E-posta listemize katılarak dergimizdeki yeniliklerden haberdar olabilirsiniz


Yurttan Sesler

Türkiye'nin Ünlüler Treni

Anımsama Defteri

Müslüm Baba Marx'ın Kapitalini Öğretiyor

'Saklı Yüz'ün erkekleri PDF Yazdır e-Posta
Erkeklerin ihtiyaçlarına göre kurulmuş bir düzen. O düzen de kendine yer açmaya, yaşam alanı yaratmaya çalışan kadın. Bin yıllarla ifade edilen tarihin, kısacık bir özeti.

Dilek YILMAZ

 

Gün geçmiyor ki gazetelerde cinayete kurban giden kadın haberleriyle karşılaşmayalım. Bu, coğrafyamızın bir gerçeği. Sadece ülkemizde değil, dünyada da kadın canı çok ucuz. Erkeklerin ihtiyaçlarına göre kurulmuş bir düzen. O düzen de kendine yer açmaya, yaşam alanı yaratmaya çalışan kadın. Bin yıllarla ifade edilen tarihin, kısacık bir özeti.

Zühre de o tarih dilimini oluşturan hikayelerden birisinin kahramanı. Suçu sevdiği erkekle beraber olmak.

Yönetmen Handan İpekçi namus cinayetleri temasında farklı bir yol izlemiş. Temayı ele alırken cinayetleri işleyen erkeklere çevirmiş kamerasını.Yeni olan şu ki, Türkiye’de ve diğer Ortadoğu toplumlarında  kadın sorununa, onun ikincilliğine ilişkin bir tema işlendiğinde söz konusu edilen kadın oluyor. Sorular sorulan, sorgulanan, eleştirilen hep kadın. Erkeğin davranışları sorgulanmaz. Genellikle “es” geçilir. Kadın sorununun toplumsal boyutu ve bu noktada erkeğin rolü hep saklanır. Bu, erkeklerin arasında gizli bir anlaşma gibidir. Dünyaya nerden bakarsa baksın erkeklerin büyük çoğunluğu kadın sorunu söz konusu olduğunda ya susarlar ya da en ağırbaşlı, en kabul gören cümlelerle kadınların da şöyle şöyle eksikleri var diyerek konuyu “kişiselleştirirler”. Eğer gerçek anlamda bir değişim isteniyorsa eleştiride de, aydınlatma çalışmalarında da iki tarafın da davranışları mercek altına alınmalı. Yönetmenin filmi bu açıdan önemli. Soruyu erkeklere soruyor. Kamerasını onlara çeviriyor.

 

Sıradan bir erkek

Ali karakteri… Saklı Yüz filmindeki “namusu” kirlenen Zühre’nin küçük amcası. Gazetelerden üçüncü sayfa haberlerinden çıkmış gelmiş. O kadar gerçekçi ele alınmış ki, filmi izlerken dönem dönem belgesel izlediğiniz izlenimine bile kapılıyorsunuz. Filmdeki erkek egemen anlayışın en uç noktası. Sevdiği erkekle beraber olduğu için, yeğeni Zühre’nin namusunun kirlendiğini düşünür Ali. Törenin gereklerini er geç, her koşulda yerine getirmeye çalışır. Kendi fikri yoktur. Töre ne derse onun fikri de odur. Bundan dolayı ona göre kadınlar eksiktir. İkinci sınıftır. Yönetilmesi gerekir. Ve ona göre, tabi ki kadınların vücutları üzerinde sadece ailenin erkeklerinin söz hakkı vardır. İşte kilit nokta burası. Bundan dolayı da sevdiği erkekle beraber olan Zühre’ye en katı, en kaba tavrı sergiler. Zühre’yi Almanya’ya götürüp yeni bir hayata başlaması için çaba sarf eden büyük abisini bile öldürecek kadar gözü dönmüştür. Urfa’da aile içinde herkesin korktuğu ve çekindiği birisidir. Yapı olarak içe dönük, serttir.

Ali, Zühre’yi okul dönüşü vurur. Sonra da kaçak yollardan Almanya’ya gider. Farklı bir ülkede geçirdiği yıllar onun düşüncelerinde bir değişim yaratmaz. Aynı feodal kafa orada da varlığını sürdürür. Günlerden bir gün Almanya’da gösterilen namus cinayetleriyle ilgili bir belgeseli izlemeye gider. Belgeseldeki mağdurun anlatımlarından, onun, öldürdüğünü zannettiği yeğeni Zühre olduğunu görür. Yarım kalmış işi temizlemek için Türkiye’ye gelmek için yola çıkar. Aradan onca yıl geçmesine ve Almanya’da yaşamını sürdürüyor olmasına karşın, duygularında Zühre’ye karşı en ufak bir yumuşama, en ufak bir değişim olmamıştır. "Namusu kirletmenin" bedeli er geç yerine getirilmelidir.

Yeğeni de dahil olmak üzere, çevresindeki tüm akraba kadınların bedenleri üzerinde hak iddia eden ataerkil düşüncenin temsilcisi amcanın, film boyunca attığı her adımda yabancılaşma hakimdir. Feodal düzenin ilişkilerinden dolayı birey olamamıştır. Bunun için de film boyunca töre bunu emreder der, durur. Kendi kişisel görüşü yoktur çünkü. Gittiği Almanya’da da bu feodal düzeni sürdürür, kendini bu ilişkiler ağı içinde var etmeye çalışır. Bir erkek olarak toplumsal koşulların kendisine verdiği ayrıcalıklardan vazgeçmek istemez, yengesine ait olan lokantada çalışırken bile yengesini hiçe sayan tutumlar içine girer, kendini işin sahibi ve yöneticisi olarak görür.

Yabancısı olmadığımız bir yüzdür Ali. Erkekliği kışkırtılan sokaktaki binlerce erkekten yalnızca biri.

Kışkırtılmış erkekliğin insan yanı

Yönetmen Handan İpekçi’nin, namus cinayetlerini işleyen erkekleri sorguladığı filmdeki olumlu erkek karakterdir İsmail. Zühre’nin kardeşidir. Liseye devam etmekte, ilk gençlik çağlarını yaşamaktadır. Ablasının böylesine bir olaydan dolayı bir hayvan gibi ahıra kapatılmasına üzülür. Ancak törelere karşı gelecek gücü yoktur. Aşiretin kararıyla ablasının bebeğini hiç istemediği halde, doğduğu gün boğarak öldürür. Zühre’nin kaçması için gizlice ahırın kapısını açar.

İsmail de Zühre gibi Almanya’dan gelen amcasını dört gözle bekler. Büyük amca kurtuluştur çünkü genç kadın için. Uzun yıllar Almanya’da çalışan büyük amca gelir. Zühre’yi dinler, yargılamaz. Onu Almanya’ya götürmek, onun için yeni bir hayatın kapılarını açmak ister. Ancak, küçük amcanın pususundan kurtulamaz. Cinayete kurban gider. İsmail karabasanı bu umut ışığının sönmesiyle kaldığı yerden devam eder.

Aşiret, İsmail’e Zühre’nin bebeğinde sonra, Zühre’yi de öldürme görevi verir. Onun beklediği ama istemediği bir şeydir bu. Çelişki içindedir. Kardeşini öldürmek istememekte, ancak bu görevinden de kaçamayacağını bilmektedir. Mutsuzdur. Çaresizdir. Zühre’nin olanları Savcı hanıma anlatmasından sonra tutuklanır. Cezasını çektikten sonra ailenin diğer bireylerinin yanına Almanya’ya gider.

Belgeseli izleyen küçük amca Ali ilk önce yeğeni İsmail’i arar. Çünkü Zühre’nin erkek kardeşidir. Kardeşinin namusundan sorumlu en yetkili kişidir. Amca telefon görüşmesinde yeğeninden istediği cevabı alamayınca, ona korkak olduğunu söyler. Öldüğünü sandığı kardeşinin yaşadığını öğrenmek onu sarsmıştır. İsmail’in hayatındaki bu yeni gelişme onu geçmişe yönelik bir sorgulamaya götürür.

Urfa’daki gibi değildir. Değişmiştir. Zühre’nin öldürülmesi gerektiğini söyleyen amcasına onunla birlikte olmadığını ve yaptığının yanlış olduğunu söyler. Küçük kardeşi Zilan ve büyük yengesi Nurten’le birlikte amcasının yapmayı düşündüğü namus cinayetini engellemek için Türkiye’ye gelirler.

Kameraların erkeklere çevrildiği “Saklı Yüz” filminde Zühre’nin babası, törenin namus anlayışıyla evlat sevgisi arasında sıkışarak, silahı kızına doğrultmak yerine kendine doğrultarak intihar eder. Zühre’nin babası köhnemiş geleneklerin altında ezilen bir insanı simgelerken, oğul İsmail babasının yapamadığını yapmış;  küçük amcasına ve dolayısıyla erkekliği ayrıcalıklı kılan ve kışkırtan geleneklere başkaldırmıştır. Geleceğe umutla bakıyor yönetmen. İsmail bu umudun simgesi. Başta belki kararsız ve çok cılız. Ama sonrasında güçlü…

 

Erken "hassasiyeti"

Zühre’nin beraber olduğu sevgilisi başlık parasını bulamayınca, kaçar. Bilir yazılı olmayan kuralların nasıl işlediğini. Savcı hanım Zühre’nin öldürülmesine engel olmak için genç kadınla, sevgilisini nişanlamaya karar verir. Zühre süreç boyunca kendisini arayıp sormayan, yanında olmayan erkekle nişanlanmayı reddeder. Erkeğin trajedisi bundan sonra başlar. Zühre korkak olduğunu ve korkak birisiyle beraber olmayacağını çocuğun yüzüne söyler. Can korkusuyla sevdiği kadın arasında kalan genç erkek, sevgilisinin bu korkusunu açıkça yüzüne vurmasından sonra intihar eder.

Evet, genç kızla, çobanın birbirlerine duydukları sevgi, sonu ölümle noktalanabilecek zor bir sınavdan geçmiş. Çoban bu sınavda başarılı olamamıştır. Zühre bu anlamda daha güçlüdür. Başı diktir. Sevgilisi, Zühre’nin bu gücü karşısında kendi güçsüzlüğünü görür. Zühre’nin onu reddetmesi, ölüme giden intiharı aralar.

Zühre’nin ölen sevgilisinin fotoğrafçı abisi, kardeşinin intiharından yıllar sonra namus cinayetleriyle ilgili belgesel çekmek isteyen bir yönetmen olarak çıkar karşımıza. Namus cinayetlerine karşı bir şeylerin yapılması gerektiğini düşünür. Üstelik mağdur yakınıdır.

İlk başta seyircide sempati uyandıran bu tablo ilerleyen dakikalarda antipatiye dönüşür. Savcı hanıma Almanya’da gösterimini yapmayacağına dair söz verdiği halde belgeselin Almanya’da gösterimini yapar. İlk başta amacı hem namus cinayetlerinin karşı mücadele edilmesine bu belgeselle katkıda bulunmaktır. Ama belgeselcinin hırsına teslim olarak her ne şekilde olursa olsun, amcanın yakalanmasına kilitlendiğini görürüz. Alabildiğine bencilce davranır. Zühre’nin yaşadığını bildiği halde belgeselin Almanya’da gösterimini yapar. Zühre’nin başına gelebilecekler üzerine düşünüp tedbirli davranmaz. Belgesel afişindeki bilgilerin bilerek yanlış yazılmasını genç kadının korunmasının güvencesi olarak görür. İsmail’le ve yengesi Nurten’le ilişkiye geçtikten sonra onları Zühre’ye götürme konusunda pazarlığa oturur. Şartı Zühre’ye giden yol boyunca kamera açık kalacaktır. Tam bir ” Biri Bizi Gözetliyor” programının başka bir uyarlamasıyla karşı karşıya geliriz.


Ali ve yanındakiler yönetmene ulaştıkları, onu hırpalayıp, gözdağı verdikleri halde, o bunları Zühre’ye ulaşmak isteyen ailesinden gizler. Polise ulaşma gibi ara formüller üzerinde dahi kafa yormaz. Kendisini arayan savcı hanıma yalan söyler. Ölen kardeşinin katilinin yakalanması konusundaki hassasiyeti her an ölümle karşılaşacak olan yaşayan Zühre’den esirger.

Anlatılan bizim hikayemiz

Filmin sonunda bilançonun hayli kabarık olduğuna tanık oluruz. İntihar eden sevgili ve baba… Doğduğu gün boğdurulan bebek… Cinayete kurban giden büyük amca… Küçük amcası tarafından kurşunlanan ama akıbeti anlaşılmayan Zühre… “Saklı Yüz”de de açıkça gösterildiği gibi namus cinayetleri sadece kadını değil, erkeği de vuruyor. Silah elinde insan avına çıkan ya da kurşunlara hedef olan erkekler… Hangi tarafta olursa olsun çarpıtılmış “namus” anlayışının erkek için  bir çözümsüzlük ve çaresizlik ürettiği açıktır.

Filmin gösterime girdiği yerlerde seyircinin ilgisizliği de bizler için bir veridir. Birkaç kişiyle izlenen film, bomboş olan büyük sinema salonları biz kadınların toplumsal yalnızlığının sadece bir sonucudur. “Büyük Adam Küçük Aşk” nasıl toplumsal bir gerçekliğimiz ise, “Saklı Yüz” de bir başka gerçeğimizdir.

Son sözüm kadın örgütlerine ve duyarlı kadınlara… “Saklı Yüz”ün en geniş izleyiciye ulaşması için güçlerimizi seferber edelim. Yoksa hep karanlıkta kalacak biz kadınların yüzleri…

 

 

Mavi Defter'den Rastgele

Latin Amerikaİki Bolivya

Latin Amerika turuna devam eden yazarımız Sibel ÖZBUDUN, Bolivya gözlemlerini Mavi Defter okurlarıyla paylaşıyor: "...nüfusun %60’ını yerlilerin (ve daha büyük bir bölümünü...
devamı...

Öteki Tarihİstiklal Mahkemeleri

Sait ÇETİNOĞLU Yakın tarihimizin en önemli hukuk dışı organlarından biri olan İstiklal Mahkemelerinin arşivi henüz açılmamıştır ve bu mahkemelerle ilgili bilgiler,...
devamı...

Yasak ElmaEkmek, gül ve özgürlük istiyoruz

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde onbinlerce kadın alanlardaydı. Yaşamak için ekmek, ruhumuz için gül istiyoruz diyen kadınlara yönelttik sorularımızı. 8 Mart’a hangi...
devamı...

Yasak Elma‘Aydınlanmış’ Mutluluklar

En solcu aydınların bile bir türlü ayaklarının üzerine dikemediği idealizmin her derde deva şablonu. Türkiye aydını memleketinden insan manzaralarına baktığında, yoksulluğu değil...
devamı...