|
AKP devletleşirken
ABD, 5 Kasım 2007 itibariyle; AKP ile Genelkurmay’ı hem kendi Ortadoğu stratejisine bağlamış, hem de bu iki odak arasında uzlaşma sağlamıştır. Uzlaşma, çelişkilerin ve çatışmaların yok edilmesi anlamına gelmemekte, mevzi savaşları yeni biçimlerde sürmektedir. Ama sınırlar çizilmiştir. Bütün atlara oynayan ve hiçbir durumda kaybetmeyecek olan şimdilik ABD’dir. AKP ve TSK, birlikte ve ayrı ayrı ABD karşısında bugün dünden daha güçsüz, ABD’ye dünden daha muhtaç ve mahkûm durumdalar. Büyük bir bilgi kirliliği ve karmaşa içinde Türkiye, ABD hedeflerine uygun bir kıvama getirilmekte, çıkıntılıklar düzlenmektedir.
Haluk YURTSEVER
Savaş gibi, hukuk da siyasal mücadelenin kendine özgü araçlarla sürdürülmesidir. Yazılı yasa maddelerinin, “içtihatlar”ın ve “doktrin”in birlikte oluşturdukları kurallar, normlar ve ilkeler dizgesi olan hukuk ve onun uygulama aracı olan yargı, olağan zamanlarda düzen işleyişinin vazgeçilmez düzenekleridir. Ancak, hukuk ve yargı, hiçbir zaman, hiçbir toplumda var olan sınıfsal güç dengelerinin, egemenlik ilişkilerinin ötesine geçen bağımsız, dönüştürücü bir güç değildir. Hukuka karşı fiili durum dayatan devrim ve darbelerin “asli kurucu hukukun kaynağı” sayılması bunu anlatır. Hukukun kendisini değiştirmeden sonuçlarını manipüle etmek de mümkündür. Dreyfüs ya da Rosenbergler davaları herkesin bildiği iki çırılçıplak örnektir. Emperyalizm, bir yönüyle hiçbir hukuk ve kuralla, hiçbir gerçek yaptırımla sınırlandırılamayan yayılmacı ve ezici bir şiddet yoğunlaşması olarak da tanımlanabilir. Emperyalizm, siyasal gericiliktir. Hukuksuzluğu, siyasal gericiliği tüm dünyaya yayıyor. Bugün insanlık için tarihsel kazanım sayılabilecek hiçbir hak ve hukuk hiç kimse için güvence altında değildir. “Bugün başta ‘yaşama hakkı’ olmak üzere, ‘kişi ve konut dokunulmazlığı’, ‘kişisel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği’, ‘anlatım ve örgütlenme özgürlüğü’, ‘zulme karşı direnme hakkı’ gibi hak ve özgürlüklerin, ‘yasasız suç olmaz’, ‘cezai sorumluluğun kişiselliği” gibi hukuk ilkelerinin egemen düzen için hiçbir bağlayıcılığı ve hukuksal yaptırımı kalmamıştır. Emperyalizmin egemen eğilimi hukuksuzluktur.” (Sosyalist Cumhuriyet İçin Tezler, Ağustos 2008) AKP’yi kapatma ve Ergenekon davalarının şöyle ya da böyle sonuçlanmasıyla Türkiye’de “kontrgerilla ve özel harp” birimlerinin dağıtılacağını, “faili meçhul” cinayetlerin aydınlatılacağını, hukukun üstün geleceğini, Türkiye’nin “sivilleşeceğini”, “demokratikleşeceğini” ya da dinci gericiliğin sultasından kurtulacağını düşünmek, kılıç sallayarak suyun kesileceğine inanmak türünden bir yanılsamadır. Devlet ve düzenin “bekâsı” Osmanlı-Türk geleneğinin, egemen sınıfların hiç değişmeyen birincil varlık ilkesidir. Yaşananların ne olmadığı ve öne çıkan taraflardan birinin dümen suyunda yer almamak gerektiği noktasında sosyalist sol genellikle doğru bir tutum geliştirdi. Konunun birçok yönü Temmuz başından bu yana, çok önemli ölçüde aydınlatıldı. Öyleyse, bu kısa yazıda ne olduğu, Türkiye’nin nereye doğru yol aldığı üzerinde duralım. Bir: Bugün yaşananlar 12 Eylül 1980 gerici toplumsal transformasyon operasyonuyla başlayan, 1990’da Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle yeni bir içerik ve yön kazanan bir sürecin devamıdır. Soğuk Savaş’ın sona ermesine bağlı olarak Türkiye’nin emperyalist kapitalizm içindeki yerinin ve rolünün yeniden tanımlanması gerekmiştir. Paradigma değişmiştir. Kavramların bugünkü göreliliğini bilerek kullanırsak, “iç” ve “dış” dinamikler bu temelde harekete geçip, hamuru yeniden yoğurmaya başlamışlardır. Sorun Türkiye’nin emperyalizmle hangi çizgide, nasıl bütünleştirileceği sorunudur. İki: Bilebildiğimiz kadarıyla, ABD 5 Kasım 2007 itibariyle; AKP ile Genelkurmay’ı hem kendi Ortadoğu stratejisine bağlamış, hem de bu iki odak arasında uzlaşma sağlamıştır. Uzlaşma, çelişkilerin ve çatışmaların yok edilmesi anlamına gelmemekte, mevzi savaşları yeni biçimlerde sürmektedir. Ama sınırlar çizilmiştir. AKP kapatılsa da, kapatılmasa da, içindeki aşırılıklar törpülenerek iktidar olmaya devam edecektir. Ergenekon operasyonu nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın TSK, içindeki ve çevresindeki etkili, darbe de içinde her yolu deneyerek AKP’yi düşürmek isteyen güçlerin tasfiye edilmelerine, cezalandırılmalarına onay verecektir. Üç: Bütün atlara oynayan ve hiçbir durumda kaybetmeyecek olan şimdilik ABD’dir. AKP ve TSK, birlikte ve ayrı ayrı ABD karşısında bugün dünden daha güçsüz, ABD’ye dünden daha muhtaç ve mahkûm durumdalar. Büyük bir bilgi kirliliği ve karmaşa içinde Türkiye, ABD hedeflerine uygun bir kıvama getirilmekte, çıkıntılıklar düzlenmektedir. Dört: Mevzi savaşları, tarafların birbirlerini yok etme hedefine değil, uzlaşmanın güçlü tarafı, üstün eli olmaya bağlanmıştır. Bu uzlaşma, Türkiye tekelci sermayesinin Ortadoğu pastasından daha büyük pay alma, bölgenin büyük gücü olma istekleri temelinde inşa ediliyor. Bu yöneliş, Barzani/Talabani başta olmak üzere emperyalist sermayenin bir parçası haline gelmiş Kürt burjuvalarının çıkarlarıyla da uyumludur. Beş: Emek ve emekçi Kürt düşmanlığı uzlaşmanın ideolojik-siyasal çimentosunu oluşturuyor. AKP hükümeti sınır ötesi operasyonlarıyla, “mezarda emekliliği” bile olanaksız hale getiren yeni yasalarıyla, tersanelerdeki iş cinayetleri karşısındaki tutumuyla, 1 Mayıs devlet/polis terörü uygulamalarıyla, en son yasal greve çıkan işçilere yönelen kindar şiddetiyle militarizmin, polis devletinin kendinden öncekileri aratacak gerici/otoriter temsilcisi olduğunu göstermiştir. Altı: Mevzi savaşlarında hangi taraf ağır basarsa bassın Türkiye barışçıl, istikrarlı, liberal bir döneme doğru değil, otoriter, baskıcı, faşizan günlere doğru yol alıyor. Yedi: Yukarıda söylenenler bir yana AKP adım adım cemaatçi/korporatist bir devlet ve toplum inşa ediyor. Korporatizm, toplumsal sınıf farklılıklarının dinci ya da milliyetçi bir “organik birlik” örtüsüyle önemsiz ve ikincil hale getirildiği, kapitalist mülk sahipliğinin, “özel teşebbüs”ün, “kâr”ın kutsandığı, devletin düzenleyici-örgütleyici işlevlerinin bu amaçlar için seferber edildiği, emeğin uzlaştırıcı komite ve konseylerle sermaye ile işbirliği yapmaya zorlandığı, tüm toplumun gerici ideoloji ve cemaat ilişkileri temelinde biçimlendirildiği monolitik/faşizan bir örgütlenme biçimidir. AKP hükümet olmaktan devlet olmaya bu yöntemle yürüyor. Cumhurbaşkanlığı, üniversiteler, yargı, Türk-İş, “sivil toplum örgütleri” birer birer fethediliyor. ABD’nin eski Türkiye büyükelçisi Mark Parris geçen hafta, AKP’nin “güvenlik güçleri, istihbarat örgütleri içinde çok etkin” bir “üçüncü güç” oluşturduğunu, ordu üst kademelerinin bundan sonra AKP’yi güçlendirecek doğrultuda sivil siyasetteki etkilerini artıracaklarını söyledi. Aynı günlerde Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tüm ticaret, sanayi, meslek odalarında denetim başlattı. AKP, devleti ve toplumu cemaatçi/faşizan temelde yeniden örgütlüyor. Zamanın güncel ve egemen eğilimi budur. Soru, bizim zamana ne söyleyeceğimizdir. Türkiye’nin devrimci, sosyalist, emekçi, ilerici, aydınlanmacı birikimi buharlaşıp yok olmadı. Sorun bu birikimin en başta ideolojik olarak, aynı zamanda siyasal ve örgütsel olarak dağınık, saçılmış, ilkelerinden, amaçlarından kuşkuya düşmüş bir durumda olması, liberal etkilerle olup biteni, süreci açık seçik görememesidir. Bu durumu aşmak, bunun için de, yalnız “tehlike”lere karşı, savunmacı bir direnme çizgisinde değil, devrimci/olumlu bir program ve siyasetler temelinde toparlanmak gerekiyor. Sosyalistlerin ne söylediği bellidir. Ülkemizin ve halklarımızın bugünü, geleceği emperyalist strateji ve planların dışına çıkmayı gerektiriyor. Biz, NATO’dan çıkılmasını, İncirlik üssünün kapatılmasını, ABD ve İsrail ile imzalanan anlaşmaların yırtılıp atılmasını, AB’nin dümen suyundan çıkılmasını, Türkiye’nin başta komşuları olmak üzere tüm dünyayla barış ve antiemperyalist dayanışmayı öne alan ilişkiler kurmasını istiyoruz. Bu hedefler yalnız bugün Türkiye’yi yönetenlerden değil, bu düzenden kurtulmayı gerektiriyor. Tarihin bu dönemecinde iki hedef birleşmiştir. Çözülen, bölünen, gericileştirilen Türkiye’den bağımsız, ileri, eşitlikçi, Türklerin ve Kürtlerin kardeşçe yaşadığı bir Türkiye’ye giden yol emperyalizme karşı sosyalist bir cumhuriyet için mücadeleden geçiyor. 25 Temmuz 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|