|
Sungur Savran, Yüksel Akkaya ve Coşkun Musluk'un eleştirilerine yanıt veriyor
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Burjuvazinin ekonomistleri ve gazetecileri gerçeklerle yüzleşmekten vebadan kaçar gibi uzak dururken, yazarımız Sungur Savran krizin seyrini resmediyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ergenekon operasyonu sürecinde ve tutuklanıp bırakıldıktan sonraki dönemde konuşmalarıyla Can Yücel'in "Yalçın Küçük'tür ama mide bulandırır" sözünü anımsatan "sosyal kontrgerillacı" şahsiyet, sosyalist sol'a musallat olan bir hastalığı bizlere yeniden anımsatıyor. Yazarımız Sungur Savran hem bu konuda uyarılarda bulunuyor hem de bugünün en çok tartışılan meselesi - Erdoğan'ın Davos konuşması ve sonrasında yaşanan tartışmalar üzerinden "Siyonizmin gerçek dostları kimlerdir" sorusunun yanıtını arıyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Gazze savaşına karşı solun yaptığı eylemlerde iki slogan farklılıklarıyla dikkat çekiyor. Bunlardan biri "Katil İsrail, Filistin'den defol!". Öteki ise "Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!" İlk slogan bütünüyle yanlıştır ve İsrail-Filistin sorununun doğasının kavranamadığını gösterir. Doğru şiar ikincisidir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Bugün Türkiye'ye bir Emek ve Özgürlük Cephesi gerekiyor. Buraya giden yolda 2009 baharında yapılacak yerel seçimler büyük önem taşıyor. Üçüncü Cephe elbette seçimlerle sınırlanmamalıdır ama seçimler cephenin kuruluşuna giden yolda çok önemli bir fırsat olarak beliriyor
|
|
Devamını oku...
|
|
Uluslararası finans krizi, “Marx haklı mıydı?”, “Kapitalizm çöküyor mu?” sorularıyla birlikte tartışılmaya başlandı. Ama “Marx ne demişti ki?” sorusunu soran, bu soruya yanıt arayan kimseye de rastlanmıyor. Yazarımız Sungur SAVRAN, bu eksikliği Mavi Defter okurları için gideriyor; Marx’ın kriz konusunda neler söylediğini, yaşanan krizin süregiden seyri üzerinden inceliyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Mali çöküşle birlikte, neredeyse otuz yıldır toplumda estirilen rüzgâr terine dönüyor. Bu arada bütün bir dönem boyunca beslenen, körüklenen, monolitik bir sesle topluma yayılmaya çalışılan bir dizi düşünce de tarihin çöplüğünde hak ettiği yere doğru yol almaya başlıyor. İnsanların maddi varlığı düşünsel hayatın kalıplarını belirler. Mali çöküş, aynı zamanda ideolojik efsanelerin çöküşü ile el ele yürüyor. |
|
Devamını oku...
|
|
TSK perde arkasından iç savaşı sürdürüyor. Başka güçleri öne sürüyor. İki kampın boğaz boğaza geldiği bir aşamada, kendisini açık biçimde öne sürmesinin tehlikeli olduğunu 22 Temmuz yenilgisiyle fark etmiştir. Şimdi günü gelince ağırbaşlı ve adaletli bir “hakem” olarak duruma müdahale etmenin altyapısını hazırlıyor. Bu, TSK’nın burjuvazinin iç savaşının içine boylu boyunca girmesinden çok daha tehlikeli bir durumdur. |
|
Devamını oku...
|
|
Ergenekon’un ardındaki dinamikler o kadar açık ki birçok sol hareket ilk bakışta doğru bir teşhisle bunun hakim sınıfların iki kampı arasındaki mücadelenin ürünü olduğunu söylüyor. Bizim 2006 sonundan bu yana yaptığımız niteleme, yani yaşananın “burjuvazinin siyasi iç savaşı” olduğu gerçeği, artık düzenin temsilcileri saflarından olsun, soldan olsun, birçok kişi tarafından, mecaz düzeyinde dahi kabul görüyor. Buraya kadar güzel. Ama iş burjuvazinin savaşan iki kampında hangi güçlerin yer aldığının açıklanmasına gelince her şey değişiyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
TKP, son dönemdeki tavrıyla, burjuvazinin iç savaşında, toplumsal gücünü TÜSİAD burjuvazisinin sağladığı, siyasi önderliği orduda olan Batıcı-laik burjuvazinin destekçisi solun tipik bir örneği haline gelmiştir. Ne var ki, burjuvazinin iç savaşında bir de öteki kanadı, yani AKP’yi destekleyen bir başka sol daha var. Kemal Okuyan’ın yazısı 21 Haziran Cumartesi günü “70 Milyon Adım” başlığı altında darbeye ve darbecilere karşı düzenlenen bir yürüyüşü eleştirmek amacıyla yazılmıştı. İşte bu yürüyüş, öteki akımı tartışmak için son derecede uygun bir örnek oluşturuyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 / 2 |