne kadar yürüdüler.

1923 : İstanbul'da tütün işçileri, askeri fabrika ve demiryolu işçileri, fırıncılar, İstanbul tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri 1 Mayıs'ı sokakta kutladılar. "Yabancı şirketlere el konsun", "8 saatlik iş günü", "Hafta tatili", "Serbest Sendika ve Grev Hakkı" pankartlarını taşıdılar.

1925 : Takrir-i Sükun Kanunu'yla her türlü gösteri ve yürüyüş yasaklanınca, 1 Mayıs da kutlanamaz hale geldi.

1927 : Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Partisi Berlin'de ilk kez miting yaptı.

 

1931 : Dünyanın en yüksek binası Empire State Building Açıldı. ABD Başkanı Herbert Hoover Beyaz Saray'da bir düğmeye basarak o güne kadar inşa edilmiş en yüksek yapı olan New York'taki Empire State Building'in ışıklarını yaktı. 102 katlı binanın girişinin yer aldığı 34. Sokak'tan tepesindeki paratonere kadar yüksekliği 465 metre.

 

1940 : İstanbul'da bar ve eğlence yerlerinde çalışan 107'si Macar 162 "artist"in bir hafta içinde Türkiye'yi terk etmesi istendi.

 

1941 : Orson Welles'in yönettiği Yurttaş Kane filminin ilk gösterimi yapıldı. İktidarda yozlaşmayı anlatan Kane yüzyılın en iyi filmi olarak kabul ediliyor.

 

1945 : Alman Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels Sovyet Birlikleri Berlin'e girerken karısını ve altı çocuğunu öldürerek intihar etti.

1956 : 6-7 Eylül olaylarında zarar gören kiliselere 10 milyon lira avans verildi.

 

1960 : Amerikan casus uçağı U-2 Sovyetler Birliği üzerinde casusluk yaparken düşürüldü. Olay üzerine ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower ile Sovyet lideri Nikita Kruşçev arasında yapılması planlanan buluşma ertelendi.

 

1971 : Ankara'da grev ve lokavt yasaklandı, 22 dernek kapatıldı.

 

1972 : Kuzey Vietnam Birlikleri Quang Tri'yi ele geçirdi. ABD ile savaşta ele geçirdiği bu ilk büyük kent Kuzey Vietnam'ın bütün eyalet üzerinde egemenlik kurmasını sağladı.

 

1976 : 50 yıllık aradan sonra 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul Taksim Meydanında yapılan büyük bir mitingle kutlandı. DİSK'in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) düzenlediği 1976 1 Mayıs'ı, Türkiye'de kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının başlangıcı oldu.

1977 : DİSK tarafından Taksim Meydanında düzenlenen 1 Mayıs mitingine 500 bine yakın işçi, emekçi katılmıştı. Akşam saat 7'yi biraz geçe, alana giriş sürerken Sular İdaresi binasının üzerinden ve Intercontinental Oteli'nden (şimdiki The Marmara Oteli) kalabalığın üzerine ateş açıldı . Silah sesleri dinmeden polis panzerleri sirenlerini çalarak topluluğun üzerine yürüdü. Birkaç kişi kurşun yarasıyla ya da panzer altında kalarak, ama çoğu çıkan panik sırasında ezilerek 37 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Resmi yetkililer ve medyanın olayı sol gruplar arasındaki çatışmayla ilişkilendirmek çabalarına karşın, yargılama sonucunda bir çatışma olmadığı olayların bir provokasyon sonucu patlak verdiği belirlenmesine karşın sorumlular yakalanamadı. Susurluk kazasından sonra, 1 Mayıs katliamı sorumlularının da yargılanması için bir kampanya yürütüldüyse de bir sonuç alınamadı. 1 Mayıs 1997'de, 20 yıllık hukuki zamanaşımı süresi doldu.

1979 : İstanbul'da 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı ve sokağa çıkma yasağı kondu. 1 Mayıs'ta İstanbul'da sokağa çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Behice Boran ve 1000'e yakın kişi gözaltına alındı. Behice Boran ve 330 Türkiye İşçi Partili 6 Mayıs'ta tutuklandı. DİSK'e bağlı bir grup sendika ise İzmir'de "izinli" 1 Mayıs kutlaması yaptı.

1980 : 12 Eylül darbesinden önce son "yasal" 1 Mayıs kutlamaları yapıldı. Sıkıyönetim altındaki İstanbul, Ankara ve İzmir'de gösteriler yasaklandı. DİSK, Mersin'de "izinli" 1 Mayıs kutlaması yaptı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, o zamana kadar "Bahar Bayramı" adıyla resmi tatil günü olan 1 Mayıs çalışma günleri arasına dahil edildi.

1982 : Arjantin İngiltere'ye ait Falkland Adaları'na asker çıkardı. İngiltere Arjantin kuvvetlerine karşı saldırıya geçti.

 

1988 : Sosyalist Feminist Kaktüs dergisi yayına başladı. Derginin yazarları, Gülnur Savran, Nesrin Tura, Sedef Öztürk, Banu Paker, Şahika Yüksel, Aksu Bora, Nural Yasin, Ayşegül Berktay, Özden Dilber, Nalan Akdeniz, Fadime Tonak'ı. Dergi, Eylül 1990'a dek 12 sayı yayımlandı.

 

1989 : İstanbul'da 1 Mayıs'ı kutlamak için İstiklal Caddesi'nden Taksim'e yürümek isteyen 2000 kişilik grup polis tarafından dağıtıldı. Olaylar sırasında alnından vurulan Mehmet Akif Dalcı adlı genç bir gün sonra öldü. 400'ü aşkın gösterici gözaltına alındı.

1990 : İstanbul'un çeşitli semtlerinde yapılan 1 Mayıs eylemlerinde 40 kişi yaralandı, 2 bin kişi gözaltına alındı. Yaralılardan Gülay Beceren felç oldu.

1994 : İstanbul ve Ankara'da 1 Mayıs'ı kutladıktan sonra dağılan gruplar polis tarafından coplandı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti Milletvekili Salman Kaya da polisten dayak yedi. İki gün sonra milletvekili Salman Kaya'yı döven 3 polis ve Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar görevden alındı.

1996 : İstanbul Kadıköy'de yapılan 1 Mayıs gösterilerinde olaylar çıktı. 3 kişi öldü, 67 kişi yaralandı, birçok işyeri tahrip edildi.

 

2003 : ABD Başkanı George W. Bush Irak’taki muharebelerin son bulduğunu açıkladı.

 

2004 : Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti.Estonya, Macaristan, Letonya,Litvanya,Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya Avrupa Birliği üyesi oldular. 

 

(Benim alıntıladığım Google sayfasındaki 1 Mayıslar 2004’e kadar, bu kadar. Siyahlar ve altı çizili yerler benimdir.V.Ö.) ------------------------------------------------------------------

 

 

(*)  Mark Parris: Türkiye acımasızca krize doğru kayıyor  NEW YORK(ANKA) – ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Paris, Bush Yönetimini, AKP hakkındaki kapatma davası konusunda net bir tavır takınmadığı gerekçesiyle eleştirirken “ABD'nin kilit bir müttefiki ve Ortadoğu'nun en önemli demokrasilerinden biri, acımasızca krize doğru kayıyor” görüşünü dile getirdi.

 

ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü'nün Türkiye Projesine danışmanlık yapan Parris, The Wall Street Journal gazetesince yayınlanan makalesinde AKP hakkındaki kapatma davasını değerlendirirken Washington'un tutumunu eleştirdi. Mark Parris, “Türk Mahkemeleri, Halkın İradesine Saygı Göstermeli” başlıklı makalesinde kapatma davasına Washington'un adeta tepki koymaması ve Amerikan basınının fazla yer vermemesi nedeniyle Türkiye'de olup bitenlerin pek dikkat çekmediğini savunarak “Ancak ABD'nin kilit bir müttefiki ve Ortadoğu'nun en önemli demokrasilerinden biri, acımasızca krize doğru kayıyor” görüşünü dile getirdi.
Türk Anayasası'nın ilgili maddesinin dilinin muğlak olduğunu ve Anayasa'nın “modası geçmiş bir belge olarak yaygın bir biçimde kınandığı”nı öne süren Mark Parris, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın davranışlarının da gözardı edilemeyeceğini de savundu…

 

20 Mayıs 2008

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 
 
< Önceki   Sonraki >