|
Politisizm ve Proletarya Burjuvazinin dayattığı ekonomi/siyaset ayrılığını, işçi sınıfını birinci dereceden ilgilendiren emek/üretim süreçlerinden, yaşamsal ekonomik gereksinmelerden kopuk, uzak bir tutumla “siyaset” yaparak tersinden pekiştiren yaklaşım “politisizm”dir. Politisizm, “siyaset”i devlet etkinlikleri alanına hapsederek emek ve üretim süreçlerinin, işçi sınıfının çalışma ve yaşam ortamının dışına taşıyan, “ekonomik” sorunu işçi ile işverenin sözleşmeyle çözecekleri aldatmacasına dayanan burjuva yaklaşıma soldan destek verdiği için sorundur; tersinden ekonomizdir. Haluk YURTSEVER “Ekonomizm” başlıklı geçen yazımı şöyle bitirmiştim: Ekonomizmle mücadelenin olmazsa olmazı ekonomik ve siyasal mücadelenin birliğidir. Ekonomik-siyasal mücadele ayrılığının, “işbölümünün” izdüşümü olan “ekonomik mücadeleyi sendikalar, siyasal mücadeleyi partiler yürütür” klişesi artık sorgulanmalıdır. İki nedenle bugün özellikle sorgulanması gerekiyor. Birincisi, uzun bir tarihsel dönemi ve tüm dünyayı kapsayan sınıf mücadelesi deneyimi, bu “işbölümü” ya da ayrılığın işçi sınıfının mücadele gücünü azaltmakla kalmayıp, onu temel misyonundan, sömürü düzenini yıkma, yeni bir düzen kurma inisiyatifinden uzaklaştırdığını yeterince açık göstermiştir. İkincisi, 1970’lerden başlayan, 1991’den sonra hızlanan bir süreç içinde, sanayi devrimi döneminin sendikal mücadele modeli sürdürülemez, kendisini yeniden üretemez hale gelmiş, emperyalist kapitalizmin yeniden yapılanma ve SSCB’nin çözülme süreçlerine koşut ve eşzamanlı olarak “ekonomist sosyalizm”in tarihsel, toplumsal temelleri de ciddi biçimde zayıflamıştır. Henüz tümüyle yok olmamıştır. Tarihsel-toplumsal her olgu gibi, geleneksel sendikal hareket ve ekonomist sosyalizm de geçmişten bugüne taşıdığı alışkanlık ve güçlerle direniyor, bir bakıma uzatmaları oynuyor. Ancak toprak kaymış, bu geleneksel oluşumlara can veren dönem esas olarak kapanmıştır. Bu genel yargıyı doğrulayan yüzlerce kanıt var. Ayrıntısına girmeden, tüm dünya için geçerli bir eğilim olarak geleneksel sendikaların düzen içi ikili işlevlerinin ikisini de yitirmekte olduğunu söyleyebiliriz. Var olan sendikalar, işçi sınıfı için ekonomik mücadele/kazanım örgütü, sermaye için de işçi hareketini toplu pazarlık ve kırıntılar vererek düzene bağlamanın zorunlu aracı olma işlevlerini yeni koşullarda yeniden üreterek sürdüremiyorlar. Ciddi boyutlarda üye ve etki kaybı yaşanıyor. Geleneksel sendikal anlayış ve modellerini aşan, sendika kavramının kendisini, görev/işlev tanımından, “üyelik” koşullarına kadar sorgulayıp yeni yol ve yöntemler arayan, ev kadınlarını, işsizleri, kayıt dışındakileri, topraksızları vs. sendikalaştırmaya çalışan denemeler sendikal hareketteki tıkanmaya çıkış arayışlarıdır. Özellikle Latin Amerika’da bu alanda toplumsal karşılık bulmuş önemli deneyimler var. Temel sorun ise bugün için yöneliş ve perspektif düzeyinde olsun çözülmüş olmaktan uzak. Dünyanın çeşitli yerlerindeki mücadele ve arayışlar, deneyim ve güç biriktirmeye ciddi katkılar yapmakla birlikte ekonomi-siyaset ayrılığına çözüm getiremedikleri ölçüde, genellik ve süreklilik üretemiyorlar. Bu ayrıca ele alınması gereken bir konu. * * * Sosyalist hareket, sendikal ekonomizm ve ekonomist sosyalizm anlayışlarıyla ilişkisini etki/tepki ekseninde kurduğu, karşıt ve eleştirel olduğu zaman bile aynı eksen üzerinde kaldığı için geçmişin ağır yükünden kurtulamıyor. Sol sosyalist hareket, bugün bir yandan program ve propagandasında büyük ölçüde iğreti ve kağıt üstünde duran “güncel ekonomik-demokratik” istemleri sıralarken, bir yandan da burjuva devlet ve iktidar ilişkileri üzerinde temellenen, işçi sınıfını kendisine yabancılaştırılmış bir alandan, bu anlamda dışarıdan siyasallaştırmaya çalışıyor. Buradaki sorun, sosyalist siyasetin işçi sınıfına ekonomik mücadelenin, işveren-işçi ilişkilerinin dışından taşınmasında değildir. Bu Ne Yapmalı?dan bu yana çözülmüş bir konudur. Sorunumuz, siyasetin, devlet erkinin öncü parti tarafından alınmasına endeksli, bununla sınırlı bir etkinlik olarak algılanmasından, emek ve üretim süreçlerine nüfuz edememesinden kaynaklanıyor. Marksizm sosyalizmi bir sınıf hareketi, işçi sınıfı ile doğrudan ilişki içinde var olan gerçek bir hareket olarak tanımlar. Kendiliğinden bilinçten, aynı anlama gelmek üzere ekonomik bilinçten siyasal devrimci bilince geçiş dolaysız ve doğrudan değildir; ikisi arasındaki bağın her tarihsel dönemin özgüllüklerine göre toplumsal formasyonun tümü üzerinden yeniden kurulması gerekir. Bu bağı kuramayan, burjuvazinin dayattığı ekonomi/siyaset ayrılığını, işçi sınıfını birinci dereceden ilgilendiren emek/üretim süreçlerinden, yaşamsal ekonomik gereksinmelerden kopuk, uzak bir tutumla “siyaset” yaparak tersinden pekiştiren yaklaşım “politisizm”dir. Politisizm, “siyaset”i devlet etkinlikleri alanına hapsederek emek ve üretim süreçlerinin, işçi sınıfının çalışma ve yaşam ortamının dışına taşıyan, “ekonomik” sorunu işçi ile işverenin sözleşmeyle çözecekleri aldatmacasına dayanan burjuva yaklaşıma soldan destek verdiği için sorundur; tersinden ekonomizmdir. * * * Ekonomizmin panzehiri, ekonomi/siyaset ikiliğini kaldıran sınıf siyasetidir. Sınıf siyasetinin bu ayrılığı etkisizleştiren kalkış noktaları, ilkesel yaklaşımları ise Komünist Manifesto’dan beri teorik olarak var olmuş, pratikte sınanmış, ancak bugün büyük ölçüde unutulup terkedilmiştir. Komünist Manifesto’daki yaklaşımdan iki önemli sonuç çıkarabilir: Bir: Doğrudan sosyalist olmayan önlem ve uygulamaların varlığı gündemdeki devrimin sınıfsal karakterini değiştirmemektedir. Komünist bir programda yer alacak istemler, teorik olarak kapitalizm altında gerçekleştirilebilir nitelikte olsalar bile, pratik olarak ancak devrim iktidarı altında uygulanabilecek istemlerdir. Lenin’in 1917 Eylül’ünde yazdığı “Yaklaşan Felaket” makalesinde Rusya’da yaklaşan ağır ve yıkıcı krize, “kaos”a karşı “bunları sosyalizm çözer” toptancılığına kaçmadan önerdiği önlemler devrimci yöntemsel yaklaşımın bir başka örneğidir. Lenin, bu makalesinde, “ya mahvolmak, ya da geleceği en devrimci sınıfa emanet ederek daha ileri bir üretim biçimine geçmek” arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya olduklarını ve önerdiği bütün önlemlerin ancak işçi sınıfı hegemonyasındaki bir iktidar tarafından uygulanabileceğini yazdı. Lenin’in saydığı önlemlerin bir bölümü öteki emperyalist-kapitalist ülkelerde çoktan, hem de düpedüz burjuva iktidarlar eliyle gerçekleştirilmiş, ama o ülkeleri sosyalizme götürmemiş önlemlerdi. Makalenin yazıldığı tarihte Rusya’da Şubat’la başlayan devrimci süreç, ikili iktidar durumu sürmekte, burjuva iktidar tıkanmakta, Lenin’in önerdiği önlemler hem kaostan çıkış yolunu somut olarak göstermekte, hem de sosyalist iktidarı zorunlu kılmaktaydı. (Lenin, Toplu Yapıtlar, İngilizce, c.25, s. 327-369) Bu iki örneğin, 1848 Avrupa devrimlerinin ve büyük Ekim devriminin arefesinde, devrimci durum koşullarında gündeme geldiği anımsatılarak, söz konusu yaklaşımın tüm zamanlar için geçerli olmadığı savunulabilir. Ekonomik istem ve mücadele başlıklarıyla sosyalist iktidar hedefi arasındaki bağın en doğrudan ve devrimci biçimde devrimci durum koşullarında kurulabildiği doğrudur. Öte yandan, tarihsel deneyim, karşı-devrim ve gericilik dönemlerinde de, bu kez devrimci durumdakinden başka bir bağlam içinde ekonomik istemlerin, ekonomik ajitasyonun işçi sınıfını siyasallaştırmada önemli rol oynadığını göstermektedir. Bu bir yana, kapitalizm altında her zaman geçerli olan, işsizlik, yoksulluk, uzun ve ağır çalışma koşulları, toplumsal güvenlik yokluğu, sağlık, barınma, eğitim vb. doğrudan üreticilerin, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunların işçi sınıfı kitleleri için gerçekten yaşamsal önem taşımasıdır. Bugün, insanlığın tüm tarih boyunca biriktirdiği zenginliklerin, ulaşılan teknolojik düzey ve üretim kapasitesinin bu sorunların çözümünü fazlasıyla olanaklı kıldığı bir tarih döneminde, bu sorunların nasıl, hangi kaynak ve yöntemlerle, kimin tarafından çözülebileceğini tam bir açıklıkla gösterebilmek hareket noktalarımızdan biri olmalıdır. Hem devrimci/yıkıcı, hem de tüm toplumsal yaşamı yeniden yaratmaya yetenekli yönetici/kurucu bir sınıf olan toplumsal proletaryanın yaşamsal gereksinmelerini gerçekten karşılamak üzere girişeceği mücadele ile yeni bir toplumsal düzen arasındaki mesafe sanıldığından kısadır. Çünkü, emekçi kitleler iş, ekmek ve özgürlüğü, insanca yaşamı sahiden elde edebilecekleri özgüveniyle mücadele ettikleri zaman önüne geçilemez, durdurulamaz bir güç oluşturuyorlar. Örnek olsun, bugün Türkiye’de, sosyal güvenlik hakkı, açlık sınırının üstünde asgari ücret, iş güvenliği, işsizlere ve çalışmayanlara aylık gelir gibi toplumsal proletaryanın, tüm emekçilerin ortak ve birleştirici istemleri üzerinden yükseltilecek toplu bir mücadele pratik olarak bugünkü düzeniçi denge ve durumları altüst eder. Ne var ki, sorunumuz kapitalizm koşullarında gerçekçi ve uygulanabilir bu istemleri masa başında bulup formüle etmekle çözülmüyor. Çünkü, en başta proletarya, emekçi kitleler ülke çapında bu istemler için toplu mücadeleyi gerçekleştirecek bir sınıfsal-siyasal güç bileşimi olmadığını en çok kendi dağınıklıklarından, örgütsüzlüklerinden biliyor, bu yüzden de bu hedefler için mücadeleyi “gerçekçi” bulmuyorlar. Kendilerine ve “dışarıdan” ajitasyon yapanlara güvenmiyorlar. Buradan bakıldığında, iki önemli görev ya da öncelik öne çıkıyor: İşçi sınıfını devrime ve sosyalizme kazanmak için, öncelikle en yaşamsal istemleri için mücadeleye kazanmak! Bunu yapabilmek için de, sosyalist hareket ile proletarya hareketini yeniden yaklaştırıp kaynaştıracak, bu iki kolun özgüven ve birbirine güven tazelemesini sağlayacak yol ve yöntemler bulmak. Bugünkü durumu değişmez veri kabul edenler, işçi sınıfının “çürümüşlüğü” ve benzeri teorik kurgular eşliğinde iyiden iyiye işçi sınıfına uzak ve yabancı, “dışarıdan” siyasetlere yönelenler çıkmaz sokaklara sürükleniyorlar. Çetrefil sorunların kolay çözümü yoktur. Kolaycılık ve ikamecilik çözmeye aday olduğu sorunları daha da ağırlaştıran bir çözümsüzlüktür. Çetin görev, ekonomik/siyasal mücadelenin birliğini, sosyalist hareketle işçi sınıfı hareketinin yeniden kaynaşmasını, emek ve üretim süreçlerinin, proletaryanın içinden bir etkinlikle sağlamak olarak öne çıkıyor… 30 Haziran 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|