Terk etmeyi düşünenler terk edenler Fazıl Say’ın, Orhan Pamuk gibi ettiği tek bir cümle gündemden inmiyor. Ama bu konuda yalnız değil. Sinagog kıyımlarından ve birkaç esrarengiz cinayetten sonra, birçok Yahudi ailenin hiç olmazsa çocuklarını dışarı yollama konusunu ciddi olarak tartıştığını biliyorum. Hrant Dink cinayeti birçok ailenin, yeniden geleceğe endişe ile bakmasına neden oldu. Ve ilk defa, modernist çevreler, ülkede görülen sessiz hegemonya değişimi karşısında gitmeyi düşünmeye başladılar. 12 Eylül sonrasında sosyalistlerin yığınsal olarak ülkeyi terk etmesi yanında, kimsenin fark etmediği sessiz bir azınlık göçü de yaşandı. ASALA’ya maddi destek veriyorsun iddiası ile haraca bağlanan birçok gayri Müslim yurttaş selameti ülkeden göç etmekte bulmuştu. Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerinde her gerginlik aynı zamanda yeni bir Rum göçü anlamına geliyordu. Hatta 1964 örneğinde olduğu gibi zorla kovalandıkları da oluyordu. 1965 yılında İstanbullu bir Rum gazeteci yurttaş Türkiye’de doğup, gazetesini burada çıkarmasına karşın bir gün içinde Bakanlar Kurulu kararı ile yurttaşlıktan çıkarılıp, sınır dışı edilmişti. 1975-80 iç savaşı sırasında faşist baskı ile yüz yüze kalan Süryaniler yığınsal göçe başladı ve bu 12 Eylül sonrasında da devam etti. Ya Alevilerin, Yezidilerin, Kürtlerin dalga dalga göçleri. Bunlar sadece ekonomik nedenlerle açıklanamaz. Çünkü ülkede sosyal olarak nefes alınamaz hale gelinmişti. Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik’ten bu yana az yazar ve aydın ülkeyi terk etmek zorunda kalmadı. İttihatçılar tarafından tutuklanan Mustafa Suphi, Sinop zindanından bir kayık ile kaçacaktı. Ermeni kadın yazar Zabel Yeseyan, ülkeyi terk etmeyen Ermeni aydınlarının akıbetine uğramamak için ülkeyi terk edip, umutsuzca arkadaşlarını kurtarmaya çalışacaktı. İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif bile ülkeyi terk edecek bir haleti ruhiye içine sokulacaktı. İstiklal Harbinin kadın kahramanı Halide Edip eşi Adnan Bey ile dikta ortamından soluk alamaz hale gelip ülkeyi terk edecekti. Refik Halit, Refii Cevat gibi yazarlar ise zaten kovulacaklardı. Açılan davalardan nefes alamaz hale gelen büyük yazar Sebahattin Ali ülkeyi terk etmeye çalışırken bir derin devlet elemanı tarafından hunharca öldürülecekti. Katili elbette bu münferit bir olay diyecekti. Üniversiteden faşistlerin istemi üzerine kovulan Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes, Muzaffer Şerif gibi bilim adamları da göç yollarına düşürülecekti. 1951 yılında büyük ozan Nazım Hikmet son derece riskli biçimde ülkeyi terk edecek, Cumhuriyet gazetesi de tükürün yüzüne diye manşet atacaktı. 50’li yıllarda gazeteci Sertel çifti de ülkeden ayrılıp, sürgünde öleceklerdi. Fahri Erdinç de güç bela kaçmayı başaracaktı. 71 darbesinden sonra Doğan ve İnci Özgüden, Zülfü Livaneli gibi yazar ve gazeteciler ülkeden ayrıldı. 80 darbesinden sonra Demir Özlü, Nedim Gürsel, Ömer Polat, Tekin Sönmez, Dursun Akçam, Yılmaz Güney, Şanar Yurdatapan, Cem Karaca gibi yazar ve sanatçılar ülkeyi terk etme durumunda kaldılar… Susurlukçuların tehditleri nedeniyle gazeteci Ahmet Kahraman 90’ların sonunda ülkeden ayrılma durumunda kaldı. Ondan önceki büyük Kürt gazeteci göç dalgası… Kısacası ilk hatırlananlarla hemen bir liste oluşuveriyor. Hoşgörülü olduğu iddia edilen bir ülke imajı ile pek uyuşmayan bir tablo… Hrant, mahkum olursa ülkeyi terk edeceğini söylemişti, AİHM kararı çıkmadan katledildi. Militarizmin resmi sitesinin dünyada, ideolojik militan söylemi ile bir başka benzeri yok. Militarizm ile bağlantılı otonom hücreler ne hikmetse, kurbanlarını militarizmin saldırdığı kişilerden seçiyorlar. Ulusalcılar da ne hikmetse hedeflerini buralardan seçiyorlar. Misyonerlik de bu sitenin milli güvenlik açısından saydığı tehditler arasında. Soykırım yine ele alınan temalar arasında. Ordu değil, sanki siyasi parti sitesi. Hem de milliyetçi bir parti… Ülkede ve Avrupa’da “sivil toplum”, “lobi” örgütleme tasarıları da… Ama ne hikmetse bu sitenin ırkçılık, faşizm gibi bir tehdit algısı yok! MGB, aşırı milliyetçiliği tehdit listesinden çıkardı. Soğuk savaş mantığı ile oluşturulmuş mekanizmalar, emir komutaya ihtiyaç duyulmadan tetikleniyor ve gereği yerine getiriliyor. Medya kanallarından öylesine bir psikoloji savaş yürütülüyor, komplo teorisyenleri her gün öyle dehşet mekanizmaları oluşturuyor ki, bazen militarizmin kendisi bile firene basma ihtiyacı duyuyor. Ama bir yandan da siyasal İslam derinden toplumsal konumlara hegamonyasını kuruyor. Bir yandan da, Menemen sendromu yaşanıyor modernist çevrelerimizde. (Belki de ilerde ‘kurtarılacağımız’ tehdit olarak biraz olgunlaşması gerekli.) Hayırlı olsun beyler, paşalar, bunu sizler istediniz. Artık Beyaz Türklerimiz de kendini tehdit altında hissediyorsa… 25/12/2007, Evrensel |