E-posta listemize katılarak dergimizdeki yeniliklerden haberdar olabilirsiniz


Yurttan Sesler

Türkiye'nin Ünlüler Treni

Anımsama Defteri

Müslüm Baba Marx'ın Kapitalini Öğretiyor

"...kimselere anlatmadım. Öksüz olduğumu çok kimseye..." PDF Yazdır e-Posta


Varlık ÖZMENEK

 

Türkiye nereden baksanız yerin 7 kat dibinde bir otosansür ülkesi.

Gün yüzüne vurmuş.

Gözüne mil, diline düğüm...

...

Sanat ve Hayat Dergisi'nin Nisan 2009, 36'ncı sayısında "Doruklardaki Çağrışımlar" bölümünde yer alan bir yazımı Mavi Defter okuyucularına ileterek açımlamağa çalışacağım.

Öyle inanıyorum ki bu coğrafyanın insanlığı, yerin 7 kat dibinde bu düğümü (öksüzlüğü) çözmeden insanlığına kavuşamayacak:

*** *** ***

Türkülerin Kocabeyi ve Büyük İnsanlık Korosu

(O da sonsuz uykusunda; Sıdıka Su hanımın dünyalar kadar güzel dirençli anısı ve hatırı önünde saygıyla eğilerek )

Türkülerimizin Koca Bey'i, bana öyle gelir ki, ülkenin ses doruklarında çalar söyler sonsuz uykusunda, canlı.

Doruklarda yankılanır Büyük İnsanlık Korosu... Onbinler. Yüzbinler. Milyonlar...

Çocukluğumun kulağımda yer eden ilk sesleri arasında O'nun adı vardı; Köy Enstitüleri'nin (Çifteler, Aksu, Pulur, İvriz, Arifiye) kurucu emekçilerinden babam anlatırdı O'nun sesinden türküleri. O da müzik öğretmenliği yapmıştı aynı uygarlık ören yerlerinden Hasanoğlan'da.

60'lı yıllardan itibaren adından sonra sesine de kavuştum; hep acılı, fırtınada heybetli ulu çınar yapraklarını andırır hışırtılı, dik başlı dağların yankılı doruklarında berrak acılı uğultulu, boran.

Babam doğru sözlü bir adamdı. Kendisini doğururken lohusada ölen nenem ile henüz o 3,5 yaşlarında iken Yemen'e gidip bir daha dönmeyen dedemin acısını; "Ben hem anne şehit, hem de baba şehit; şehit oğlu şehit" diyerek dindirmeğe çalışırdı öksüzlüğünü hep; inanıyorum ki; O'nun öksüzlüğü ile yuğurup ortak bir sessiz iç dünya sesi oluşturmuş; bugün böyle çözüyorum.

Yurttan kökten sesler...

*** *** ***

O yıl doğanlar askerden döneli iki yıl oldu; iki yıldır genellikle işsizler demek ki...24 yıl olmuş.

1985 yılının Eylül ortalarında İsveç Radyo Televizyon Kurumu'nun çağrılısı olarak Stockholm'e giderken dostlar söylemişlerdi:

"Döndünde belki de Ruhi Baba artık aramızda olmayacak!.."

Dedikleri çıktı. Bugün 28 Şubat'la derin bir otosansüre dönüşen 12 Eylül rejimi, -tedavisi için son bir çare yurtdışına gidebilir miydi?- solkırımsal demir pençe, yurt dışına çıkmasına pasaport vermediler.

Vatanı yine kurtardılar!

O akşamdı. (Dinlerseniz, yazılaştırdığım notlardan okuyacağım.)

Eve dönerken, biraz da kasten yolu uzatırken, karanlık gökyüzüne göz gezdirdim.

Başkentin tozlu, eksoz dumanlı, gürültülü akşamını pirinç gibi ayıklayarak, çocukluğumun bir bozkır gecesine döndüm. Gökyüzünün yaldızlı karanlığı en çok bozkır gecelerinde duygu, hüzün ve direnç yüklü gibi gelir bana. Anımasayabildiğim en körpe çocuksu izlenimlerimden bazıları orada saklıdır.

Önce Torosların gölgeli eteklerinde uzanan kırda bir yaz vakti, bir gece, babamla elele yürüyoruz. Gece berrak bir su, bozkır alabildiğine kulak...

40 yaş büyüğüm babamla birbirine çıkırtılı seslerle karışan adımlarımız arkadaş. Babam dokunaklı bir sesle, kısa bir geçmişe dair iç geçiriyor.

"- Evlât, senin doğduğun köy de böyle bir kır köyüydü. Enstitü ile arası 11 kilometreydi. Çifteler kırında tek başıma yürürdüm sabah akşam."

"- Kışın da mı yürürdün baba?" diye soruyorum,

"- Evet oğul, yaz ve kış. Evde sizler, okulda 800 çocuğum..."

Babam bir kez daha gözümde büyüyor. Bu yollarda ve tek başına! Korkuyu kondurmuyorum tabii babama; soruyorum:

"- Peki, soğukta-karda nasıl yürürdün, üşümez miydin?"

Çocukluk ne güzel, anımsamak ne güzel...(Bu anlattığım 60 yıl oluyor; babam sonsuz uykusuna gideli 39 yıl doluyor...)

Hiç unutmadım.

Babamın birdenbire bir duygu yalımına sarmalandığını hâlâ duyumsarım. Avucunda tuttuğu elimi oyun oynar gibi havaya kaldırıp, salladı. Belleğimin dağlarında yankılanan ve her anımsadığımda ve şu anda yazarken de yüreğimi kabartan yanıtı şöyle oldu:

"- Ruhi Su'nun sesiyle yürürdüm evlâdım!"

Ve sonra da şu türküyü söylemeye başladı:

Ah, senin o tekdirin bize abestir
Bu yiğitlik sana kimden mirastır
Eğer ki, kulluğa verirsem destur
İnan üçten beşten senden geride kalan değilem,
Broyyy!..

Karşıda, ta uzaklarda, oldum olası bağdaş kurmuş gibi oturan Toros'ların heybetli gölgesi kımıldadı, yer göğe erdi, yıldızlar yere indi gibi geldi bana...

Bu kez, ben salladım elini babamın. Güldü, bahtiyar ve daha yüksek bir sesle devam etti:

Kavga görmeyince açılmaz aynım
Benimle beraber Mustafa kaynım
Eğer ki, kavgada kızarsa beynim
İnan üçten beşten senden geride kalan değilem,
Broyyy!..

"- ...

... Bugün hâlâ... Ruhi Su'nun sesiyle yürümek, böyle oluyordu demek...

Türkülerin Kocabey'i:

Kocabeyem çok diyarlar gezmişem
Nice nice alaylar bozmuşam...

Broyyy!

*** *** ***

Oldum olası olduğu gibi, gizemli bir solkırım yasası gibi, güzel şeyler yazıldı, çizildi, söylendi, 20 Eylül 1985'in ardından da. Ve hiç değilse bir giz aralandı. Milliyet Sanat'ın 1 Ekim 1985 tarihli sayısında "Ah'lar İçin Zaman Çok Geç...Evet. Ruhi Su Öldü" başlıklı yazısında Zeynep Oral, O'nunla 1 Mayıs 1984'de yaptığı bir söyleşiyi yayınladı.

Ruhi Su anlatıyor anlatıyor, sonunda şöyle diyor:

"...kimselere anlatmadım. Öksüz olduğumu çok kimseye söyleyemedim..."

- ...

39 yıl önce kaybettiğim babamın, Ruhi Su ile tanışıklıktan öte türkülerin iletişimi ile paylaştığı giz-gizem bu olsa gerekti.

Doğarken loğusa yatağında kaybettiği annesi ile 3,5 yaşlarında Yemen'lere gidip de gelmeyen babasının acısını Ruhi Su'nun sesiyle "Yemen Türküsü" ile emzirip, "Koca Bey"iyle yiğitlendirirdi zahir, diyorum bugün, hiç değilse.

Ya... Ruhi Baba?

Ruhi Su, çalıyor, söylüyor volkan ağızlarında ama, bir şeyciği söyleyemiyor:

"... Öksüz olduğumu çok..."

*** *** ***

... İçimizdeki dorukta dağ taş ezik Büyük İnsanlık Korosu...

. Yerin 7 kat dibine değin Otosansür Ülkesinde Ruhi Su öksüz!

Broyyy!..

10 Mart 2009, Ankara

*** *** ***

Sevgili Mavi Defter okuyucuları,

Sanat ve Hayat okuyucularına yazdığım bu yazıyı sizlere de sunmuş bulunuyorum.

Bu ülkenin dağı-taşı... Broyyyy!...

Ankara, 16 Nisan 2009
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Mavi Defter'den Rastgele

Öteki Tarih19 Mayıs/Tarihin İktidara Yedeklenmesi

20’li yılların başındaki İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte, eskiden de var olan, kendine ait bir devlete sahip olmaya ve onu idare etmeye alışkın olan askeri yönetici elit sınıf...
devamı...

Öteki TarihHassasiyet

Temel Demirer, 20 Ocak 2007 günkü konuşmasında, 1915'lerden sonra azınlıklara karşı uygulanan en önemli politikalardan biri olan 19 Ocak 2007 tarihinde gazeteci Hrant Dink’in herkesin...
devamı...

Akademia"Sınıf"tan kaçış yok!

Haluk GERGER Yayın dünyasına yeni bir yayınevi daha katıldı: KAWA Yayınları. Görsel tasarım, yayın planı, kitapların editoryal hazırlığı gibi konularda deneyim...
devamı...

AkademiaMikro iktisada giriş: Karşılık, boşluk ve alışkanlık

Karşılıklarımız neye karşılık geliyor? Alışkanlıklarımızdan başka neyimiz var? Boşluk dönüşmeye nerede başlıyor?
devamı...