Yazdır E-posta

Nâzım Hikmet-İsmail Hakkı Tonguç:

“Büyük İnsanlık” Gezintileri

Haziran Çiçeklikleri

 

 

 

Varlık ÖZMENEK

 

 

Not etmişim...

 

Bir Pazar (1 Haziran) günü, Türkiye’nin kronik uygarlık ayıplı gündemine göz gezdirdikten sonra internetin google’unda dolaşıyordum; bir takvim yaprağına rastladım.

 

Türkiye’nin gittikçe derinleşen, derinleştikçe insanlığıiçine çeken ‘uygarlık ayıbı-kara deliği’ üzerinde bir yaprak.

 

Onu yazacağım.

 

Yargısız uygarlık infazı!

 

Sonuçta halka yıkılan, son zamanlarda da halkın “aptal olduğu”  kabulüne dayalı, uçsuz-bucaksız, dipsiz yalan ve ayıp çukuru.  Uzatmalı aydın çubuğu!

 

Ve Türkiye’nin fikrine, irfanına, vicdanına sunulmak üzere;  ‘Bu kitap okunmadıkça ve tartışma açılmadıkça Türkiye’nin geçen bir yüzyıllık dramı ve karanlığında bulunduğu bugünkü kara delik anlaşılamaz’ dedirten, dediğini belgeleyen, -bırakın Türkiye’nin ‘üç maymun’lu kördöngü gündemini-  dünya yazıncılığı ölçeğinde özgün, başyapıt değerinde ve kıvanda ivedi okunması zarurî devrim bir kitap…çalışması ve tartışması önerisinde bulunacağım.

 

Hayatınızın değişeceğini peşinen iddia edebilirim.

 

Gerçek değişen ve değiştirendir.

 

***      ***      ***   

 

Bir yaprak…

 

Nereyi nasıl tuş’ladım da o yaprak karşıma çıktı, (ben bir internet engellisi) bilemiyorum:

 

. 25 Mart

 

Şöyle ‘üstünkörü’ göz gezdirirken…

 

1951lının 25 Mart’ına gözüm takıldı.

 

Okudum. Bir daha okudum.  Benimle, yaşamımla çok çok ilgiliydi ilişkiliydi dünyamla; o yıl, o yaprak (*)… Çocukluğumu buldum.

 

Bir daha okudum.

 

Sonra 1807’den başlayarak atlaya atlaya okudum.  Kayda değer ve  Mavi Defter okuyucularına yazmağa değer bulunca,  hepsini teker teker okudum.

 

Yapraklar güncellendi okumaktan.

 

1807’den 1999’a kadarki 25 Mart’lar seçkisiydi.

 

- Okuyucuyla ne ilgisi olabilir? diye kendi kendimle sorgulanırken…  Öyle oldum ki; mutlaka her insanda olur:

 

. Ağaçlandım!  Ormanlandım!

 

(Tarihi  okumak da…nasıl okumak? Yazmak ise nasıl yazmak?  Onu düşündüm.)

 

Nâzım Hikmet’in ‘…bir  aç… ve orman gibi…’si gibi mi oldum?

 

tek ve hür , ve  kardeşcesine…’

 

‘…hiç ölmeyecekmişcesine yaşamakOlabilir mi, olabilir’ dedim; örneğin babamın yaşamı; Tonguç Baba’ların yaşamı…

 

‘O zaman’, dedim içimden;

 

Yaşasın insanlığımızın:

 

Yazıyla yapraklı büyüyen  Büyük İnsanlığımızın  büyük koşu yolu ve -küresel ısınma-bozulma ile bugünden mukadder (alında yazılı) görünen kaçınılmaz sonunu- sonsuza devindirecek  Evrensel  -denilebilir ise-  Devrim’li Tekerrürü…

 

Takvim ağacı ve yaprakları şöyleydi:

 

***      ***      ***

 

1807. İngiltere Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.

1929. İtalya'da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99'unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.

1936. Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi'nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.

1950. Türk Hava Yolları'na ait bir yolcu uçağı Ankara'da düştü, 15 kişi öldü.

1951. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.

1957. Roma'da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ortak Pazarı'nın kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması'nı imzaladı.

1959. Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan "Menderes'in Kalesi" başlıklı yazısında Fuad Köprülü'ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkum oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.

1960. Güney Afrika'da Johannesburg'da tüm siyah politik örgütler feshedildi.

1961. Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.

1968. Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan "Guevara" adlı şiirinde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.

1972. Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.

1975. Suudi Arabistan Kralı Faysal, yeğeni prens Faysal tarafından Riyad'da öldürüldü.

1982. Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
Aynı gün tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.

1984. Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci, Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.

1986. 14. Strasbourg Film Festivali'nde Muammer Özer'in "Bir Avuç Cennet" ve Ali Özgentürk'ün "Bekçi" isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
Aynı gün, işkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan Nokta dergisine dava açıldı.

1988. İstanbul'daki Metris Askeri Cezaevi'nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.

1994. Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi'nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.

1999. Sırbistan, NATO'ya savaş ilan edip, Birleşmiş Milletler'e bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu. Türkiye, uzun yıllardan sonra ilk kez bir savaşta resmi taraf oldu…


***      ***      *** 

 

Evet. Dön dolaş:  Feodal kölelikten Global köleliğe doğru bugünkü balçık izdüşüm.

 

Batışçıkışlı…

 

Bir yanda…Kapital.  Emperyal.  Global… Suyu hem ısınan, hem de bozulan dünyamız-insan(k)lığımız ile birlikte…

 

Beri yanda…Uyanmayı, yapraklanmayı, seslendirilmeyi bekleyen Nâzım Hikmet’in Evrensel-Enternasyonal “Büyük İnsanlığı”...

 

İnternette bir ‘tık’ sessizliğiyle seslenen o l, o yaprakta ne yazıyordu:

 

(*) 1951. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı. (Altı çizili yerler ve siyahlar benim.)

 

Satırında gizil, benim çocuk şahitliğimde, bugünün merceğinden görünenin açıklaması neydi:

. Türkiye’nin -kendi baltasıyla-  uygarlık âleminden tasfiyesi sürecine ivme kazandırılması

 

Oydu.

 

O yıl

 

Türkiye’nin… Kurtuluş destanını yazan, nitekim çağdaş uygarlığın  bu yüzden selâmladığı ‘çağ üstü’ evrensel ilk söz ustalığı: Nâzım Hikmet’in,  Kurtuluş’una destanlar yazıp, hapisler yatıpraktığı yurdunda “yüzüne tükürülmek üzere  gazetede(Cumhuriyet) fotoğrafının yayınlandığı haberi ile birlikte arzettiği okyanus ötesi Mc.Carty’ci-işbirlikçi kasırganın ilk sonuçlarını çocuk dünyamda büyük bir şaşkınlıkla  hissettiğim ve anlamağa başladığım yıl, o yılr.

 

- (Facia affedersiniz:) Marshall yardımı karşılığı! idi.

 

- …

 

Ulusal ve toplumsal Kurtuluş’ların destanlarını yazan Nâzım Hikmet yurdunda canını zor kurtarmış,  Moskova’daydı.

 

Babam, Arifiye’den (Köy Enstitüleri CHP tarafından yıkılmış, DP tarafından grayder)  Diyarbakır’a sürgün.

 

Evimiz dağılmış.

 

Diyarbakır, -o yıllardan bir ‘baba dostu’nun geçenlerde Ankara’da karşılaştığımızda söylediği gibi-  O güne kadar görülmemiş; komünist nasıl bir şey? Bekliyor!”

 

(Gördük ki; bizi Diyarbakır’da insanlık bekliyor…)

 

 

İnternetteki takvim gezintisinden kalktım evde, gazeteler gelmiş, Hürriyet’i açtım.  Sayfa:22’de Özdemir’in (İnce)  yazısı: 

Mahmut Makal kitaplığı

Anadolu, D LİTERATÜR Yayınları, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın’ın ardından, aynı kuşaktan "Köy Enstitülü" Mahmut Makal’ın kitaplarının yeni baskılarını yayınlamaya başladı: Bizim Köy, Hayal ve Gerçek, Yeraltında Bir Anadolu, Deli Memedin Türküsü.

Mahmut Makal Kitaplığı’nın tamamlanması için yayınlanması gereken başka kitaplar da var: Bozkırdaki Kıvılcım, Köy Enstitüleri ve Ötesi, Kuru Sevda ve Memleketin Sahipleri.

Bizim Köy, 1951’de kurmaya başladığım kitaplığımın ilk kitabıdır.

 

Günümüz Türkiyesinin hallerinden hoşnut olmayanlar mutlaka okumalılar bu kitabı. Güney Amerikalılar, Eskimolar bile okudu.

 

* * *

 

Yayınlandığı zaman Köy Enstitüleri ve Ötesini okuyacak olanlar, 1950’den sonra Türkiye’de sahnelenen karşı devrimin boyutlarını görecekler. (14 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi elbette karşı devrim değil, ama ya yaptıkları?)

 

Köy Enstitüleri’ni kapatıp imam hatipleri ülke sathına yaymak karşı devrim değilse nedir Allah aşkına? İnsanı budala yerine koymayın, koymasınlar!

 

Köy çocukları duvar ördükleri, işliklerde alet tuttukları elleriyle kalem, pergel, cetvel tutuyor, keman ve mandolin çalıyorlardı. Okudukları her şeyi anlıyorlar ve geleceği karşılamaya hazırlanıyorlardı. Yüzleri ve kafaları aydınlığa ve bilime dönüktü.

 

1950’den sonra bu çocukların kardeşlerini imam hatip okullarına tıktılar; anlamadıkları bir dilde Kuran ezberlettiler, geçmişi günümüze taşımak için onları yük beygiri olarak kullandılar.

 

* * *

 

İmam hatip okullarını kıyasıya eleştiren eski öğrencileri ve mezunları bol miktarda var. Fethullah okullarında hazırlanan fesatlar dizisini ihbar eden öğrenciler ve öğretmenler de çok. Peki Köy Enstitüleri aleyhinde konuşan ve yazan bir tek mezun ve öğretmen var mı? Ben bilmiyorum.

 

Ama kurulu düzenin temellerini sarsan bu okulların çok düşmanı vardı. Kendi çocuklarını kızlı-erkekli karma okullarda okutan elitler, bu okullarda kızlı-erkekli köy çocuklarının okumasını "komünistçilik" olarak ilan ediyorlardı. Öğrencilerin okullarını kendi elleriyle yapmalarını zorbalık, gaddarlık, angaryacılık sayıyorlardı.

 

Köy Enstitüleri’nin en yaman muhaliflerinden, Sovyetler Birliği’ni çok iyi bilen toprak ağası Kinyas Kartal, okulların kapatılmasından sonra, "Bunların komünist olmadığını elbette biliyorum ama iki mezunu altı ayda iki köyümü elimden aldı" demiştir. Bu sözü daha önce de söylemiş olabilir.

 

Kemal Tahir’in Köy Enstitüsü düşmanlığını anlamamışımdır: Köylü değildi, Köy Enstitüsü öğrencisi ya da öğretmeni olmamıştı. Ama bir kız öğrencisini taciz ettiği için okuldan uzaklaştırılan bir Köy Enstitüsü edebiyat öğretmenin anlattıklarına dayanarak Bozkırdaki Çekirdek’i yazmıştır. Utanç verici bir yazınsal deneyim!

* * *


 

Köy Enstitüleri artık açılamaz. Kapatılmasalardı gelişerek günümüzü yakalayacaklardı. Ülkeyi  geleceğe taşıyacaklardı.

Kaçan fırsatı öğrenmek için Mahmut Makal’ı okuyalım!

 

***      ***      ***

 

Doğruları eğrilerinden fazla bir yazı.

 

Mahmut Makal Kitaplığı, kutlanası.

 

Ancak…

 

Gazetecilikte kuraldır:  Bazı eksikler’ kritiktir, yanlış gibidir; kamusal bellekte öyle işlem görür.  Tekrarı halinde hatta: Yalan!  Kara delik’tir:

. Türkiye 70.5 Milyon -  Nüfusun Yarısı 28 Yaşın Altında  (Milliyet, 22 Ocak 2008, s.16 manşeti)

 

 

Türkiye’nin yarı12 Eylül doğumlu,  tümü ise Paramedya’ya maruz, dört darbeli bellek sorunlu olduğu bilinirken, denilebilir;  İnce’nin yazısının son bölümüne dikkat:

 

Kemal Tahir’in Köy Enstitüsü düşmanlığı…” diye başlayan sondan  6. satırından  Köy Enstitüleri artık açılamaz”  yargısının noktasına kadarki  bölüm: kör düğüm,  özellikle kara delik!

 

Fevzi Çakmak’tan Kemal Tahir’e (yalnız değil)  ayrıntılarına… Attila İlhan’lara, Fethullah Gülen’lere,  Murat Belge’lerle… ve tüm uzatmalı ve döküntülü eksikliklerle, hâlâ süren çapraz baltalık!

 

Gün yüzüne çıkarılmalıdır.

 

Belgesi mi?  Türkiye yayıncılığında yazılmış en akıcı, en romansı, en çarpıcı sarsıcı, insanı insanlaştıran devrimci belgesel yaşamöyküsü:

 

***       ***       ***

.Bir Eğitim Devrimcisi -İSMAİL HAKKI  TONGUÇ- Yaşamı, Öğretisi, Eylemi Engin Tonguç ,792 sayfa. (Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayınları, Üçüncü Basım, Ekim 2007, İzmir ) 

***      ***      *** 

 

Okunmadan, bilinmeden, değerbilinmeden, (elbette) tartışılmadan Türkiye’de çağdaş hatta çağın üstüne üstüneBüyük İnsanlık Yürüyüşü,  uygarlığa değgin hiçbir şeyi anlamak, çözmek mümkün değildir; karanlıktır.

 

Baltaların gölgeliğinde anıt yazıtlar:

.  Nâzım Hikmet (1902 – 3 Haziran 1961)

. İsmail Hakkı Tonguç (1893 – 23 Haziran 1960)

 

Büyük İnsanlık Yürüyüşü’ndeki evrensel emeklerine Haziran çiçeklikleri bırakıyorum.

 

Ne dersiniz?

 

Ormancasına

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

15 Haziran 2008

 
< Önceki   Sonraki >