| Sungur Savran ve Ferda Koç'a arzuhalimdir |
|
|
|
Yüksel AKKAYA
Kimseye devrimci, sosyalist olup olmadığını söyleyecek kadar bilge olmadığım gibi, bunun sertifikasını veren biri de değilim. Bunları anlamsız da bulurum. Kimin devrimci/sosyalist olup olmayacağını/olup olmadığını hayat gösterir, tarih son kararını verir (misal Troçki hain mi kahraman mı idi!)... Devrimci olmak ise daha özel bir alan olarak sorundur/sorunludur!.. Örneğin Küba'da devrimci olmak ile Suudi Arabistan'da devrimci olmak aynı kriterlerle ölçülemez. İşin bir de Çin'i kattığımız düşünelim... Ancak, sosyalist olma iddiasında olanlar için kriterler/ilkeler/olmazsa olmazlar vardır. Bu da çok açıktır. Sosyalizmin temel kriterlerini/ilkelerini/olmazsa olmazlarını benimsemiş olanlara, kendisine sosyalist diyenlere, "yok kardeşim, sen öyle değilsin" diyip yok saymak olsa olsa bir "kan davası"/öfke/nefret gibi "şeyler" ile açıklanır. Kuşkusuz bunun için bir de sertifika veren "ulemanın" onayı ile... Ekim Devrimi'ne katılan/kavgasını veren/devrimi gerçekleştiren binlerce insandan büyük çoğunluğu ne devrimci idi, ne de sosyalist idi: bir düzeni, çarlığı ortadan kaldırmak istiyorlardı. Bu büyük isyana bu duygu ile katıldılar... Hikayesini bilen bilir... Bilmeyen varsa, anlatmak borcumuz olsun... (Hah, bu "kel alaka lafta nerden çıktı" demeyin... Bir düşünün) Her devrimci/ilerici savaşın farklı cepheleri vardır. Bazen İran Şah'ına karşı korsunuz; bazen Humeyni'ye... Her ikisinde yeriniz, tanımlanmanız, eylemeniz farklı olmak zorundadır... Bazen Ortanın Solu'na karşı korsunuz, bazen İslamcı bir yapılanmaya... Her ikisinde devrimciliğiniz/ilericiliğiniz/sosyalistliğiniz; mücadele biçiminiz, eyleminiz farklıdır... Sosyalizm rüzgarı yükselirken Erbakan'a tutunmak gericiliktir; İslam rüzgarı yükselirken Cumhuriyet'e tutunmak ilericilik olarak değerlendirilebilir... Bu mevzi/meydan muharebesi savaşında taktiksel olarak verdiğiniz savaş, sizin stratejinize yön değiştirmiyorsa sorun yoktur. Taktik ve strateji! Açıklamaya gerek var mı? www.mavidefter.org'da yayınlanmış olan Sungur Savran'ın yazısı ile www.sendika.org'da Ferda Koç'un yazısı, benim www.sendika.org'daki yazılarıma yönelik değerlendirmeler de içeriyor (belki "de"si fazla oluyor!). İsmail Beşikçi'yi artık kendileri gibi düşünmediği için "hor" gören düşünce ile sosyalist olduğunu, sosyalist toplumu bir büyük düş olarak gören Yalçın Küçük'ü "hakir" bile görmeyen/göremeyen düşünce /tutum arasında çok büyük bir fark yoktur: ikisi de büyük bir haksızlıktır/vicdansızlıktır. Öfke, nefret, kin değil; vicdan devrimci, sosyalist kesimin en önemli duygusu olmalıdır: 1) Sevgili Ferda, 2007 yılında ikinci baskısı yapılmış "Sol Müdahale" başlıklı kitaba yazılmış önsözü "es" geçip, 1980'li yıllarda yayınlanmış olan Aydın Üzerine Tezler serisinden bir kitabın önsözüne gönderme yapıp, "tilkiyi" suçüstü yapmanızı, ne yazık ki "anlayamadım". Anlamamak bir yana, bu topraklarda "toplumsal hareket sendikacılığını" tartıştırmış, bazı önemli meselelerde çok önemli tartışmalara hem yöntem, hem devrimci, hem sosyalist olarak imza atmış bir geleneğin "yazanı/teorisyeni/lideri/önderi, vs." olarak Yürüyüş, Yurt ve Dünya, Toplumsal Kurtuluş, Marksist Damar, Hep İleri'yi de hatırlamayabilirsiniz... Ama, Yalçın Küçük'ün hapisliklerini ve nedenlerini hatırlayabilirsiniz... Ah tilki seni, ahh... ne kurnazmışsın ki ömrünün büyük bölümünü olmasa da bir kısmını hapishanelerde yatarak saklanmakla geçirmişsin (Madem hesap soruyorsunuz. İyi, güzel. Ha Sungur hocam sizin hapisliğiniz kaç yıl? Tabi sevgili Ferda sizinki de, madem açtınız defterleri. Bu tilki, faşist, Şamil jurnalcisine cevap veremeyen adam neler yaşamış ki? Haa, kardeşim, madem soruyon, senin çetelen ne derseniz, valla sıfır, üzülerek diyeyim ki sıfır. Bu anlamda işe yaramaz, devrimciliği, sosyalistliği hak etmemiş biriyim. Zira, Yalçın Hoca, "içeri ile tanışmayandan devrimci/sosyalist değildir" diye şakalar yapan biridir!.. Ben burada sıfır olmasam da sıfıra yakınım!) Oldu mu sevgili Ferda, oldu mu? Lenin'in başucu kitaplarından C.V. Clausewitz'in Savaş Üzerine kitabı taktik ve strateji üzerine olduğu kadar, müdahaleler/savaşlar üzerine de muhteşem bir kitaptır... Tilkiler bu kitaptan etkilenmiş olmasın... 2) Sevgili Sungur Savran, muhtasar hayatına dair az biraz bilgim olmakla birlikte, devrimciliğe, sosyalistliğe soyunduğun ilk günlerde "milli demokratik devrim"den yana olan "yerlerde" bulundun mu hiç? Örneğin ilk solculuk günlerinde, yaşadığın zaman diliminde Türk Solu, YÖN, Aydınlık'lar ne anlam ifade eder senin için ve FKF/DEV-GENÇ? Peki, Doğan Avcıoğlu, Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli ve bunların düşünceleri ile dünden bugüne serüvenin (hay Allah unuttum, bu "sola saplanmış hançer" diye yazılar yazdığın D. Perinçek mi idi onların teorisyeni?). Bu Chavez kiminle iktidara geldi, ülkesini değiştiriyor, ben tam anlayabilmiş değilim: siz iyi bilirsiniz, asker neyim gibi bir şeyler var mı orda? Ortega, Nikaragua'da niye kaybetti? Bolşevikler Ekim Devrimi'ni yaptıklarında yanlarında hiçbir Çar generali, askeri yok muydu? Eski "sohbetlerimizden" de biraz cesaret alarak, sert, ama sert olmanın ötesinde "vicdansız" olduğunu düşündüğüm yazınıza yine Yalçın Küçük'ün kendi söyledikleri üzerinden yanıt vermeye çalışacağım. Vicdansız diye düşünüyorum, zira Şamil Tayyar gibi bir "jurnalciği" nerdeyse hakikat habercisi görüp, nezaket dışı hezeyanlarını, suçluluk duygusu ile hakaretlerini bir "olumlu savunma" gerekçesi görüyorsunuz. Bu dile yabancı değiliz: ne 12 Eylül öncesinde, ne de sonrasında... Nazlı Ilıcak'a gönderme yapmamışsınız, eksik kalmış. Olmadı Sevgili Sungur Hocam, olmadı! Nazlı hanımsız olmaz. Zira, gözdeniz Şamil, 12 Eylül öncesinin Nazlı'sıdır... Siz daha iyi bilirsiniz... Başka yazılarınızda dile getirmiştiniz, iki Küçük'ü bir araya getirdiğiniz bu yazıda da Ergenekon davasını analiz eden bir paragraf yazsaydınız, okuyucu için de iyi olurdu. Şamil'in jurnalcilerini daha iyi anlamış olurduk. Emniyet, Savcı, Hakim Yalçın Küçük'ü Ergenekon davası ile ilişkilendirmezken sağolun, Taraf'ın emniyetçi yazarlarını da aşmışsınız. Ne demeli? Bu toprakların, bu dünyanın neresinde bir devrimci varsa, bir sosyalist varsa, hatta kendisini öyle görmeyip daha geri bir yerden tanımlayan bir olsa da ne deliliğine bakarım ne de tilkiliğine. Çünkü bizdendir, ezilenlerdendir, emekçilerdendir, kır ve kent yoksullarındandır. Ve hiç kimse, bir başkası adına konuşamaz; bu bir yana fetva veremez, sertifika dağıtamaz. Evet, solu uyarmak için biraz vicdan, hepsi bu... (itirazlar için bakınız son not!) Önce, Sosyalist Kamu Oyuna İsmail Beşikçi ile ilgili açıklanmış metinden bir alıntı yapacağım: "Unutulmasın ki, eleştiriye tahammülsüzlüğün başladığı yerde, özgürlük, eşitlik, demokrasi gibi kavramların artık bir kıymet-i harbiyesi ve inandırıcılığı kalmamıştır..." Buraya benim ekleyeceğim, kendisini sosyalist olarak gören birisinin düşüncelerine tahammülsüzlüğün başladığı yerde nice Stalin/Troçki vakası çıkacak olmasıdır. Şimdi söz sırası işbirlikçi, faşist, darbeci, milliyetçi, tilki Yalçın Küçük'te: Yalçın Küçük, Sol Müdahele, Salyongaz Yayınları, 2007, Önsöz: "Çöküş, unutma'dır. Bu kitap ise hatırlatma ve dolayısıyla, dönüş'tür. ... Sol ne zaman çöker, ne zaman, "çökmüştür" ya da "ölmüştür" demek istiyorum; cevabı çok basit ve bir anlamda da totolojik görünüyor. Sol büyük proje, kökten düzenleme ve değiştirme demektir; ütopya'ya yakın ve bir tür mesyanizm'i içinde barındırmaktır. Yalnız, Yahudi mesyonizmi, ki burada İsa'nın çıkışı da var, müdahaleyi kabul etmiyor; sol ise müdahalecilik demektir. Bu nedenle, yerine "aydınlanma" doktrinini ve bu doktrinin bir uygulaması olan, "ilerleme" önermesini koymaktadır. Bunlar yoksa, sol çökmüştür ve yoktur; bu kadar nasit bir cevaba sahibiz. Demek ki, "sol", radikal düzenleme ve her zaman müdahale, demektir. Öyleyse, aydınlama'nın kaçınılmaz çocuğu'dur ve her zaman ütopya'ya yakın durmaktadır. Çökmüştür ve yoktur, diyebiliyoruz. ... Peki, sosyalizm, aydınlanma, daha doğrusu aklın yaratıcılığı ve çözüm gücüne yüksek güven ile ortakçılık değilse nedir; akla ve/veya ise, daima, müdahale davet etmektir. Öyleyse ortada, bu tarifimiz de son derece basit görünmektedir ve güzel, bütün büyük çözümlerin son derece basit olduğunu biliyoruz. Bilim budur. Newton'un yerçekimi ve Marx'ın sınıf çelişkisi veya Freud'un baskı teorilerinden daha basit ne düşünebiliriz; bizleri büyüleyen büyük kompozisyonlar da, son derece basit seslerden örülüyorlar. Bilimde ve sanatta, daha doğrusu tüm yaratıcılıkta, basit olan bir eğilim var. Ütopyacılar, insanlığın güzel çocuklarıdır. Aklın yaratıcılığına güven ile yetindiler. ... Türk aydınını çözümlerken, ütopyasının olmadığını, kurgusu'nun zayıf ve anarşik damarının yok olduğunu not etmiştim; buradayız. ... Red'di bilmeyenler ütopya fakiridirler. ... Marx mı, bütün katkılara çok büyük bağlılık gösterdi; en güzel yanlarından birisi budur. Ama yazılarını en çok zor yapan, aynı anlamda, en çok zayıflatan ve bu nedenle de, pek ço Marx ukalasına kapı açan yanı da budur. ... Sol, Marksizm'den öncedir. ... (uzun bir atlama: hayır, sansürlü değil, bir başka bağlamda tartışılması gerektiği için, hatta tartışıldığı için. Bakınız Manifestonun 160. Yılında Marksizmin Güncelliği, Epos Yayınları. Sevgili Sungur Hocam ve Ferda, niye bu tür kitaplar bu memlekette okuyucu bulamıyor ki? Niye tilki, küçük velici Yalçın'ın kitapları okuyucu buluyor ki? Yok mu burada bir sorun? Sorup, parantez içi geçmiş olalım). "... ‘akp', sadece bir temizlik hareketi idi, millici ve kalkınmacı olmayan, İsrail ile nerede ise uydu ilişkisinde ve bu nedenle komşu ülkelere karşı iki yüzlü bir İslamcı hareket aranıyordu; o halde akp, kendiliğinden bir oluşum değil, sadece bir icat idi". ... Emperyalizm'den dinselleşmeye geçtik. Türkiye'de ve Malezya'da dinselleştirme, ilahi huzur değil, fabrika huzuru içindir. Bu nedenle Türkiye'de, öncesi olmakla birlikte, özellikle 12 Eylül'den sonra yapılanlar, büyük sermayenin diktası doğrultusundadır. Orgeneral ve cürüm arkadaşları, plütokrasinin işaretlerini emir bildiler. Esir ücretine razı, kendisini İslami tevekküle teslim etmiş dindarları yaratmak, direktif idi ve öptüler, başlarını koydular. İnsanı bozmak için, bozulmuş İslam'a muhtaçtılar. Bozdular. Sürekli diktatorya için, insanı bozmak zorundadırlar" Meraklısı geri kalanını kitaptan okuyabilirler... Evet... Bütün mesele biraz da budur. Sol'dan olan önce vicdanlı olmak. Vicdansızdan solcu çıkmaz. Solun tarihi vicdansızlığa karşılık üzerine kuruludur. Solcu, dünü, bugünü, yarını düşünecek, vicdanlı düşünecek; dar, kan davalı, kindar, rövanşist olarak değil; emekçiden, ezilenden, yoksuldan yana olandan yana duranlarla yürümeye çalışacak; sevse de sevmese de... Vicdan meselesinde daha "soğukkanlı" bir değerlendirme ve kafası bu meselede çok karışmış olanlar için başka iki yazı önerilebilir: 1) Yeni Harman, Ocak 2009/1, Tuncay Akgün, "Delisin". 2) soL.org, Ocak 2009, Kaan Arslanoğlu, "Yalçın Küçük-Perinçek: İkili Portre". Hayatımın en anlamlı yanı sosyalist ve devrimci olabilmek ve kalabilmektir... Bu bana taaaa dünden taaaa bugüne her solcuyu savunma "misyonunu" yükler; velev ki yarın bu sevgili Sungur ve sevgili Ferda olsun... Fark etmez. Zaten hem "her yerde" olmam, hem "hiçbir yerde olmamın" temel nedeni de budur... "Sartre Fransa'dır tutuklanamaz" diyenlerin ülkesinde hala niye görkemli gösterilerin yapıldığının, bir dönem sol ile mesafeyi açmış solcu ilim irfan sahiplerinin son dönemlerinde sokaklarda amele taifesi ile yürüyüşünün ve birden liberallerce dışlanışını sırrı da, gizemi de buradadır... Vicdansızdan solcu olmaz, tilkiden hiç... ama tarihin birikmiş öfkesini karşı devrimciler üzerinden bize anlatmaya çalışanlardan hiç ama hiç olmaz... arınacaksak önce devrimci, sosyalist vicdandan arınalım... Sonrasını konuşuruz... Sevgili Sungur, Sevgili Ferda arzuhalimdir, arz ederim... Umarım tarih beni değil sizi haklı çıkarır. Ergenekon savcılarından daha savcı olmaya soyunanların olduğu yerde Desalı Emine ne yapsın, Sinterli işçiler ne yapsın... Sınıfın gerisinde geri kalmamaya çalışalım yeter... Kapitalizme, faşizme, gericiliğe, diktatörlüğe karşı savaşta her cephe önemlidir... Önce kapitalizmin köleliğine karşı çıkan Desalı Emine'yi kurtaralım... gerisi gelir... Açık hava, kapalı hava sınıf müzeciliğine son verelim... Sınıf savaşı şiddettir... Bunu yapamayanlar, yapmak istemeyenler ne devrimcidir, ne de sosyalist. Budur turnusol kağıdı... ne tilki arayalım, ne de Ergenekoncu... (devamı olacak) 18 Şubat 2009 İlgili yazıları okumak için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsinizYalçın Küçük ve Veli Küçük ya da Siyonistlerin gerçek dostları kimlerdir? Sungur SAVRAN Tilki tilkiliğini bildirene kadar - Ferda KOÇ
|







