E-posta listemize katılarak dergimizdeki yeniliklerden haberdar olabilirsiniz


Yurttan Sesler

Türkiye'nin Ünlüler Treni

Anımsama Defteri

Müslüm Baba Marx'ın Kapitalini Öğretiyor

Yerel seçimler versus sınıf mücadelesi üzerine, veya... PDF Yazdır e-Posta

Yüksel AKKAYA

 

Aslında başlık çok anlamsız. Zaten ben de anlamsız iki "şeyi" sorgulamak, karşılaştırmak istiyorum!.. Uzun yazmayacağım. Uzun yazmanın ne kadar "sakıncalı" olduğunu bir kez daha gördüm. Kendime söz verdim. Mümkün olduğunca, "zorlandırılmadıkça" uzun yazmayacağım (Örneğin, S. Savran'ın beni Ergenekon avukatlığı ile itham ettiği yazı türünden hiç uzun yazı yazmayacağım; bu tür yazılara yanıtımı yazara saygısızlık, okura saygısızlık olmasın diye birkaç paragraflık açıklama ile yetineceğim).

Yerel seçim sonuçları herkes tarafından meşrebince yorumlanıp, değerlendiriliyor. Bu çok doğal. Doğal olmaması gereken devrimcilerin sosyalistlerin bu süreçleri gerçek bağlamından kopuk, ajitatif değerlendirmesi... Eh bu da solculuk ve devrimcilik ise konuşulacak çok şey var. Seçim analizleri yeni yeni yapılırken ben biraz daha bu alanı/söylemi gözlemi sınıf analizleri üzerinden sürdürmeyi tercih ediyorum. Kiminin hoşuna gitse kiminin de gitmese!..

Sınıf mücadelesini çok önemsiyorum. Yeterince gözlem alanım var. Ve sınıf adına hareket eden siyasal yapıların bir kısmının söylediklerine farklı anlamlar atfederken derin analiz yapanlara ne yazık ki katılamamaktayım.

Bu kriz döneminde yükselen bir sınıf hareketi yok. Sevgili Sungur hocam heyecanla var gibi gösteriyor; ama yok. Niye yok?  Yok çünkü, var gibi gösterilen yerlerde ne üretim var ne de iş. Patron dükkanı tatil etmiş. Tatil edilen dükkanı da işçiler kendince işgal etmiş! Bir koca illüzyon bu. İllüzyon çünkü, 1968-1971 fabrika/işyeri işgallerine benzemez bu garip işgaller. Bu garip işgaller, zurna zırt demiş, ondan bi haber sonra yapılan can havli işgalleridir, dolayısıyla anlamlı olmakla birlikte, sınıf mücadelesinin yükseldiğine işaret etmez, kanımca sınıf mücadelesinin ne kadar kör, dip bir yerde, bir mecburiyetin mahçubiyeti olarak kendisini ortaya koyar. Tıpkı bu ülkede grev olmadığı gibi.  Birkaç işletme hariç bu ülkede yapınla "grevler" gerv değil açık işveren "lokavtlarıdır". Grev grev diye heyecanlanalar e yazık ki gerçeğe gözlerini kapamışlardır. Y. Küçük'ten bir Ergenekoncu,  Y. Küçük'ü sosyalist, devrimci bir vicdanla sahiplenenlerin bir Ergenekoncu avukatı olarak uydurulması kadar büyük bir illüzyondur bu. Ol sebep önce sınıfı, sonra sınıf mücadelesindeki uğrakları gerçekliği içinde değerlendirmek gerekir. Ajitasyon elbet önemli, ama gerçeklikten kopuksa yalancı çoban hikayesine dönüyor nihayetinde.

Kriz döneminde yükselen bir sınıf hareketi yoktur.

Kriz dönemimde aylarca ücret alamayan işçilerin kapatılmış işyerlerini, işyeri işgali olarak kabul etmek sorunludur. Sınıf mücadelesini önemseyenlerce içerik ve biçim olarak bu ve benzer olaylar mutlaka daha sağlıklı değerlendirilmelidir.

Kendimizi kandırmayalım. Kandıra kandıra geldiğimiz yer belli. Biraz da nesnel gerçekliğe bakmak lazım. Ne dersiniz sevgili Sungur Hocam? Ha küfür ötesi/aşağılama ötesi bir tartışma isterseniz elbet yaparız. Siz önce bir ilk yazınıza bakın tartışacak bir fikir kırıntısı gösteri; hezeyan dışı.. Daha sakin ve daha akil çok iyi şeyler yazabileceğinizi biliyorum. Ne olur ve de lütfen bir de buradan deneyin...

Yerel seçimler, bir kriz döneminde mağlup çıkan solun kendini galip ilan etme çocuksulukları, hesap oyunları ile malul olmak zorunda değil. Kendimizi bir önceki dönemin sayıları/oranları ile kandırmayalım. Gerçekçi olalım.  Ve, bir yerel iktidar programı/politikasını genel siyasetin ötesinde ne kadar ortaya koyup koyamadığımızı, bu alanda söyleyecek sözümüz olup olmadığını bir daha gözden geçirelim.

Bu kadar basit bir şeyi yapamayacağımızı da biliyorum.

Olsun. Ben sadece söylemiş olayım.

SON NOT: Sevgili Sungur Hocam,

İçinizdeki öfkeyi, nefreti hala anlayamadım. Aramızda bir "tanışmışlık", biraz "dostane" ilişkiler olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum? Bunun bir anlamı yok diye bilirsiniz! Bunu da anlarım. Ama ilk yazınızda beni dolaylı, ikinci yazınızda doğrudan hedef alan "garip" yazılarınız anlamakta cidden zorluk çekiyorum. Lütfen bunu da benim aptallığıma/geri zekalığıma bağışlayan. Benim öyle zeki olma; her şeyi algılama yeteneğim yok! Ama yine de sizden yardım talep edeyim:

Sizce ben bir Ergenekoncu olabilir miyim? Çok açıkça yanıt verin, diyeceğim, ama avukatlık gibi bir sıfat ve görev verdiğiniz için bu sorudan imtina edip, yanıtı Mavi Defter'in okuyucuları ile solun kendi yargısına bırakıyorum (tabii Mavi Defter'deki arkadaşların vicdanına da!).

Ben "devrimci/sosyalist vicdan" diyorum siz "cellat" diyorsunuz. Zaten sorun da burada. Verdiğiniz örneklere de buradan bakıyorum. Sosyalizm ve devrim mücadelesinde dünden kalan ne güzel varsa bizim birikimimizdir. Devrimci ve sosyalist bir birikime sahip olandır. Bir başka düzeni red edendir.

Cumhuriyet'i savunmak kötü müdür?

Bana göre değildir.

İspanya'da cumhuriyeti savunmak için binlerce başka uluslardan insanlar iç savaşa katıldılar; hepsi devrimci ve komünist idi.

Yunanistan'da cumhuriyeti savunmak için binlerce insan bu mücadeleye farklı uluslardan gelip katıldılar. Hepsi devrimci ve sosyalist idi.

Sizin yola çıktığınız yerden bakarsak bunlar Ergenekoncu idi...

Doğru olabilir!..

İspanya iç savaşında cumhuriyeti yıkmak isteyen her kesime karşı mücadele eden ne kadar devrimci ve sosyalist ise ben de o kadarım, avukatı olmakla suçlandığım Ergenekoncu Yalçın Küçük de... (hadi size yakışmaz ben hatırlatmış olayım, Y. Küçük Ergenekondan sorgulanmadı, gittiği hapishanelerde yer yok numarası ile illa Ergenekoncuların yattığı yere götürüldü! Tabi bunu sizce hiçbir anlamı yok! Olmaması da doğal olabilir. Bu bir deneyim bir birikim sonuçta! Y. Küçük'ün her söylediği elbet doğru olmayabilir; bu söylenenlere katılma zorunda da olmayabiliriz; ama, bir şeyi hiç unutmamak lazım: içrden çıkan içerde iradesini teslim almak isteyene iradesinin teslim alınamayacağını göstermek ister. Bir İspanya, bir Yunanistan üzerinden Türkiye'de cumhuriyeti korumak savaşı/mücadelesine girmiş olan bir insanın bu dünyasını anlamak pek çok insana zor gelebilir; anlarım bunu, ama son yazınızdaki engin tarih bilgisi göz önüne alındığında... diyecek çok şey kalmıyor... önerim: az öfke, daha akil ve sakil düşünme...)

Yunanistan iç savaşında cumhuriyeti korumak için mücadele edenler ne kadar devrimci ve sosyalist ise ben de o kardım; savunduğum, avukatı olduğum Yalçın Küçük de  o kadar.

Siz bu ülke de bir İspanya, bir Yunanistan görmeyebilirsiniz. Siyaset anlayışınız illa ki açık çatışmayı görmeyi gerektirebilir. Bu da sizi sorununuz.

Bu topraklarda bir iç savaş var. Sınıf savaşından önce bir İspanya, bir Yunanistan iç savaşı var. Varın siz yükselen işçi hareketi ile oyalanın. Bırakın biz de başka şeyle..

Ama ne olur küfretmeyin... Size hiç yakışmıyor...

Sevgili Sungur Hocam,

Birbirimizi tanırız... Bir gün uzun uzun konuşuruz... Sonra isterseniz bunları da Mavi Defter'de paylaşırız. Ama küfretmeden, aşağılamadan... (siz size eş/dost tepkilerini dile getirmişsiniz. İsterseniz ben de bana gelen hiç tanımadığım insanların yazılı tepkileri burada dile getireyim!)

Her şeye rağmen bir cephenin mücadelesi içinde yer alan iki insan olarak

Dostlukla, kabulünüz olursa tabi.

15 Nisan 2009

 

 

Mavi Defter'den Rastgele

Öteki TarihSovyetler Birliği'nin (kuruluşunun ve çöküşünün) gayri resmi tarihi: Tehlikeli bir hayat

Sait ÇETİNOĞLU Wartkes Tewekelyan'ın "Tehlikeli Bir Hayat"ı, Rusya'dan Sovyetler Birliği'ne giden süreci ve bu süreç içinde çok genç yaşta Kızıl...
devamı...

Öteki Tarih19 Mayıs/Tarihin İktidara Yedeklenmesi

20’li yılların başındaki İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte, eskiden de var olan, kendine ait bir devlete sahip olmaya ve onu idare etmeye alışkın olan askeri yönetici elit sınıf...
devamı...

AkademiaMichel FOUCAULT ile bir iktidar söyleşisi

Son dönem Fransız felsefesinin en önemli isimlerinden Michel Foucault ile iktidar merkezli bir söyleşi gerçekleştirdik. Tarihin ‘devam etmeyen’ yerinden konuşan bir filozofa ayak...
devamı...

Yasak ElmaBu utanç bizim değil!

Taciz ve tecavüze uğrayan kadınların biraraya gelerek mücadele etmesini amaçlayan Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi, Amargi bünyesinde faaliyetlerine başladı. İnisiyatif bileşenlerinden...
devamı...