|
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin "gizli yapısı" çok eskilere dayanır. "Teşkilatı Mahsusa"yı, "Karakol cemiyetini" Ergenekon'dan ya da asıl adıyla "Özel Harp Dairesi"nden ayrı düşünmek mümkün değildir
Son bir yıla damgasını vuran, "Ergenekon Operasyonu"nu, "bu operasyona kimin karar verdiğini hiç umursamadan" önemli buluyorum.
Kaldı ki, AK Parti de içinde olmak üzere, Türkiye'de böyle bir operasyona karar verecek güçte hiçbir siyasi partinin olduğuna da inanmıyorum.
Şemdinli davasında, dosyaya bakan savcının nasıl da yalnız bırakıldığını düşündüğümüzde bu durum son derece net bir biçimde ortaya çıkmakta.
Ben bu operasyona "uluslararası emperyal güçlerin" karar verdiğine inanıyorum. Kim karar vermiş olursa olsun, bu operasyon önemlidir. Burada eksik olan, Türkiye'deki muhalefet güçlerinin, operasyonu derinleştirmekte ve bu "kontrgerilla cumhuriyetine" karşı geliştirilecek protestolarda eksik kalmalarıdır.
Kendi adıma, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti devletinin "soykırım suçlusu", "İttihat ve Terakki partisi" geleneğinin bir devamı olduğunu dile getirmeye çalışıyorum. Kuruluştan bu yana, kabul edilen ve topluma içselleştirilen "Türk-İslam Sentezci" resmi ideolojinin İttihatçı bir ideoloji olduğunu ve Mustafa Kemal'in de bu ideolojinin yayılması için mücadele eden bir "İttihatçı" olduğunu söylüyorum.
"İttihatçı gelenek", Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan bu yana iktidardadır. Ve bu geleneğin asıl temsilcisi de Türk Ordusudur.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin "gizli yapısı" çok eskilere dayanır. "Teşkilatı Mahsusa"yı, "Karakol cemiyetini" Ergenekon'dan ya da asıl adıyla "Özel Harp Dairesi"nden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bütün gizli teşkilatlar gibi, "Özel Harp dairesi" de Türkiye'nin "iç ve dış siyasetini" belirlerken sivil, asker, polis her türden insanı ve örgütü kullanmıştır. O nedenle bugün Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan ya da tutuklanan kişilerin mensup olduğu meslekler ya da sosyal durumlarının farklılıkları, hiç şaşırtıcı değildir.
Bu operasyon ile yıllardır dile getirmeye çalıştığımız "yasama, yürütme, yargı" kurumlarının militarizme ne denli bağlı oldukları, bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Şemdinli davasında "onlar iyi çocuklardır" diyerek yargıya müdahale eden Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt'ın tavrı ile MGK eski genel sekteri Tuncer Kılınç'ın gözaltına alındığı gün, yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un Başbakan ve Cumhurbaşkanını ziyaret etmesi aynı anlama gelmektedir.
Devletin içinde bulunduğu, "kirlilik" "İbrahim Şahin olayıyla" bir kez daha ortaya çıkmıştır. Susurluğun en önemli "aktörlerinde" İbrahim Şahin, nasıl olduğunu bilmediğimiz bir kaza sonrasında, bugüne kadar hep işkenceyi gizleyen Adli Tıp raporlarında imzası olan Nur Birgen'in verdiği raporla kendisini kurtarmıştır.
Nur Birgen'in verdiği ve İbrahim Şahin'in "hafızasını kaybettiğine" ilişkin rapora dayanarak dönemin Cumhurbaşkanı ve İttihatçı geleneğin en tepedeki temsilcisi olan Ahmet Necdet Sezer, Şahin'i affetmiştir.
Ancak, bu operasyonla öğreniyoruz ki İbrahim Şahin'e bizzat devlet tarafından "hafızasını kaybetmiş bir insan" görevi verilmiştir. Sezer'in affı sonrasında öğreniyoruz ki, İbrahim Şahin "kirli ve derin" operasyonlarına devam etmiş ve hatta Genelkurmay tarafından yeni bir göreve hazırlanmaktadır.
Ergenekon operasyonundan ben de çok şey beklemiyorum. Ama bunun nedeni bizleriz. Yani Türkiye'de kendilerini muhalefet kesiminde tanımlayanlarız.
Hiç unutmayalım ki İtalya'da Gladyo ya karşı milyonlar yürüyüş yapmıştı. Güçlü bir "iç talebin" oluşması halinde ben, Türkiye ve Kürdistan'da yaşanan birçok "kontrgerilla cinayetinin" açığa çıkabileceğine inanıyorum. Ancak ne yazık ki insanlar artık tepkilerini sokaklardan çok "internet" tartışmalarında gösteriyorlar.
Ben diyorum ki, bırakalım "interneti", çıkalım sokaklara...
14 Ocak 2009
|