| İki makas arasında |
|
|
|
Devlet bir mühendislik teknolojisiyle hareket eden, bütüncü, inşa eden bir heyulaya dönüştükçe; aktör de doğal olarak seçkinci, bürokrata dönüşecektir. 90'lı yıllarda devlet-toplum okumalarında gerçekleşen asıl kırılma budur. Sınıf ilişkileri içindeki burjuvazi Kartezyen(!) bürokrat ile yer değiştirecek; devletin asıl sahibine indirgenecektir. Buna "büyük el çabukluğu" da diyebiliriz.Ali ŞİMŞEK
90'lı yılarda özellikle akademide artan çalışma alanlarından birini, ulus ve ulus devlet üzerine oluşturulan literatür oluşturuyor. Milliyetçilik tasarımlarını da kapsayan bu eğilim, bir tarafıyla da kültürel çalışmaların disiplinarasılığına dayanıyordu. Bütün bu literatürün mekanizmasını ise postmodernlik tartışmalarını içine alan modernliğin krizi oluşturuyordu. Ana hatlarıyla bu yönelim; bir ilerleme anlayışının, temsil mekanizmalarının, bilimin ve aklın krizine, bütünsel yapıların çatırdayarak farkın ve parçanın kendini gösterme potansiyeline (ötekinin dili) dayanıyordu; tikelin gerilimi de diyebiliriz buna. Ya da meta anlatıların ya da tarihin sonu. Fazlasıyla kavramsal ve içrek bir felsefi söyleme, hemen her şeyi epistemolojikleştiren bir modernlik üzerine yükselen bu söylemler, 90'lı yıllardan bu yana hemen her alanı kapsayan binlerce sayfalık bir yoğunluk üretti. Kısacası 90'lı yıllarda kapitalizm kavramının yerini modernlik tartışmaları alacaktı; ya da farkı ortaya çıkaran iyimserlik dolu küreselleşme! Ulus, milliyetçilik ve ulus devlet üzerinden yürüyen postmodern tartışmaların merkezinde ise, hemen her şeyi planlayan, temsili, farklılıkları homojenleştiren, hiyerarşik, bütüncül, jakoben ve despot Kartezyen modern devlet duruyor. İlginçtir devletin neo liberal küçültülme ve esnetilme sürecinde yukarıdaki argümanların, farklılıkları kuşatan, özgür sivil toplum efsanesini güçlendirmek anlamında çok iş gördüğü söylenebilir. Bu post referanslı tartışmaların en belirleyici yönü, ulus ve devlet üzerine, ekonomi ve siyaset ve en genel anlamıyla sınıf ilişkilerinden söyleme kaymak olmuştu. 60'lı yıllarda gerçekleşen "dile dönüşün" sonucu olarak Foucault esinli sulandırılmış bir söylem kavramı, yapılanlardan çok yazılan ve söylenenlerden yola çıkıyordu. Söylenen üzerine ve en geniş anlamda kültüre odaklanmak sınıf ve politika ilişkilerini çoğu zaman algılanamaz kılıyordu. Örneğin birçok doğru barındıran Edward Sait'in Oryantalizm okuması, fazlasıyla yüzeyselleşerek, kültürelleşerek Avrupa'yı Doğu-Batı ilişkisinden okumaya çalışıyor; el çabukluğuyla Avrupa'nın en acımasız eleştirmeni Marx bile bir anda oryantalist oluveriyordu. 90'lı yıllar literatüründe ulus üzerine Benedickt Anderson, Eric Hobsbawm ve Ernst Gellner'in temel referanslar olarak adını anmak gerekecek. Çoğu Marksist, bu milliyetçilik ve devlet yorumları söylem ağırlıklı bir ızgara üzerine alındığında sınıf vurgulu gücünü de yitirecektir. Örneğin Anderson'un ünlü Hayali Cemaatler kitabının 3. derece yorumları, ulusu sınıfsal ilişkilerden azade saf bir hayale indirgemekten kaçamamıştır. Ya da Hobsbawm'ın "icat edilmiş gelenek" kavramı. Metin (dergi, gazete, el yazması, kütüphane) okumaya odaklanmış ve 90'lı yılların yıldızı kültürel çalışmalarla harmanlanmış bu koskoca literatürün mirası ise devlet-sivil toplum makası içinde devinen "sol liberal" bir demokratlık çağrısıdır. Devlet bir mühendislik teknolojisiyle hareket eden, bütüncü, inşa eden bir heyulaya dönüştükçe; aktör de doğal olarak seçkinci, bürokrata dönüşecektir. 90'lı yıllarda devlet-toplum okumalarında gerçekleşen asıl kırılma budur. Sınıf ilişkileri içindeki burjuvazi Kartezyen(!) bürokrat ile yer değiştirecek; devletin asıl sahibine indirgenecektir. Buna "büyük el çabukluğu" da diyebiliriz. Bugün laik, devletçi Kemalist "taraf" ile, Taraf gazetesinde billurlaşan özgürlük, demokrasi havariliği arasında oluşan kapanın epistemolojik arka planını, yukarıdaki el çabukluğu oluşturmaktır. Öyle ki herhalde dünyanın hiçbir ülkesinde liberalizmin felsefi savunusunu bir "yokluk" üzerinden temellendirerek bu kadar açık deklare edilmeyecektir. Üstelik pratikte liberalizm yeni versiyonlarıyla bu kadar çuvallamışken. Gelecek yazıda bu "taraf" olma kapanına devam etmek üzere... Merhaba! 1 Nisan 2009
|







