|
Darfur Soykırımı: İnsanlığın Uzağında Anlamsız Bir Utanç Sudan’da dünyanın en büyük katliamlarından, soykırımlarından biri yaşanıyor: Altı yıldır! Dünyaya oldukça uzak olan Sudan’daki hükümet, Darfur’un üzerinden geçiyor; öldüre öldüre... Her bir insanın hayatı bir yıldızın ışığının kaybolması gibi sönerken, rakamlar ölümleri daha da sıradanlaştırmaktan başka bir işe yarar mı; bilemiyorum. Ancak borsa ve türlü diğer piyasalarda her gün iktisadi anlamda ne kazandığına ve ne kaybettiğine bakıp kendini kaybeden insanlığa kimi olayların vahametini sadece bu şekilde anlatabileceğimiz için söyleyeyim: Darfur soykırımında 300.000 ila 400.000 insan öldürüldü. 2,5 milyon insan ise Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad gibi komşu ülkelere sığınmış durumda, kamplarda yaşam mücadelesi veriyorlar... Coşkun MUSLUK Uzak, büyük ölçüde en anlamsız olandır. “Küresel bir köy” veya “düz bir dünya” üzerinde yaşadığımız savı ise yalan değilse bile mübalağadır. İnsanlık için Uzakdoğu’da yaşanan türlü doğa felaketleri bilindikse de uzak olmaktan çıkmış değildir. Büyük bir köy halini alan, dünyadaki metropolit merkezlerden ibarettir ve gerçekten devletlerin sınırlarının ötesinde ün kazananlarsa yine bu metropolit unsurlardan ibarettir. Devletlerin sınırlarının ötesinde bir ünün sahibi ve dünyanın bütün kapitalist metropollerinde kabul gören ise kapitalizmin sadece en gelişmiş metropollerine ait değerlerdir; Google’da en çok aranan İzzet Yıldızhan değil, Justin Timberlake’tir. Dolayısıyla, uzak, hala uzaktır ve pek çoğumuz için oldukça anlamsızdır. Galaksilerle örülü evrenin ucube bir köşesinde alaca renkli bir misket gibi duran dünya üzerindeki insanlığın serüveni, “tarih” dediğimiz bir disiplin içerisinde her gün yeniden öğreniliyor, her gün yeniden aktarılıyor ve her gün yeniden başka biçimde sunuluyor. İnsanlığın ortak bir tarihi varsa da bunu yazıp anlatmaktan aciziz. Her kıtada ve her ülkede ve hatta her derslikte başka anlatılan bir tarihimiz var. Oysa insanlığın ortak tarihinde hepimizin utanacağı, iftihar edeceği, seveceği, içerleyeceği olaylar ve dönemler mevcut... İnsanlar, bunlardan kendi işlerine yarayanları alıyor ve yine kendi işlerine yaradığı biçimiyle sunuyor... İşte insanlığın utanç duyduğu ve içerlediği kimi olayların tekrarlanmaması için bir vicdani hafızaysa tarih, bugün böylesi bir disiplinden çok uzağız. Yine de insanlık tekrarlanmasını asla istemediği kimi utançları için birçok önlem geliştirmiş. Bunlardan biri, unutmaktır. İnsanlığın ortak utançlarının her anımsatılışında veya anımsanışında rahatı kaçan insanlığın en sık başvurduğu yöntemdir unutmak... İnsanlığın her biriminin tekrarlanmasını asla istemediği öyle olaylar da vardır ki bunun için sürekli anılır, anımsanır ve hafızalarda canlı tutularak yaşatılırlar. İnsanlar, bunlardan duyduğu utancını bir ayin haline getirir ve bu olayların her türden muhtevasını da kendisine dersler çıkararak özümser. Hatta kimi zaman bunların tekrarlanmasını önlemek için caydırıcı cezalar da ilan eder... İnsanlık, nasıl ki tüm küreyi yalnız kapitalist metropollerden ibaret görüyor ve bunların birbirinden daha da çok haberdar olmasını dünyanın “küresel bir köy” veya “düz bir dünya” haline gelişi olarak anlıyorsa, kendi utançlarının tekrar etmemesi dileklerini de sade ve sadece kendi kapitalist metropolleriyle sınırlı tutuyor; bunda bile samimiyeti tartışmalıyken. Dolayısıyla, aslında bizim “insanlık” dediğimizin de devletler ötesi de olsa sınırlı bir burjuvaziden ibaret olduğunu ayrıca izah etmeye gerek yok. İşte insanlık, uzak nedir bilmiyor; tarifleri içinde yok. Kendi insanlık tarifinin ve küçük dünyasının tüm insanlığı ve dünyayı kapsadığını sanan bu yeni insanlık için uzakta olup bitenler de, bu yönüyle, anlamsız kalmaya mahkum... İnsanlık, bir daha asla tekrarlanmasın diye her fırsatta andığı ve hatta önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik antlaşmalar dahi yaptığı bir utanca sahip: Soykırım. Ne var ki, insanlık, işte tam da anlattığım insanlık tarifleri ve algılayışı nedeniyle, ne bu utancıyla hesaplaşmada ne de bu utancının tekrar yaşanmasının önüne geçmede ve cezalandırılmasında samimi olabiliyor, muvaffak olabiliyor. Tıpkı daha yakın zamanda Balkanlar’da ve Ruanda’da yaşananlarda ve yaşananlardan sonra olduğu gibi... İnsanlık, bu konuda bugün yeniden sınavdan geçiyor. Tarih insanlığa aynı utancı, bu kez Sudan’da yaşatıyor... Sudan’da dünyanın en büyük katliamlarından, soykırımlarından biri yaşanıyor: Altı yıldır! Dünyaya oldukça uzak olan Sudan’daki hükümet, Darfur’un üzerinden geçiyor; öldüre öldüre... Her bir insanın hayatı bir yıldızın ışığının kaybolması gibi sönerken, rakamlar ölümleri daha da sıradanlaştırmaktan başka bir işe yarar mı; bilemiyorum. Ancak borsa ve türlü diğer piyasalarda her gün iktisadi anlamda ne kazandığına ve ne kaybettiğine bakıp kendini kaybeden insanlığa kimi olayların vahametini sadece bu şekilde anlatabileceğimiz için söyleyeyim: Darfur soykırımında 300.000 ila 400.000 insan öldürüldü. 2,5 milyon insan ise Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad gibi komşu ülkelere sığınmış durumda, kamplarda yaşam mücadelesi veriyorlar... Sudan’da ölen bu insanların tek suçuysa, iktidardaki hükümet üyelerinden farklı olarak Arap veya Müslüman olmamaları... Altı yıldır! Altı yıldır dünya, Başbakan Ömer El Beşir’i durduramıyor ve Çin gibi birçok ülke Sudan hükümetiyle hala birtakım siyasi ve askeri ortaklık içerisinde bulunuyor. İnsanlık, uzak olanı algılamıyor ve tariflerinin dışarısında bıraktıkları/unuttukları için utanç da duymuyor; bir büyük utanç görülmediği için anlamsızlaşıyor. İnsanlığın oldukça uzağında bir yerlerde sadece farklı kimlikleri nedeniyle Sudan hükümetinin askeri operasyonlarıyla yerlerinden edilen ve hükümet destekli Janjaweed katillerince katledilen, yok edilen insanlar var... İnsanlıksa bu olup biteni “kabile çatışmaları”na indirgemek ve vicdanen rahat hissetmek adına sadaka benzeri yardımlar göndermekle meşgul... Ve uzak, hala tariflerimizin dışında, anlamsız... 29 Haziran 2008 |