| Dağlarca’nın vasiyeti |
|
|
|
|
Ahmet SONER
15 Ekim 2008 Çarşamba günü 96 yaşındaki bir ozan sustu. Elli yıl önce yazdığı bir şiirde ölümünden sonrasını dile getirmişti. Şiirin adı: ÖLÜ…
Dini törenle uğurlanmak istemeyen Dağlarca’nın bu vasiyeti yerine getirilmez. İnadına yıkarlar, beyaz kefene sararlar, cenaze namazı kılarlar, büyük bir kalabalıkla Karacaahmet mezarlığına götürüp toprağın altına gömerler, imam başucunda dualar okur. Türkçeye, Türk şiirine ömrünü adamış, yüze yakın kitap yayımlamış bir ozanın dilekleri niye göz ardı edilir? Tanıdığım birçok ateist de dini törenle uğurlanmıştı. İnsanların son istekleri niye yerine getirilmez? Cesedinin yakılmasını isteyenler için krematoryum var mı Türkiye’de? Ateistlerin gömüleceği mezarlık var mı? İşte dini baskı budur. Tek din, tek dil, tek ulus anlayışının sonucudur bu. Alevi köylerine camiler yapanlar da onlardır, bin yıllık köylerin adlarını değiştirenler de… Maraş katliamı da onların eseridir, Madımak yangını da… Onlara en güzel yanıt veren onyedinci yüzyılın ozanlarından biridir. Kazak Abdal’ın yaktığı türkü şöyle: Eşşeği saldım çayıra / otlayıp karnın doyura 18 Kasım 2008
|







