GİZİnan Ulaş GEZİCİI.Senden bir cümle saklamanı istesem… saklar mısın?Belki büyük bir gizin büyülü karanlığı yırtacak aç ellerini… belki –öğrendikten sonra hiçbir “giz”in sihri kalmaz- beklentilerini karşılayamaz, yarım kalırsın. Belki… umarsız bir söylenceye düşersin. Bu benimle ilgili değil, “biz”imle ilgili. Belki, ağırlığı örter “giz”imin; dolamazsın, etin ağlar, yüreğin burkulur. Sana bir “giz” versem, saklar mısın?... Sakın aldatma kendini, bu gizi istiyorsun, hem de ta içinden. Bir giz olduğu için istiyorsun, yarım kalmamak için istiyorsun, bir gize daha sahip olmak için istiyorsun… Sakın aldatma kendini, “giz”i bulduktan sonra, yine devam edeceksin yarım kaldığın yerden. Bir “giz”e sahip olmak, o gizin sahibine de sahip olmaktır belki, bana sahip olmak için istiyorsun. Ama bana sahip olmak kolay değil (kimseye sahip olmak kolay olmadığı için), önce sahip olmanın bedelini ödemen gerek.II.Aç bir yırtıcı dolaşıyor, ta içimde. Senin iç erincin belki… Ne büyük tuzak değil mi bu yaşam; kiminin “gücü”, diğerinin güçsüzlüğü oluyor. Sahip olmanın kuralı bu belki… Yeteri kadar artmadık, yeteri kadar dolmadık birbirimize… Bir eski mutluluk dolaşıyor içimizde. Anılardan bir demet kolluyor yalnızlığımızı. Kimileri için yaşamak bir tutku; kimileri için yadsımak… yadsıyor musun?Tüm benliğini yadsımaya adamışlar var içimizde; belki en tehlikelisi bu. Yaşamını tek bir kavrama yüklemek… Yüklemek diyorum çünkü, bu da bir tür sınırlandırılmışlık. Bir kavramın ağırlığını duymak ve onu taşıyamayacak kadar çoğaltmaya “değer” diyorlar. Neden taşıyamayacağımız kadar değer üretiyoruz? En büyük değer ne?Sana bir gül yitimi sabahtan yazıyorum, içimde yine bir şeyler buruldu; “yüreğimde jilet çiziği bir sızı”. Dünyanın anlamını değil, yaşamın anlamını sorgulayan; arayan, aramanın bulmak olduğunu sanan insancıklar için ne acı verici bir duygu; sınırlanmışlık. Doymuşluk da denebilir buna. Ama fizik kurallarındaki gibi değil bu. Sahtekarlığımızla üstünü örtüyoruz gerçekliğimizin. Acı verici olan da bu zaten. Bu kıstırılmışlığın en hoyratçası…Maskeler uçuşuyor dört bir yandan, ben kime güveneyim; sen bana güvenmedikten sonra?..Benim için sadık değerler yoktur, o durağan olgulardan hep nefret ettim ben. Durağan olan bir zaman sonra, başkası için içi boşaltılmış bir nesne. Hareketli değerlerim vardır. Aslında bu da yaşamın gerçekliği, ben sadece kabul ediyorum. Değerlerimin kimsenin diline düşmesine dayanamam. O, yüceliğinde bir basitlik taşımalı, basitliğinde bir devinim. Başkası için kalıcı olan benim için eskimeli… “Peki nerede buluşacağız” diyorsundur. Sevgi, değişmez tek değerim biliyor musun?…Senden bir cümle saklamanı istesem… saklar mısın?III.Bir büyük “giz”in içinde erimeyi isterim hep… Nedense karşımdakinin gizine batmayı –ki bu aslında onun derinliğidir- onu işgal etmeyi, onun sınırlarına dayanmayı, ama daha çok onun beni kendi sınırlarına almasını. Alabilir misin? İşte büyülü sözcük! Eğer bu sorunun anlamına vardıysan tüylerim diken dikendir şimdi… Neden mi? Nedeni şu, kimse kendini bilinir istemez de ondan. Kimbilir belki benim bu yanım korkutucu kılandır gerçeği? Ama ben hiç zorlamadım ki…hiç bir zaman istenmeden, duymadım söylenenleri…Bir ezgi tutar da, o zaman alırsın beni kendi karanlığına… Ne kadar imgeli sözcük bulsan o kadar basit oluyorsun. Ben senin kolaylığından derinliğine inmek isterdim. Ya da sen, kendini karanlık “göstererek”, basitleşiyorsun bende. Bu zehir zıkkım yaşamda, benim sende hiç yerim yok mu?-IV-Ben seni hiç tanımlamadım. Tanımlasaydım, kolay olurdun belki. Kanıksardım hemen, anlardım, severdim ; kimbilir?.. Tanımlamak, bitişidir o esrik duyguların. Belki gözardı ettiğimdendir tamamlanmış olduğunu. Ve ben görmezden geldikçe eksik kaldığını, kendimi azaltıyorum aslında. Ben seni hiç tanımlamadım. Bir yitik dostluk kurmadım sana, hep diriydim, hep yanıbaşında dimdik bekledim seni.Oysa sen tanımlanmamış bir boşluk gibi azalttın beni. Seni tanımlasaydım, eksik kalırdın, beni tanımlasaydın uzak… “Zaten tamamlanmış ne çok şey var şu yaşamda”, diyebilirsin. Ama unuttuğun bir şey var ; sen yarımsan, herşey yarım! Ve sorabilirsin ; “bir şeyin tamamlanmış olması ne kadar gerekli?”. Ama yanılırsın o zaman ; yarım kalan bir şey, ancak sen yola çıkmadan güzeldir. Sen benim yoluma hiç çıkmadın ki… O zaman tamamlardım seni, tamamlardın beni! Ama işin püf noktası da şu ; tam olmanın bir sınırı yok! Ama en çok sonu olmayan bir yolda yaklaşırsın bütününe.Ben seni hiç tanımlamadım. O yüzden bir sorusun benim için. Belki de soru kalmanı istediğim için –böylece daha çok mutluyum, yalnızım ; yalnızlığını taşımam gereken ikinci bir kişi yok çünkü-, belki de kavramlarım seni kapsayacak kadar geniş değil –eksiğim çünkü-, ya da seni gizemli görmek aklıma giden yolda çiçek bahçelerinden geçmek gibi bir şey. Gerçeğin beni ürkütebilir, bu yüzden korkuyorum, bu yüzden görmüyorum yalanlarını. Öyleyse! Seni tanımlamadan, tamamlamalıyım kendimi ; ve sen çoğalmak için tamamlamalısın beni…-V-Ne kadar çok yağmalandık? Bir ganimet gibi… |