|
Türkiye kaldığı yerden devam ediyor: Dön dünya dön Ülkemizde neler olduğundan uzak kalmayalım diyerek bir potburi hazırladık ve çok da ilgi çekici olmayan bir manzara çıktı karşımıza. Aynel ÖMER İstihbarat savaşları Vakit gazetesi merkezli olarak İslamcı basın ile Hürriyet’in bayraktarlığını kimseye kaptırmadığı apoletli medya arasındaki savaşın yeni konusu müstakbel Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ. Genel Kurucu askerin yeni başkanının Vakit gazetesinde Ağlama Duvarı’nda bir fotoğrafı yayınlandı. Handiyse transa geçmiş bir şekilde ellerini duvara dayamış paşa ve resmi çekilmiş. Bu resim Vakit gazetesine de ‘servis edilmiş’. Vakit gazetesinin ithamı hemen anlaşılıyor: Paşa gizli Yahudi. Hürriyet yememiş içmemiş diğer fotoğrafı bulmuş (onunkinin adı gazetecilik, servis edilme değil), paşa bu kez, üzerinde aynı kıyafetlerle Mescid-i Aksa’da dua ediyor. Dolayısıyla bir ziyaret nedeniyle iki kutsal dini de ziyaret etmiş oluyor paşa. Tabii Hürriyet’in gazeteciliğinin ayrı bir önemi bulunuyor. Bu önem de Ertuğrul Özkök’ün pazarlamacılığından ileri geliyor. Uzun uzun anlatıyor Ertuğrul Özkök. Kendisi de eşiyle Kudüs’e gittiğinde başına kipa takıp ağlama duvarında duvara el sürmüş. Sonra da gitmiş camii de dua etmişler. Ama o resmi bir türlü bulamamış. Hay aksi. Bırakalım Ertuğrul Özkök’e İslamcıların ‘zaten sen de gizli Yahudisin’ iddiasını ya da benim “Ertuğrul Özkök Allah’a inanıyor mu ki?” sorumu; doğru söylediği bile şüpheli. Ben şahsen, Er Tuğrul’un gerçek olmayan bir olayı “ama olabilirdi” diyerek gerçekmiş gibi anlatabileceğinden şüphe duymuyorum. Yazısında hem diğer gazeteye serviste bulunanlara taş atan hem de kendisine servis edenlerden hiç bahsetmeyen Özkök, Yahudiliği kötü bir şey gibi göstermelerini de ‘Nazi kafalılar’ diyerek eleştiriyor. Tabii kendisinin Nazi kafalı olmadığından emin olarak. Ayrıca haberlerde, aynı kesimin Yaşar Büyükanıt’a da Yahudi olduğuna dönük ‘çamur atma’ iddiası başlattığı kaydediliyor. O dönemde Hürriyet ‘Alçak iftira’ diyerek olayı kınamıştı. Yahudi olduğu iddiası, alçak bir iftira diyordu yani, anti-Nazi Er Tuğrul. İslami kesim ise cami fotoğrafına karşı temkinli. Diyorlar ki, adam zaten Müslüman olduğunu söylüyor. Camiiye gitmesinde bir anormallik yok. Ama duvara niye gidiyor? Tabii ki İslamcıların Yahudi düşmanlığı ve Cumhuriyetçilerin Yahudi dostluğu konusu üzerinde uzun uzadıya durmak gereksiz. Ama Cumhuriyetçilerin herkese karşı bu kadar dost canlısı olmadığını da akılda tutmak gerekli; oysa İslamcılar kendilerinden olmayan herkese karşı üç aşağı beş yukarı aynı şekilde ‘düşman’. Görünen o ki, paşa daha göreve başlamadan hizaya çekme operasyonu başladı. Önce Ergenekon’un onun yönetiminde darbe hazırladığı, ardından Paşa’nın hayatını anlatarak kendisini yıldızlaştıran yayınlar, felsefe merakı vs. gündeme geldi. Daha sonra AKP’ye kapatma davası açılmadan hemen önce yaptığı toplantı şimdi de bu Müslüman mahallesinde salyangoz satma olayı. Bir havuç bir sopa darken dermanı kalmayacak bu gidişle İlker Paşa’nın yeni bir darbeye. Aksine, ortamla barışacak belki de. Travma mı devrim mi? Tüm bunların üzerine AKP’nin ağır topu Dir Mengi Fırat’ın “Amerikan gazetesine Kemalist Devrim travmaya neden oldu” demecini vermesin mi? Mehmetçik basın Ata’ya duyduğu tüm saygıyla hemen olaya eğilirken, AKP içinden bazı isimler de açıklamaları gerici olarak niteledi. Oysa ne demişti Fırat, halkın bir gecede dili, kıyafetleri değişti. Dini yaşamına müdahale edildi. Bu travma değil miydi? Değildiyse niye hala türban sorunu var? sorularıyla ilgilenmedi basın. Zira çaktırmadan devrim bu kadar oluyor. Her devrim bir travmadır, Lozan’ı okudularsa eşşek gibi anırırım diyor Fırat, Cumhuriyet’e ise şöyle demek gerekiyor öyleyse: yetersiz travma. Ama komaya girer diye uyutulmayan cinsten. Fetullah Gülen 1 numaralı düşünür Ama İslamcı basın ile Mehmetçik basın arasındaki itiş kakış son bulmadı. Vatan bomba bir haberle rakiplerine büyük darbe vurdu. Olay Fetullah Gülen ile ilgili. Geçmişte Komünizmle Mücadele Dernekleri Başkanlığı yapmış, anti-komünist zat, dünyanın en büyük 10 düşünüründen biri ve dahası ilki seçilmiş, tabii yaşayanlar arasından. Ama haber bu değil. Vatan’ın verdiği haber şu ki, bunu sağlayan Zaman gazetesiymiş. Haber şöyle: “İlk 10'un tamamen müslüman düşünürlerden oluştuğu listede, nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk da 4'ncü oldu. Ancak Foreign Policy anket sonuçlarını verdiği haberinde şöyle bir ayrıntıyı da atlamadı: "Bu ankette yaklaşık 500 bin oy kullanıldı. Zaman gazetesi, anketle ilgili haberi birinci sayfasından verdikten sonra sitemiz inanılmaz bir oy dalgasıla karşılaştı." Prospect dergisinin editörü de Guardian'a konuşarak Zaman gazetesinden sonra oyların çığ gibi büyüdüğünü söyledi ve bir itirafta bulundu: Bu anketten önce Fethullah Gülen diye birini tanımıyordum. Dergi, Fethullah Gülen ile ilgili şunları yazdı: Dünyadaki milyonlarca müslüman izleyicisi olan bir lider. Anavatanı Türkiye'de hem seviliyor hem de nefret ediliyor. Gülen hareketinin yandaşlarına göre o ılımlı islami yayan ve öğreten bir yol gösterici. Ancak karşıtlarına göre Türkiye'nin laik sistemini yıkmaya çalışan bir insan. 1999'da Türkiye'deki laikliği tehlikeye attığı gerekeçesiyle hakkında suçlama çıktığından beri ABD'de düşük profilli bir yaşam sürüyor.” En büyük düşünürünün Fetullah Gülen olduğu bir dünyada yaşıyoruz yani. Ben de uzun zamandır anlamaya çalışıyordum, ne garip bir dünya diye. Patronlar tırsıyor Pekiyi hükümet ve orduda cisimleşen bu iki kesim arasındaki kavga sürüyor da patronlarımız neler yapıyor: Israrla uyarıyor. Diyorlar ki bu kavganın kazananı olmayacak, aman dikkat. Aynı gemideyiz, gemi batarsa hepimiz batarız. Onların korktukları batmak, yok olmak bile değil. Onların sıkıntısı, ülkede işler kötü giderse, daha fazla büyüyememek, gelişememek, memleketin etinden yağından biraz daha faydalanamamak. Oysa hepimiz biliyoruz ki gemi batarsa onlara bir şey olmaz. Nereden anlıyoruz bunu, bugüne kadar ülkede ne olursa olsun onlara bir şey olmamasından, başbakanın Dolmabahçe Sarayı’nda yaptığı Tuzla toplantısından. Neymiş, işçi ölümleri sektörün başarısını gölgeliyormuş. Yani mesele ne işçinin hayatı ne de başka bir şey. Mesele sektörün başarısı. Bu sektör o kadar önemli ki işçiler ölmese bile bu durum sektörün başarısı olacak. Bakın artık işçi ölmüyor. Aferin. Koç’um Mustafa ise TUSİAD toplantısında “babalarının mirasını paylaşamayan çocuklar gibiyiz” diyor, tüm tuzu kuruluğuyla. Nasılsa iktidara kim gelse, senin değirmenine su taşıyacak. Üstelik baba ve miras metaforu da biraz sorunlu. Yani ülke, 70 milyon insan, bu iki grubun babalarının malı da mı onlara miras kaldı da onlar da bu malı bölüşemiyor? Halbuki sizin gibi uyanık olsalar bu sorunlar hiç yaşanmaz. Herkes geçinir gider, öyle değil mi? “Aradığınız vatandaşa şu an ulaşılamıyor” Peki tüm bunlar olurken, başka neler oluyor memlekette. Vatandaşın beklentisi ve kaygısı nedir diye sorarsak, onlar da kendilerine savaşacak birileri buluyor elbette, ancak onların neyi paylaşamadığı daha karanlık. Vatan gazetesinin haberine dikkat buyuralım: “Halıcıyla kunduracı silahla çatıştı yoldan geçen iki masum öldü " Mersin’in Tarsus İlçesi’nde, iki esnafın arasında sözle başlayan tartışma, silahlı çatışmaya döndü. Çıkan arbedede seken mermiler, yoldan geçen iki vatandaşı öldürdü. Kavgaya karışan 6 kişi de silah, kesici alet ve sopa darbeleriyle yaralandı. Olay, 19.30 sıralarında, Alparslan Türkeş Bulvarı’nda meydana geldi. Kunduracı Osman Polat ile komşusu halı mağazası sahibi Ali Aslancan arasında tartışma çıktı. Polat, tartışmanın ardından işyerini kapatarak aile yakınlarından yardım istedi. Daha sonra halı mağazasının önüne gelen Polat ve akrabaları Ali Aslancan ile kavgaya başladı. Bu arada halıcı Aslancan’ın yakınları da kavgaya karışınca silahlı çatışma çıktı. Sıkılan mermilerden seken kurşunlar, yoldan geçen ayakkabıcı Mustafa Atlı ve büfeci Ahmet Konu’ya isabet etti. Atlı ve Konu olay yerinde yaşamını yitirirken, kavgaya karışan Ali Aslancan, Mahmut Yıldırım, Eyüp Polat, Hüseyin Aslancan, Ali Alageyik ve Mehmet Polat ise silah, kesici alet ve sopa darbeleri ile yaralandı. Yaralılar, ambulansla hastaneye kaldırılarak tedaviye alındı. Olayın ardından açıklama yapan Tarsus Kaymakamı Abdulhamit Erguvan, kavganın taraflardan birisinin özürlü bir çocuğu dövmesinin ardından, çocuğun yakınlarıyla çıktığının belirlendiğini söyledi. Olayda ölen Ahmet Konu ve Mustafa Atlı’nın “olayla ilgileri yok” gibi göründüğünü ifade eden Erguvan, “Şu anda 5 kişi gözaltına alınmış durumda, 2 kişi ise aranıyor. Güvenlik güçleri geniş çaplı soruşturma yürütüyor” dedi.” Kurtuluşu nerede sandınızdı? Dolayısıyla memlekette sinirler gergin. Şu tabloya bakıyorum da bu sorunu çözse çözse Fetullah Gülen gibi bir derin düşünce adamı ile Mustafa Koç gibi bir sağduyu çözebilir diyorum. Diğerlerine de babalarının mirasından bir şeyler düşer elbet. Vatandaş da çok sıkışırsa sokağa çıkmaz olur biter. Ne güzel bir memleket oluruz o zaman gerçekten de… 1 Temmuz 2008 |