|
Nalan ÇELİK, bu yazısında, Bergson felsefesi ve estetiği üzerinde duruyor, Bergson'un izinde "sanatçının işi" üzerine düşünüyor: "Hani bir bebeği kucağınıza bırakıverirler. Pazara kadar, markete kadar gideceğim diye. Çok basit gibi görünen bu iş ne kadar da ürkütücüdür. Pembe ayaklı, pembe elli, güzel kokulu çıkardığı seslerden, ne dediği anlaşılamayan bir dünya vardır, debelenip durur kollarınızda. Onu öyle güzel tutmalı, öyle dikkatli bakmalı, öyle güzel dinlemeli, öyle güzel oyalamalısınız ki, annesi döndüğünde gülümseyen bir dünyayla karşılaşsın. Dünyamızda böyle. Ona öyle göz kulak olmalıyız ki gülümseyen bir bebek gibi teslim etmeliyiz bizden sonrakilere."
|
|
Devamını oku...
|
|
Onur ERYILMAZ
İnsanlar inanmadan yaşayamazlar. Ben sana inandım, Tezer. Ondandır şehvetle kucaklayışım hayatı. Yolları, şehirleri, evleri, gökyüzünü, yıldızları, düşleri, kışları, baharları, seni büyütüyorum içimde.
|
|
Devamını oku...
|
|
Dilek ERSOY, ilk yazısıyla, bir şarkının yaşamının erken dönemlerinde onda bıraktığı izlerin peşine düşüyor. Mavi Defter'de, bundan sonra da, bir ezginin hikâyesini, bize bıraktığı izlenimleri, çağrışımları anlatan yazıları okuyabileceksiniz. Yani bu sayfalarda notalar sözcüklerle buluşacak, hem şarkı dinleyeceğiz hem şarkı "okuyacağız."
|
|
Devamını oku...
|
|
Nalan ÇELİK, düzenin sis içinde bırakıp unutturduğu bir şairin dünyasına götürüyor bizi: "Enver Atılgan şiirlerinde, ülkemizin tarihine tanıklık ederiz. Şiiri özneliyle, yaşadığı alanla sınırlı değildir. Şairin öznesi, nesnelerle, öznelerle ilişki içindedir. Ülkenin tüm köylerini, insanını, çocuklarını içine alır."
|
|
Devamını oku...
|
|
Onur ERYILMAZ
Geç kaldın diyor, çıkardığım paltomu asarken. Ellerim soğuktan morarmış. Gülüyorum. Güldüğümü görmeden mutfağa gidiyor. O halde suratımı asabilirim. O geç kaldın için. Nasıl olsa onu da görmeyecek.
|
|
Devamını oku...
|
|
Onur ERYILMAZ
Tüm zamanları yaşadık Tezer. Tüm acıları, kaygıları, korkuları, basit bir aşk filmini izler gibi seyrettik. Yüreğimizde sevgiye, sevgilere, sevinçlere yer kalmadı. Ne hazin! Biliyorsun öyle değil mi?
|
|
Devamını oku...
|
|
Onur ERYILMAZ
Yaşlı kadın içeri girdi, kucağında iki iri odun parçasıyla. Saçları yağan kardan bembeyaz olmuştu. Demir sobanın üst kapağını maşayla açtı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Onur ERYILMAZ
Sızlanan insanları sevmedim ben. Gururlu oluyorlardı. Neydi gurur? Anlaşılmaz bir hırs, karşısındakine inat. Bu insanların işe yaramadıklarını düşündüm hep. Arkalarında ve önünde, kendilerinden habersiz bir pohpohlayıcı güruhla gezerlerdi. Gülüşleri saklı, ağlamaları uzak oldu bana.
|
|
Devamını oku...
|
|
Delil CİZRELİ
Saat gecenin bilmem kaçı. Kediler parkta oyun oynuyor, kaydıraktan kayıyor. Köpekler saklambaç oynuyor. Kuşlar yuvalarında, çatı aralarında tedirgin uyuyor. O evde neler oluyor?
|
|
Devamını oku...
|
|
Zeynep UZUNBAY
Oruç Aruoba, haiku ustası Başo'nun haikularını, Kelebek Düşleri adıyla Türkçe'ye kazandırdı. Derleyen de çeviren de kendisi. Kitapta, Başo'un ve öğrencilerinin, başka haiku ustalarının iki yüz yetmiş beş haikusu var. Ayrıca, haiku geleneğinin tarihsel gelişimi, beslendiği, özdeşleştiği düşünce biçimlerini bulmak da mümkün.
|
|
Devamını oku...
|
|
|