Mavi Defter’e Emek ve Dilek: “yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı” Gazetelerinde kelime kelime ve tırnak içinde; “Devletin boşluğunu medya doldurdu” başlığı okunabilen bir ülkede bu tesbitin yapıldığı tarihten 11 yıl sonra e-medyada Mavi Defter açmak kolay şey değil; temel insanlık hakkı ve sorumlulukları gerektiren yaşamsal bir eylem. (Dikkat! Tırnak içinin sahibi o tarihten birkaç yıl sonra başbakanlığa yükselecektir; sonra olanlar olacaktır.) Başlığın altındaki haberin girişini dikkatle hatırlayalım: “DSP lideri Bülent Ecevit, medyaya bazı karanlık ilişkilerin ortaya çıkmasına bulunduğu katkıdan dolayı teşekkür ederek ‘Devletin bıraktığı, yargı organlarının ister istemez bıraktığı boşluğu basın televizyonlar ve radyolar doldurdu’ dedi…” (Milliyet, 21 Kasım 1996, s.14) Böyle bir ülkede ‘kafa-zihniyet-rejim’ ne olabilir? O ülkede bugün nefes nefese bir gazetecilik yapılabilirse, ne yazacaksınız: - Elverişsiz kafa koşulları bütün yurtta hayatı olumsuz etkilemeyi sürdürüyor! *** *** *** Türkiye’nin zihniyet yönetiminin yıl sonu bilanço başlıkları yıllardır-on yıllardır işte böyle. Soyutu somutlamak gerekirse, medyadan başka daha nereye bakacaksınız? Olabildiğince gazetelere göz atacaksınız, televizyonları seyredeceksiniz, radyolara kulak vereceksiniz, enva-i çeşit yayınlar aklınıza gelecek, kısacası tüm kitle iletişim araçlarında dolaşacaksınız… Yetmez. Tüm kitle iletişim ortamlarında gezinmeden olur mu? Kahvehanelerden hastane önlerine; sergilerden meyhanelere, garajlara, konser, konferans salonlarına, akşamları dershanelere boşalan hangarlaşmış okullara, cezaevi ve banka içlerinden önlerine ve nice yerlere kadar neler duyup, neler söylediğinizi hatırlamaya çalışacaksınız; çarşı pazar, işli-işsiz, Adliye Sarayları’ndan açlık bastırmalı Simit Sarayları’na yataklı ve bataklı insanlı her yer… Bir şey söyleyeceksiniz. İşte medya böyle bir şey, bir atmosfer, hava; insanlı her an ve her yerde; “O kafa-egemen zihniyet”iniz ile derin serüveniniz… “O kafa”nız, aynanız. Derin ezilmişliğinizin resmidir. 2007 sonu itibarıyle kanımca; elverişsiz kafa koşulları bütün yurtta hayatı zehirlemektedir. *** *** *** Değilse… Aklınızda kalan nedir? - ..? Türkiye -siyasal tarihinin boylumuna oranla- dünyanın en ezik, en sessiz ve en yaratısız soru işaretlerine sahip bir ülke. Ünlemler ülkesi!!! İnsanına, emeğine, emek değerlerine, toplumuna, halkına, milletine karşı “1’inci Güç” olarak finanslanmış, konuşlanmış, tetiklenmiş, işlevlendirilmiş bir medya düzen ve düzeneği. Nev-i şahsına münhasır ve mahcur. Rejim. Medya Terörizma: (Türkçesi) İletişim araçlarında, alanlarında ve ortamlarında (İnsanî Öz’e ve çürütümüne tetikli) Özkorkutmaca! Rejimi uğrunda “Vuranın da vurulanın da” gururlanıldığı resmen ilân edilmiş tek dünya ülkesi! Terörizmanın aynı yumurta ikizi derin faşizma! Mavi Defter 19 Aralık’ta (2007) böyle bir Terörizmada e-medya sayfalarını çevirmeye başlıyor. Yedi-sekiz yıl önce yazdıklarımı, bir başka deyişle bugün de ‘devletin boşluğunu medya doldururken’ belleğinize sunmam gerekiyor: *** *** *** “. Türkiye’nin 2001 yılının 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde manzaraya bakıldığında görünenler ve okunanlar ancak ‘savaş’ verileri ve sonuçlarıyla açıklanabiliyordu. . Ekonomik durum gazetelerde şöyle özetlenmeye çalışılıyor..: . ‘Savaş Yılları Gibi’ (Sabah) . ‘Savaş Zamanı Gibi Küçüldük’ (Milliyet) . ‘Kriz Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı Gibi Vurdu’ (Hürriyet) . ‘Barışa Yasak – Dünya Barış Günü’nü kutlamak isteyen HADEP’lilere polis müdahale etti.” (Cumhuriyet) . ‘Sanki Cinayet Filmi’ (Gözcü, 2 Eylül 2001, Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili…) “Türkiye yıllardır, on yıllardır, kanlı-savaşlı bir ‘olay mahalli’ … … “Türkiye kapitalizmi -daha doğrusu Türk usulü kapitalizm- ağır kokulu bir ceset gibi karaya vurmuş… 1 Eylül 2001 kürsüsünden bakıldığında olayı anlatacak söz kolay kolay bulunamıyor… ‘Gibi’si fazla, Türkiye öyle bir savaş yaşamıştı ki, her şey çürümüş, ‘galibim’ diyen, dediği anda pul pul dökülüyor… Dökülüyor, dökülüyor; kokuyor kokuyor… “Bir ülkenin emeğine, emek değerlerine, soluna, üretimine, üretici güçlerine, toplumsal gelişme ufkuna karşı giriştiği tarihin belki Pirüs’ten de beter Pirüs zaferi yaşanmış… Toplumsal ilerlemeye, insanın insanlaşmasını sağlayan insanî dinamizmine karşı verilen savaş ‘zafer’ ile kazanılsa ne olur?.. Artık gazetelerde köpüklendiği gibi Türkiye 50-55 yıl değil 100-150 yıl, korkarım daha da gerilere sürüklenip gitmiş… 19 Aralık 2000 günü üstün bir teknolojik donanımla cezaevlerine karşı girişilen ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı verilen saldırı ile olay bitmişti aslında. Dünya cezaevleri tarihinde olduğu kadar dünya siyasal tarihinde de benzerine kolay kolay rastlanılmayacak vahşet ötesi bir şey…” (Lider Biyografilerindeki Türkiye, “Bülent Ecevit-Yalanların Dürüst Toplamı”, V.Ö. Aykırı Yayıncılık, İstanbul-Kasım 2001, s.149-150-151) *** *** *** Bugün… “Vahşet ötesi”, bir ülkenin solkırımından başka ne olabilir ki? Bir ülkenin iç dinamizmasının yıkım, kırım ve kıyımı; “Büyük Soygun’da Medya”sı, derin karıştırıcı ve bulandırıcısı. Manşetlerin içinde “1’inci Güc” ünü hissettiriyor; eziyor bugün açıkça, pervasız. 14 Aralık 2007 günlü Hürriyet gazetesinin sekiz sütun üzerine 1. sayfa manşeti şöyle: . “44 Milyar Dolar Sırtımızda Kaldı”, “TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, hortumlanan bankaların toplam maliyetinin faiziyle 60 milyar dolar olduğunu söyledi. ‘Bunun 16 milyar dolarını tahsil edebildik’ dedi.” Aynı haberin 16’ıncı devam sayfasındaki manşetini de okuyalım: . “Devlet, Türkbank’a el koymuş sonra mafyaya kredi vermiş” Şimdi şu bölümün altını çize çize okuyalım: “ SOYGUN MEKANİZMASI GİBİ: ‘Bankalar geçmişte bir soygun mekanizması gibi çalışmış, çalıştırılmış’ diyen Ertürk, sözlerine şöyle devam etti: ‘Mudinin cebinden banka sahibine doğru bir soygun… Karşımızda popüler isimler var. Bu isimler, bankacılığı bir güc unsuru olarak görmüş. Bunların bir bölümü de medya sahibi olmuş. O nedenle biz de epeyce mühim bir medya patronu olduk… “Bu niye böyle. Çünkü medya da bir ikinci güç Türkiye’de. Hatta birinci güç bile denebilir…” *** *** *** “Vahşet ötesi” bugün nedir? Vandal soru işaretsizlikleridir. Sadece Türkiye’nin mücadeleci basın tarihinin değil, dünya basın mücadele tarihinin anıt ismi Sabiha Sertel’in anısı, bugün bu dönemde neden doymak bilmez bir saldırının ve aşağılanmanın hedefidir? Nâzım Hikmet’in yaşamı özellikle de özeli didik-didik yağmalanırken, gazeteciliği neden bilinmezlikten gelinir? Dilerim, Mavi Defter’e miras mücadele değerindedir: "Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak sevgilim, o müthiş bir bahtiyarlık anlamak gideni ve gelmekte olanı." |