| "Kriz andı" |
|
|
|
Sibel ÖZBUDUN
"Böcek olmayı kabullenenler,
İlk okullarda her sabah, hepimizi bir "And" içirirlerdi; galiba şimdilerde de devam ediyor bu... Peki, resmi ideolojik yalanın, bebelerden kitlelere maledildiği bu "ayin", kriz Türkiye'sinde ne anlam taşıyor? Gelin; bununla yüzleşelim...
TÜRKÜM, "Hepimiz" Türk'üz değil mi?! Değil... ● "Gen araştırmalarından çıkan sonuç, Türkiye'de yaşayanların hiç de Türkmenlere, Özbeklere çok yakın olmadığıdır. Hatta uzak da diyebiliriz. Akrabalık ilişkisi anlamında ise Türkiye'de yaşayanların biyolojik olarak Orta Asya'yla bağlantısı yok. Sadece göç eden küçük bir grubun var. Eğer illa ki kan bağı olarak tanımlanmak istenirse, böyle bir kan bağı da yok. (...) Orta Asya'dan göç etmeyen yüzde 85-90'ın anlatılmayan öyküsü ve öyküleri var. Orta Asya göçünden önce Anadolu'da yaşayanların bizimle ilgisi yokmuş gibi başka topluluklar olarak gösteriliyor. Bizim atalarımız olarak gösterilmiyor. Onlar vardı ancak göçle birlikte biz gelince gittiler gibi anlatılıyor. Ancak araştırmalar bunun öyle olmadığını gösteriyor. Onlar bizim atalarımız."[2] ● "Genetik üzerine birçok önemli çalışması olan Dr. Robert Wisotzkey (CSU, East Bay) (...) Anadolu'nun gen havuzunda ise Orta Asyalı değil, daha çok Doğu Akdeniz ve Orta Doğulu örneklerin egemen olduğunu belirtti. Orta Asya'dan (Altaylar'dan) küçük bir grubun Anadolu'ya geldiği bilinir. Ancak bu grup, geldiği ve konakladığı bölgede büyük bir genetik patlamaya neden olmamış, aksine, mevcut gen havuzunda melezleşmiştir. Çalışmalar Anadolu gen havuzunda Orta Asyalı örneklerin yüzdesinin hayli düşük olduğunu gösteriyor. (...) Bu noktada, Anadolu'da genetik olarak belirgin bir ‘Türk' ırkından bahsetmek imkânsız olsa da, siyasi olarak kurgulanmış kültürel bir kimlikten bahsetmek hayli mümkün, ancak bu kurgu tarihi günümüze çok yakın. (...) Arnaiz-Villena ve arkadaşları, Akdeniz ve Sahara-altı popülasyonların HLA alellerinin dağılımlarını dikkate alarak sonuçlandırdıkları çalışmaları ile (...) Kürtlerin, Ermenilerin, Türklerin ve diğer Orta Doğu popülasyonları ile büyük bir benzerlik gösterdikleri ortaya çıktı."[3]
DOĞRUYUM, "Doğruyum" mu dediniz? Hadi canım sen de... ● "2006 yılında 77 bin 884 kişi cezaevine girdi. En çok suçu işsizler işlerken, ikinci sırada ‘üst düzey yönetici, müdür ve kanun yapıcılar' yer aldı. Suçları daha çok dolandırıcılık. Türkiye'nin ‘adalet istatistikleri'ne göre en çok işsizler suç işliyor, ancak arkalarından üst düzey yöneticiler, müdürler ve kanun yapıcılar geliyor! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2006 yılına ait ‘Adalet İstatistikleri' içeriden ilginç manzaralar aktarıyor. İşte bazıları: 2006 yılında 84'ü yabancı uyruklu, 75 bin 777'si erkek 2 bin 107'si kadın toplam 77 bin 884 kişi cezaevine girdi... İşlenen suçlar arasında İcra İflas Kanunu'na muhalefet 24 bin 571'le ilk sırada yer alırken, bunu 11 bin 460'la dolandırıcılık, 6 bin 945'le yaralama, 6 bin 93'le ise Askeri Ceza Kanununa muhalefet suçları izledi... Hükümlüler, ‘Suç türü ve iş durumuna göre' ise ‘üst düzey yöneticiler, müdürler ve kanun yapıcılar', ‘profesyonel meslek grupları', ‘yardımcı profesyonel meslek mensupları', ‘büro ve müşteri hizmetlerinde çalışan elemanlar', ‘hizmet ve satış elemanları', ‘nitelikli tarım, hayvancılık, avcılık, ormancılık ve su ürünleri çalışanları', ‘sanatkârlar ve ilgili işlerde çalışanlar', ‘tesis ve makine operatörleri ve montajcıları', ‘nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlar', ‘silahlı kuvvetler' ve ‘işsizler' olarak sıralanıyor. (...) İşsizlerin işledikleri suçlar arasında İcra İflas Kanunu'na muhalefet birinci, dolandırıcılık ikinci, yaralama üçüncü, hırsızlık dördüncü sırada yer aldı... Genel sıralamada ikinci olan kategorideki meslek gruplarının mensuplarının en fazla işledikleri suçlar ise 3 bin 705'le İcra İflas Kanunu'na muhalefet, 3 bin 44'le dolandırıcılık, 771'le yaralama olarak sıralandı. Bu kategorideki kişilerin 724'ü hırsızlık, 504'ü ateşli silahlar ve bıçaklarla ilgili suçlar, 296'sı uyuşturucu ve uyarıcı madde imalatı ve ticareti, 206'sı adam öldürme, 139'u hakaret, 101'i yağma, 98'si kaçakçılık, 83'ü cinsel suçlar, 59'u trafik suçları, 51'i orman suçları, 28'i kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 26'sı uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma ve satın alma, 24'ü kötü muamele, 9'u zimmet, 7'si rüşvet, 918'i de ‘diğer suçlar'dan cezaevine girdi..." ● "Ankara Genç İşadamları Derneği'nin (AGİAD) yaptırdığı, ‘Gençlik, İtibar, İş Hayatı ve Gelecek Araştırması' anketi, Türkiye'de yaşayan gençlerin çoğunluğunun ülkenin geleceğinden ümitsiz olduğunu ortaya koydu. Gençlerin önemli bir bölümü rüşvetle vergi kaçırmayı da doğal buluyor. Derneğin Pi Araştırma Şirketi'ne 18-30 yaş grubu arasındaki 1752 kişiyle yaptırdığı araştırmanın sonuçlarına göre, her üç Türk gencinden biri "İtibar deyince ne anlıyorsunuz" sorusuna "Güç" yanıtını verdi. 100 gençten 36'sı iyi bir eğitim almanın itibar sahibi olmak için ne kadar önemli olduğu sorulunca, ‘Çok önemsiz' derken, yüz gençten 61'i itibar sahibi olmanın her zaman haklı olmak anlamına geldiğini savundu. Yüz gençten 20'sine göre ise itibarın en büyük simgesi ‘Kuvvetli bir banka hesabı.' (...) ‘Fark edilmeyecekse vergi kaçırılabilir' diyenlerin oranı yüzde 57.9 iken gençlerin yüzde 40.9'u geçimini sağlamak için rüşvet almanın doğal olduğunu dile getirdi."
ÇALIŞKANIM, Orhan Veli'nin, "Bedava yaşıyoruz bedava / Hava bedava, bulut bedava / Dere depe bedava / Yağmur çamur bedava / Otomobillerin dışı / Sinemaların kapısı / Peynir, ekmek değil ama / Acı su bedava / Kelle fiyatına hürriyet / Esirlik bedava / Bedava yaşıyoruz bedava," diye haykırdığı tabloda "çalışkanlık" mı? Veya sömürenlerin zenginliğini çoğaltıp/ büyüten yoksulluğumuz mu? ● "İstanbul, Bursa, Denizli, Gaziantep, Kayseri ve Konya gibi sanayinin geliştiği illerde, küresel ekonomik krizin etkisiyle işten çıkarılan işçi sayısının 100 binin üzerinde olduğu bildirildi. Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay, ABD'de finans sektöründe başlayan, giderek tüm ülkelere yayılan ve ‘Bizi etkilemez' denilen ekonomik krizin Türkiye'de de etkisini gösterdiğini ifade ederek, krizin bedelini geçmişte olduğu gibi en çok fakirlerin, işsizlerin ve işçilerin ödediğini söyledi. İşverenlerin büyük bölümünün, krizi bahane ederek işçi çıkarmaya başladıklarını öne süren Atalay, şöyle konuştu: ‘Konfederasyonumuza ve bağlı sendikalarımızın örgütlü olduğu bazı iş kollarında işten çıkarmalar, ücretsiz izin uygulamaları, düşük ücret uygulamaları artmaktadır. Bu, özellikle Bursa'da yaygınlaşmaktadır. İşin en kolay yolunun insan çıkarmak olduğunu sanarak, işçi çıkarmaya devam ediyorlar. Resmi rakamlara göre, Bursa'da 38 bin kişi işten çıkarıldı. Bu büyük bir rakam' dedi. Ergün Atalay, işçi çıkarmanın krizden kurtulmak için çare olmadığını, kriz döneminde işsizleştirmenin, sistem açısından bir intihar olduğunu dile getirerek, krizden ancak istihdam ve üretim artırılarak kurtulunabileceğini vurguladı." ● "TÜİK'in rakamlarına göre Ekim 2008 döneminde genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 21.5 olarak hesaplandı. Türkiye'de tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 14 seviyesine çıktı. Anket sonuçlarına göre işsizlerin profili şöyle: - İşsizlerin yüzde 70.8'ini erkekler oluşturdu. - İşsizlerin yüzde 56.4'ü lise altı eğitimli. - Yüzde 28'i bir yıl ve daha uzun süredir iş arıyor. - İşsizler sıklıkla (yüzde 29.7) "eş-dost" vasıtasıyla iş arıyor. - Yüzde 84.1'i (2 milyon 259 bin kişi) daha önce bir işte çalışmış." ● "Türkiye'deki işsiz sayısı 2.7 milyona yaklaştı ve işsizlik oranı yüzde 10.9'a yükseldi. 458 bin kişi, küresel krizin etkisini yoğun hissettirdiği eylül, ekim, kasımda işsiz kaldı. Türkiye'deki işsiz sayısı, Ekim 2008 döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 385 bin kişi artarak, 2 milyon 687 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1.2 puanlık artışla yüzde 10.9 seviyesinde gerçekleşti. "İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar" da eklendiğinde işsiz sayısı 554 bin artışla 4 milyon 479 bine, işsizlik oranı da yüzde 15.6'dan yüzde 17'ye çıktı."
YASAM: KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK, Çocuklar(ımız) veya onları korumak mı? Kocaman, asılsız bir yalan bu! ● "Kadıköy'de zabıtaların kovaladığı kâğıt mendil satan ilköğretim öğrencisi 13 yaşındaki Bülent Çalıkıran, otomobilin çarpması sonucu öldü. Küçük çocuğun annesi oğlunun, pantolon alabilmek için mendil satmaya gittiğini söyledi. Kaza, önceki gün öğle saatlerinde D - 100 Karayolu Koşuyolu Köprüsü üzerinde meydana geldi. Okuldan arta kalan zamanlarında, sokak sokak dolaşıp kâğıt mendil satarak işsiz babasına yardımcı olmaya çalışan Muratpaşa İlköğretim Okulu sekizinci sınıf öğrencisi Bülent Çalıkıran, zabıtaların geldiğini görünce yanındaki arkadaşı Mehmet Ali Kılınç ile kaçmaya başladı. İki arkadaşın peşine düşen zabıtalar, kısa süren kovalamaca ardından Çalıkıran'ı yakaladı. Küçük çocuk bir anlık dalgınlığından yararlandığı zabıtalardan kurtularak yeniden koşmaya başladı. Zabıtaların tekrar peşine düştüğü Çalıkıran, yolun karşısına geçmeye çalışırken bir otomobilin altında kaldı. Çevredekiler tarafından Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılan Çalıkıran yaşamını yitirdi. Fikirtepe Mandıra Caddesi'ndeki bir gecekonduda yaşayan Çalıkıran'ın babası Mehmet Çalıkıran, günübirlik işlerde çalıştığını ve maddi durumlarının iyi olmadığını söyledi: "Beş çocuğum var. Oğlum bana yük olmamak ve bayram harçlığını çıkarmak için mendil satmaya gitmişti. Oğlum alın- teriyle mendil satıyor. Hırsızlık mı yapmış ki belediye onu yakalıyor? Buna sebep olan zabıta ortada yok. Zabıta çocuğu kolundan tutup arabanın altına atıyor. Bunların sorumluları bulunsun..."[4] ● "Kırşehir'de 6 gün önce kaybolan 11 yaşındaki bir kız çocuğunun cesedi 7 parçaya ayrılmış olarak şehir çöplüğünde; Yozgat'ta ise lise öğrencisi 15 yaşındaki bir genç kız boğazı kesilmiş olarak bir gölet kenarında bulundu."[5] ● "Sakarya'nın Erenler ilçesinde 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz ettikleri gerekçesiyle 4 kişi tutuklandı. Erenler'de yaşayan, adı açıklanmayan 13 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisinin ailesi, kızlarının tecavüze uğradığı iddiasıyla polise başvurdu. Kız çocuğu ifadesinde, erkek arkadaşı E.E. (19) ile 4 arkadaşının fiili livata yoluyla tecavüzüne uğradığını söyledi. Yapılan sağlık kontrolünde de çocuğun tecavüze uğradığı belirlendi. E.E. ile arkadaşları E.B. (15), T.A. (20), S.G. (15) ve Ü.T. (19) gözaltına alındı."[6]
BÜYÜKLERİMİ SAYMAK, Büyükler, saygı, vs... konusuna gelince... ● "Aksaray'da 3 çocuk, Kurban Bayramı'nda el öpme bahanesiyle kapısını çaldıkları 46 yaşındaki A.K.'yi önce dövdü, sonra tecavüz edip 1000 YTL'sini gasp etti. Zanlılar 15 yaşındaki A.U., kardeşi 14 yaşındaki E.U ve arkadaşı 14 yaşındaki İ.B., kaçtıkları Ankara'da polis tarafından yakalanarak cezaevine konuldu."[7]
YURDUMU, MİLLETİMİ ÖZÜMDEN ÇOK SEVMEKTİR; "Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ," dizeleriyle nitelenen gerçeklerin eşliğinde yurt, memleket sevgisi mi? Bakmayın koca koca laflara! Kazın ayağı hiç de öyle değil... ● "Özel üniversitelerde okuyan öğrencilerin yüzde 84.4'ü, devlet üniversitelerindeki öğrencilerin de yüzde 75'i yaşamak ve çalışmak için yurtdışına gitme hayali kuruyor. Özel üniversitede okuyanların yüzde 20'si, devlet üniversitesi öğrencilerinin ise yüzde 18'i bir yolunu bulup yurtdışına gitmeyi başarırlarsa, bir daha ülkeye dönmek dahi istemiyor."
ÜLKÜM, YÜKSELMEK, İLERİ GİTMEKTİR; ... Mi dediniz? ● "Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Ulrich Zachau, 2009 yılında işsizliğin artacağını ve Türkiye'de daha fazla fakir insan olacağını söyledi. Kriz nedeniyle işsiz kalan, gelirleri düşen ve fakirleşen kişilere odaklanmak gerektiğini belirten Zachau, ‘2009 yılında işsizlik artacak ve Türkiye'de 2007 ve 2008'dekinden daha fazla fakir insan olacak. Bu insanların ve bu ailelerin sosyal korumaya sahip olması çok önemli. Hükümetin zaten bu ailelere yönelik yardım programları var ama bu ailelerin sayısı artacak. Bu aileleri izlemek ve gerekli sosyal korumayı sağlamak önemli olacak' dedi. Zachau, Türkiye ekonomisindeki gelişmelere ilişkin olarak yaptığı konuşmada, 2009'da ekonominin seyrinin oldukça belirsiz olduğuna işaret ederek, ‘Türkiye'de GSMH büyümesi 2009 yılında büyük ihtimalle 0'ın biraz altı ile yüzde 2 arasındaki bir aralıkta gerçekleşecektir. Daha yüksek ya da daha düşük olması da muhtemeldir, ama büyük ihtimalle düşük oranda pozitif bir büyüme yaşanacaktır' değerlendirmesinde bulundu." ● Ekonomik büyümenin öncü göstergesi niteliğindeki sanayi üretiminde düşüş ekim ayında hızlandı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, sanayi üretimi ekim ayında yüzde 8.5 azaldı. Böylece üretimdeki düşüş 2001 Kasım ayından bu yana en yüksek düzeyde gerçekleşti. Sanayi üretiminde yedi yıl aradan sonra ilk defa üç ay üst üste küçülme görüldü. Üretim ağustosta yüzde 4.1, eylülde yüzde 5.2 ve ekimde yüzde 8.5 azaldı. Büyümenin üçüncü çeyrekte eksi olması bekleniyor. Dördüncü çeyreğin ilk ayı olan ekimdeki daralma da son çeyrekteki büyümeye ilişkin kötü bir sinyal olarak algılanıyor. Ekim ayında üretim madencilik sektöründe yüzde 15.4 artarken imalat sanayi sektöründe yüzde 10.3, elektrik, gaz ve su sektöründe yüzde 1.5 azalma gerçekleşti. Ekim ayında üretimde en yüksek düşüş oranı yüzde 29.4 ile metal eşya sanayii (makine teçhizat hariç) imalatında gerçekleşti. Onu yüzde 23.8 ile ağaç ve mantar ürünleri (mobilya hariç) ve yüzde 21.8 ile ana metal sanayi izledi. Üretime ilişkin bir kötü veri de kapasite kullanımından geldi. İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı kasım ayında 9.7 puan azalarak yüzde 72.9 düzeyine geriledi. Kapasite kullanım oranı 2003 Şubat'ından beri en düşük düzeye indi." ● "2008 Aralık'ta imalat sanayiinde (üretime göre) kapasite kullanım oranı yüzde 64.7 oldu. Hâlbuki 2007 Aralık'ta yüzde 81.1'di. Demek ki geçen aralık ayına göre, bu aralıkta imalat sanayiinde kapasite kullanımında yüzde 25 dolayında bir gerileme var. Kapasite kullanımındaki gerileme demek, mevcut makinelerin daha az üretim yapması demektir. (...) Bizde imalat sanayiindeki makineler ortalama yüzde 80 dolayında kapasiteyle çalışır. İmalat sanayiinde yıllık ortalama kapasite kullanım oranı 2003 yılında yüzde 78.3, 2004 yılında yüzde 81.2, 2005 yılında yüzde 80.3, 2006 yılında yüzde 81, 2007 yılında yüzde 81.8'di. - Gıda sektöründe geçen yıl aralık ayında kapasite kullanım oranı yüzde 81.1 iken bu yıl yüzde 64.7 oldu. - Tekstilde yüzde 71.3'ten yüzde 68.1'e geriledi. - Giyimde yüzde 83.2 den76.4'de düştü. - Ana metal sanayiinde yüzde 85 iken yüzde 65.2 olarak belirlendi. - Taşıt sanayiinde yüzde 90.6'dan yüzde 44.7'ye indi. (...) İmalat sanayiinin kapasite kullanım oranının düşmesi (1) İşsizlik (2) Fakirlik demektir. Mevcut makinelerde üretilen mal satılamayınca, makine kullanımı düşüyor. (1) Müteşebbis yeni yatırım yapmıyor. (2) İşçisini çıkarıyor. (3) Geliri azalıyor. Bunun yan etkileri var. (1) Kredi borcunu ödeyemiyor. (2) Vergi ödemeleri geriliyor. Devletin vergi geliri azalıyor. (3) Ekonominin büyüme hızı duruyor."[8] ● ‘Türkiye'de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler' araştırması, Anadolu'nun ünlü ‘hoşgörüsü'nün sözde kaldığını ortaya koydu. ‘Mahalle baskısı'nın örneklerle anlatıldığı araştırmaya göre büyük kentlerde dışlandığını söyleyen başı kapalı kadınlara karşı Anadolu kentlerinde açık gezen kadınlar tepki çekiyor. Ramazanda yiyip içmek hâlâ çok zor, ev arayan öğrencilere ‘Namaz kılar mısın?' diye soruluyor, otobüste Türkçe bilmeyen akrabalarından telefon gelen gençler, Kürtçe konuşmamak için tek laf etmeden telefonu kapatıyor, Alevilik'le ilgili ‘yanlış bilinenler' hâlâ nesilden nesile aktarılıyor. Gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener, Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi ve Açık Toplum Enstitüsü desteğiyle ‘Türkiye'de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler' konulu bir araştırma yaptı. (...) Amaç küçük Anadolu kentlerindeki farklı kimlik ve yaşam tercihi olan kişilerin ‘din ve muhafazakârlıktan' kaynaklanan baskı ve ‘ötekileştirme'yle karşı karşıya kalıp kalmadıklarını saptamaktı. İslâmi hayat tarzını seçmiş olanların karşılaştıkları baskı kamuoyunda tartışıldığı ve birçok araştırma yapıldığı için ‘laiklere karşı ayrımcılık' incelendi. Sonuçlar yaşam tercihlerinden kaynaklanan toplumsal baskıyı, ramazanda kamusal alanda yaşanan sorunları, Aleviler ve Hıristiyanların karşılaştığı ayrımcılığı çarpıcı örneklerle ortaya koydu. (...) - Kayseri'de bir kadın derneği üyesi, yeni taşındığı apartmanda komşu kadınlardan ‘pantolon giymenin kendisine hiç yakışmadığı' tepkisini aldı. Pek çok kez Kayseri'deki kapalı kadınların pantolon giyen kadınlara ‘hatlarınız belli oluyor, bizim erkeklerimiz tahrik oluyor' dediklerini duymuştu. - Adapazarı'nda bir kadın, arkadaşının ev eşyası satan bir firmanın tanıtım toplantısına katıldığını, salonda kendi dışında başı açık tek bir kadın olduğunu, salondaki bir kadının ‘Başı açıklara ölüm' diye bağırdığını anlattı. - Erzurum'da genç bir kadın: "Erzurum'da diz üstü etek, askılı bluz zor görürsünüz. Hanımlar özellikle basen bölgesini mutlaka kapatma ihtiyacı hissediyor. Ten rengi çorap giyemiyor. Kent dışından gelen öğrenci arkadaşlarımız bile, bir süre sonra bakıyorlar ki, fark etmeden kol boyu uzamış. Kot pantolon üzerine mümkün değil bir kazak giyemezsiniz. Pardösü giymek zorundasın. Yoksa ayıplanır." - Batman'da bir kadın kuruluşundaki görevli iki yıl önce bir genç kızın gittiği düğünde pantolon giydiği için öldürüldüğünü anlattı. - Denizli'deki bir kadın öğretmen içkili mekânların kent dışına taşınmasını eleştirdiği, öğrencilere cihat çağrısı yapan kitap dağıtılmasını ortaya çıkardığı için tehdit edildiğini anlattı. - Malatya'da ADD yetkilisi, verdikleri içkili kokteyllere kentteki devlet görevlilerini de davet ettiklerini ancak eskiden içki bardaklarını garsonlar dolaştırırken şimdilerde içki masasının bir başka odaya konulduğunu, kimi davetlilerin içki olduğunu görünce cin çarpmış gibi geri döndüklerini anlattı. - Aydın'da başka kentlerden okumaya gelen Alevi gençler, bir Alevi kadına üniversitede tanıştıkları arkadaşlarının kendilerine ilk sordukları sorunun ‘mum söndü' olduğunu söyledi. - Sivas'ta CHP il örgütünde etkin bir Alevi, Sivas'ın ileri gelen devlet adamlarını köyüne iftar yemeğine çağırmış, ancak hiçbiri gelmemişti. Niye gelmediklerini şöyle cevapladı: "Çünkü Alevilerin kestiği yenmez." - Sultanbeyli'deki bir kişi Sünni bir kadının başka bir kadına ‘Bunlar Alevi, Kızılbaş. Ekmeğe tükürüp sana öyle verirler' dediğini duyduğunu anlattı. - Erzurumlu bir üniversiteli renkli tişörtler giydiği için mahallesindeki gençler tarafından tartaklanmıştı. - Erzurum'da CHP il yönetiminden bir kadın Atatürk Üniversitesi öğrencisi Sivaslı bir gence üniversitedeki ülkücüler Tarafından dayak atıldığını ve ‘Hem Sivaslısın, hem Alevisin, hem de solcusun, başta alternatifin yok yiyeceksin bu dayağı' dediklerini söyledi. - Trabzon'da bir öğrenci ev tutarken ‘Namaz kılar mısın', ‘Oruç tutar mısın' diye sorulduğunu, bir arkadaşının ramazanda evde kola içerken ev sahibine yakalandıklarını, bunun üzerine o gün kiralarının artırıldığını anlattı.
VARLIĞIM, TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN! "Koyun gibisin kardeşim,/ gocuklu celep kaldırınca sopasını/ sürüye katılıverirsin hemen/ ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye./ Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani,/ hani şu derya içre olup/ deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf./ Ve bu dünyada, bu zulüm/ senin sayende./ Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer/ ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak/ kabahat senin,/ -- demeğe de dilim varmıyor ama --/ kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!" diyen Nâzım Hikmet'in dizelerini asla unutmadan ve nihayet... ● "Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Akpolat, doçentlik tezi için ‘Farklı ama birlikte' başlığıyla hazırladığı araştırmasında, Erzurum'da halkın yüzde 40'ının farklı dinden olanları ‘tehlikeli' gördüğünün ortaya çıktığını açıkladı. (...) Akpolat'ın elde ettiği sonuçlar özetle şöyle: - Kadınların yüzde 87'si, erkeklerin ise yüzde 78'i farklı dinden kişilerle evlenmek istemiyor. - "Farklı dinden kişilerle yemek yer misiniz?" sorusuna yüzde 64.2 oranında ‘evet' yanıtı verildi. "Dertlerinizi paylaşır mısınız?" sorusuna ise yüzde 67 oranında ‘hayır' denildi. - Farklı dinlerden kişilerle arkadaşlık edebileceğini söyleyenlerin oranı yüzde 69.8. Komşuluk edebileceğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 66.3. - "Farklı din ve mezhepten kişilerin ülkemizde bulunmasından rahatsızlık duyuyor musunuz?" sorusuna yüzde 30.8'in ‘evet' dediği ankette, yüzde 40.5'lik dilim ‘farklı dinden kişileri tehlikeli' olarak gördüğünü söyledi. Akpolat, sonucun toplumsal çatışma potansiyelini ortaya çıkardığını öne sürerek, ‘Buradaki insanların ‘farklılık' deneyimi yok. Tam tersi kötü deneyimleri var. Ermeni katliamları ve tarihsel tecrübeler farklı dinden olanları kendileri için tehlikeli görmelerine neden oluyor. Bu çok tehlikeli' dedi." ● "Türkçe bilmiyorum, okumam yazmam yok. Bazen Mardin aklıma gelirdi, ağlardım. İşyerinde beni cahil görüyorlardı. Kürt olduğum için hor görüyorlardı. Patron çok iyi davrandı, yavaş yavaş Türkçe öğrenmeye başladım. Eski mahallede komşular Kürtleri kovalım diye imza bile toplamışlardı. Annem Türkçe bilmez, hatta ona bile imza attırmışlardı. Erkek kardeşlerimle çocuklarını oynatmıyordu komşular. Sonra biz mahalleden taşınırken arkamızdan ağladılar, tanışınca çok sevmişlerdi bizi. Dışarı çıktığımda adres soracağım zaman çekinirdim. Tiplerine bakardım insanların Kürt'e benzer birileri varsa onlara sorardım."[9] Ne dersiniz; hergün çocuklara içirilen bu "and" ile çocuklara yüksek sesle, haykırarak yalan söyletmiyor muyuz? 9 Şubat 2009 19:26:09, Ankara.
N O T L A R [1] F. Schiller. [2] Ecevit Kılıç: Haftanın Sohbeti, "Orta Asya'dan Göç Etme Bir Efsanedir", Sabah, 10 Aralık 2007, s.15. [3] Ferhat Kaya, Kambiz Kamrani, "Genler ve Etnik Kimlikler", Radikal İki, 16 Aralık 2007, s.9 [4] "Mendilci Çocuk ne Pantolon Alabildi ne de Bayramı Gördü", Radikal, 8 Aralık 2008, s.3. [5] "Kırşehir ve Yozgat'ta Vahşet", Cumhuriyet, 7 Kasım 2008, s.7. [6] "Küçük Kıza Tecavüz Eden 4 Kişi Tutuklandı", Cumhuriyet, 2 Aralık 2008, s.3. [7] Hasan Bölükbaş, "Bayramda El Öpmeye Gelip Tecavüz Ettiler", Hürriyet, 13 Aralık 2008, s.4. [8] Güngör Uras, "Makine Var, İşçi Var Talep Yok Üretemiyoruz", Milliyet, 13 Ocak 2009, s.7. [9] Şimdi Kayışdağı'nda yaşayan Mardinli, 23 yaşındaki Hafize Eroğlu... Umay Aktaş Salman, "Ya Korucu Olunacak, ya Dağa Çıkılacak ya da Büyükşehirde Yaşam Savaşı Verilecek!", Radikal, 22 Aralık 2008, s.5.
|







